İnnâ erselnâke bilhakki beşîran veneżîrâ(an)(c) ve-in min ummetin illâ ḣalâ fîhâ neżîr(un)
Şüphesiz biz, seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, aralarında bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.
Muhakkak ki biz seni hak ile hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet de yoktur ki, içlerinde bir uyarıcı geçmiş olmasın.
Bu ayet, peygamberlerin temel görevlerini ve ilahi mesajın evrenselliğini vurgulamaktadır. 'Göndermek', 'müjdelemek', 'uyarmak' ve 'ümmet' kavramları üzerinden ilahi iletişimin mahiyeti ve tarihsel sürekliliği dilbilimsel olarak incelenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' (gönderme) kelimesinin, bir şeyi serbest bırakmak ve salıvermek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'erselnâke' ifadesi, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Allah tarafından belirli bir görev ve mesajla, yani hakikatle serbest bırakılıp gönderildiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'erselnâke' ifadesini 'بعثناك' (seni gönderdik) olarak açıklar. Bu, Allah'ın peygamberi insanlara elçi olarak tayin etmesi ve onu bir misyonla görevlendirmesi anlamındadır. Ayetteki bağlamda, peygamberin ilahi bir iradeyle gönderildiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'risâlet' (elçilik) kavramının Kur'an'daki merkeziyetini inceler. 'Erselnâke' fiili, Allah'ın insanlarla iletişim kurma biçimini, yani elçiler aracılığıyla mesajını iletmesini ifade eder. Bu, ilahi iradenin yeryüzündeki tezahürüdür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'beşîr' kelimesinin 'müjdeleyici' anlamına geldiğini ve genellikle hayırlı haberler için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'beşîran' ifadesi, peygamberin iman edenlere Allah'ın rahmetini, cennetini ve mükafatını müjdeleyen rolünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beşâret' kelimesinin, bir haberin insan derisinde (beşer) sevinç veya üzüntü belirtileri göstermesine neden olmasıyla ilgili olduğunu açıklar. 'Beşîran' ise, özellikle sevindirici haberleri getiren kişi demektir. Ayette, peygamberin iman edenlere umut veren yönünü ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'beşîr' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'nefsin sevinçle dolmasına sebep olan haberleri getiren' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, peygamberin Allah'ın vaat ettiği güzellikleri insanlara duyuran elçi konumunu pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nezîr' kelimesini 'munzir' (uyarıcı) olarak açıklar. Bu, peygamberin insanları Allah'ın azabına karşı uyaran, onları kötü akıbetten sakındıran görevini ifade eder. Ayetteki 'nezîran' ifadesi, peygamberin sorumluluğunun bir diğer boyutunu, yani uyarıcılık görevini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'inzâr' kelimesinin, korkutmak ve sakındırmak anlamına geldiğini, ancak bu korkutmanın bir bilgi ve uyarı ile birlikte olduğunu belirtir. 'Nezîran' ise, insanları gelebilecek bir tehlikeye karşı önceden uyaran kişidir. Ayette, peygamberin inkarcıları ve günahkarları Allah'ın azabına karşı uyaran rolünü vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'inzâr' kavramının Kur'an'da 'beşâret' ile birlikte, peygamberlik misyonunun iki temel direğini oluşturduğunu belirtir. 'Nezîran' ifadesi, peygamberin insanları yanlış yoldan dönmeye ve Allah'ın emirlerine uymaya çağıran, aksi takdirde karşılaşacakları sonuçları bildiren rolünü ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ümmet' kelimesinin, 'imam' (önder) kelimesiyle aynı kökten geldiğini ve bir önder veya ortak bir amaç etrafında toplanan topluluk anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ümmetin' ifadesi, geçmişte yaşamış her bir insan topluluğunu, her bir milleti kapsar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ümmet' kelimesinin farklı anlamlarını sıralarken, 'bir peygamberin gönderildiği topluluk' anlamını da zikreder. Bu ayette, 'ümmetin' ifadesi, Allah'ın her topluluğa bir uyarıcı gönderdiği evrensel ilkesini pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ümmet' kavramının Kur'an'da sadece etnik bir grup değil, aynı zamanda ortak bir inanç ve kaderi paylaşan bir topluluk anlamına geldiğini vurgular. Ayetteki 'ümmetin' ifadesi, ilahi mesajın ve uyarıcılığın tarih boyunca tüm insan topluluklarına ulaştığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'halâ' fiilinin 'geçip gitmek', 'sona ermek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'illâ halâ fîhâ nezîr' ifadesi, geçmişte yaşamış her ümmetin sona erdiğini ve bu sona ermeden önce mutlaka bir uyarıcının onlara geldiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halâ' fiilinin 'bir şeyden boş kalmak' veya 'bir şeyin geçip gitmesi' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, 'geçmiş ümmetler' anlamında olup, bu ümmetlerin tarih sahnesinden çekildiğini ve her birinin kendi zamanında bir uyarıcıya sahip olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'halâ' fiilinin 'geçmiş zaman' ve 'önceki nesiller' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, 'geçmiş her ümmet' ifadesiyle birlikte kullanılarak, ilahi uyarıcılığın tarihsel sürekliliğini ve evrenselliğini pekiştirir.
Fâtır Sûresi
“İnnâ erselnâke bilhakki beşîran venezîrâ(an) ve-in min ummetin illâ halâ fîhâ nezîr(un)” Şüphesiz ki seni, bir müjdeci (Beşir) ve bir korkutucu olarak gönderdik. Ve hiçbir ümmet yoktur ki illâ içlerinde bir korkutucu gelip geçmiştir. (35/24)
(İnnâ erselnâke şâhiden ve mübeşşiran ve nezira)
48/8. “şüphe yok ki, biz seni bir şâhid ve bir müj-deci ve bir korkutucu olarak gönderdik.” Dikkat edilirse, birinci Âyetteki ifade burada da aynen belirtilmektedir. (İnnâ fetehnâleke) (İnnâ erselnâke) birinci Âyette “senin için açtık” derken, burada ise “seni gönderdik” ifadesi kullanılmaktadır ki, bu bölümde zât-î Âyetlerdendir, yine burasını da üç yönlü (1) Hakikat-i Muhammed-î, (2) Hazret-i Muhammed, (3) ve ümmet-i olan bizler itibariyle incelememiz yararlı olacaktır kanısındayım.
(1) Hakikat-i Muhammed-î yönüyle baktığımızda.
Daha evvelce de belirtildiği gibi Ulûhiyyet’in zuhur mahalli olan Hakikat-i Muhammediyye yi Zât-ı mutlak, “Muhakkak ki Biz” diyerek, araya hiç bir mertebeyi sokmadan Hakikat-i Muhammediyye ye hitaben seni “irsal-Rasûl” ettik, yani zât âleminden ef’âl âlemine kadar olan bütün sahaya gönderdik. Ne için? Bütün âlemlerde ve her zerrede Allah’ın varlığına (şahit) ve bunun müjdesini veren (mübeşşir) ve bu halden gaflette olan mahalleri de (nezir) uyarman için gönderdik, şekliyle düşünüp kendimize yeni bir ufuk açmak sûretiyle idrak ve zevk edebiliriz.
(2)Hazret-i Muhammed, zuhur’u Muhammed-î mertebesi itibariyle baktığımızda.
“Ey Habîbim! Seni bütün âlemlerde Ulûhiyyet ismimle var olan “Ben” Allah’ın tecelli ve zuhuruma (şahit) ve bu hali müjdeleyici (mübeşşir) inkâr edenleri de uyarıcı (nezir) olarak gönderdik,” şekliyle izah ve zevk edebiliriz.
(3) Üncü hali olan ümmet-i yani bizler içinse!
Hakk buyurur ki, “ey kulum senin beden mülkünde zuhuru olan Hakikat-i Muhammed-î mertebesini, beden mülkünde Hakk’ın varlığından başka bir şeyin olmadığının açık (şahid) i ve (mübeşşir) müjdeleyicisi ancak, bu hal ve hakikatlere inanmadığın takdirde akibetinin ve pişmanlığının çok çetin olacağının (nezir) uyarı-ikaz-ı nı yapmaktadır şekliyle, idrak ve zevk edebiliriz.” [96] “ İz- -T-B- ”
Âyeti celilede, Zat mertebesinden risâlet mertebesine olan sesleniş vardır. Burada risâlet mertebesinin iki önemli vasfı Beşir-müjdelemek, nezir-uyarma, korkutma özelliği vurgulanmaktadır. Burada hemen dikkatinize sûre ve âyet numaralarını sunmak istiyoruz. 35 sûre numarası sağdan sola okunursa 53 (Terzi Baba) hakikati Muhammedi üzere şifre sayı çıkmaktadır. Bir başka yönden de bakar isek, 35-hicret ile birlikte varılan risâlet şehrinin sayısal ünvanıdır.
Bu iki İlâhi vasıf, birbirinin zıddı gibi görünüyor ise de zıt lar değil, birbirinin mükabili ve delili gibidir. Burada nezir-korkutma, dinleyenleri ve uyanları ittikâ sahibi yapıp müttakilerden kılma, gaflete, benliğe düşmekten uyaran, İlâhi seyr yolundaki tuzaklar için sakındıran, şefkatli bir uyarıcı ma’nâsında düşünebiliriz.
Kendilerinin bir sohbet meclisinde huzurunda bulunup nazarına mülâki olanlar, müjdelerken aynı zamanda sakındırdığını, yani hem Beşir, hem de nezir oluşuna şahitlik edebilmekteyiz.
Burada bir miktar Beşir üzerinde durup, hem sayısal değerlerine, hem de harf manalarına bakacak olur isek….,
بشير2+300+10+200= 512. 51+2=53 (Terzi Baba), müjdeleyen, tebşir eden dir.
O, nun müjdeleri ruhlarımız için bir şifa kaynağıdır.
Basireti ile görebilen gözlere, lâtif beldelerden gelen haberlerdir. Aşk yurdundan sunulan hazinelerdir. Kaynağı hiçbir zaman kurumayan, velâyet çeşmesinden akan kutsi ilimlerin müjdecisidir o Onun yolunda, onun lisanından, müjdelerin en güzeli ilim taliplilerine verilmektedir. Bazı ulemâ-i kiram zümer suresi 53. üncü âyetini enbüyük müjde (Beşir), ve ümitvar olmak, âyeti olarak beyan etmişlerdir.[97] “ İz- -T-B- ”