Beşşiri-lmunâfikîne bi-enne lehum ‘ażâben elîmâ(n)
Münafıklara, kendileri için elem dolu bir azap olduğunu müjdele.
Münafıklara da haber ver ki, kendileri için çok acı bir azab vardır.
Nisâ 138. ayet, münafıklara yönelik ilahi bir tehdidi dile getirirken, 'müjdele' fiilinin ironik kullanımı ve 'elem verici azap' kavramının derinliğiyle dikkat çeker. Ayet, münafıklığın akıbetini ve bu akıbetin niteliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'بشر' kelimesinin asıl anlamının 'deri' (بشرة) olduğunu ve 'tebşir'in, bir haberin insan derisinde (yüzünde) sevinç veya üzüntü belirtileri göstermesine neden olmasıyla ilgili olduğunu belirtir. Bu ayette ise, sevindirici haberin aksine, münafıklara verilecek azabın kesinliğini ve dehşetini vurgulamak için istihza (alay) yoluyla kullanılmıştır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, bu tür kullanımların Arap dilinde yaygın olduğunu ve 'müjdele' fiilinin, hoşa gitmeyen bir şeyin haberini vermek için de kullanılabileceğini ifade eder. Burada, münafıkların beklediği bir müjde değil, aksine onları bekleyen kötü akıbetin kesin bir haberi söz konusudur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki bazı kelimelerin, bağlamına göre temel anlamlarından farklı, hatta zıt anlamlar kazanabileceğini belirtir. 'Beşşir' fiilinin bu ayetteki kullanımı, ilahi mesajın ironik ve uyarıcı tonunu güçlendiren retorik bir araçtır; münafıkların alaycı bir şekilde 'müjdelenmesi', onların durumunun ciddiyetini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'münafık' kelimesinin 'nifak'tan geldiğini ve bunun da 'yer altındaki tünel' (نفق) veya 'köstebeğin bir delikten girip diğerinden çıkması' (نفق اليربوع) anlamıyla ilişkili olduğunu belirtir. Bu, münafıkların bir dinden girip diğerinden çıkmaları, yani iki yüzlülükleri ve gerçek kimliklerini gizlemeleri durumunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nifak'ın şeriatta, küfrü gizleyip imanı açığa vurmak olduğunu açıklar. Münafıklar, dış görünüşleriyle Müslümanlar arasında yer alırken, iç dünyalarında İslam'a karşıtlık beslerler. Ayetteki 'münafıklar' ifadesi, bu ikiyüzlü zümreyi hedef almaktadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nifak' kavramının Kur'an'da özel bir anlam kazandığını ve İslam toplumunun içinden gelen bir tehdidi temsil ettiğini vurgular. Münafıklar, dışarıdan Müslüman gibi görünerek toplumsal birliği zayıflatma potansiyeline sahip oldukları için, Kur'an'da onlara karşı sert bir uyarı dili kullanılır. Bu ayet de bu uyarıların bir parçasıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'azap' kelimesinin 'tatlı sudan mahrum kalmak' (عذب الماء) kökünden geldiğini ve bu bağlamda, kişinin arzu ettiği şeylerden mahrum bırakılması veya acı verici bir duruma maruz kalması anlamını taşıdığını belirtir. Münafıklara vaat edilen azap, onların dünyadaki rahatlık ve güvenlikten mahrum kalacakları, ahirette ise şiddetli bir cezaya çarptırılacakları anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azap'ın, 'kişiyi arzu ettiği şeylerden alıkoyan her şey' olduğunu ifade eder. Kur'an'da genellikle ahiret azabı için kullanılır ve münafıklara yönelik bu azap, onların dünyadaki ikiyüzlülüklerinin karşılığı olarak hem ruhsal hem de bedensel bir işkenceyi ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'azap' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın gazabının bir tezahürü olarak kullanıldığını ve günahkarların işledikleri fiillerin doğal bir sonucu olduğunu belirtir. Münafıklara vaat edilen azap, onların iman etmeyişlerinin ve ikiyüzlülüklerinin kaçınılmaz bir sonucudur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'elim' kelimesinin 'elem'den türediğini ve 'şiddetli acı veren' anlamına geldiğini belirtir. Bu sıfat, azabın niteliğini vurgulayarak, münafıkların karşılaşacağı cezanın sadece bir ceza değil, aynı zamanda son derece acı verici ve dayanılmaz olacağını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'elim' kelimesinin 'azap'ın sıfatı olarak kullanıldığında, bu azabın hem fiziksel hem de ruhsal olarak derin bir acı vereceğini, dayanılmaz bir ıstırap kaynağı olacağını vurgular. Münafıkların azabı, sadece bir ceza değil, aynı zamanda şiddetli bir elem ve keder kaynağı olacaktır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'elim' kelimesinin 'elem' kökünden geldiğini ve 'acı veren, ızdırap veren' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'azaben elîmen' ifadesi, münafıklara verilecek cezanın sıradan bir ceza olmadığını, aksine son derece şiddetli ve sürekli bir acı kaynağı olacağını pekiştirir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(138) (Beşşiril münâfikîne Bi enne lehüm azaben elîmâ;)
“Münafıklara da haber ver ki, kendileri için çok acı bir azab vardır.”