İnne-lleżîne âmenû śümme keferû śümme âmenû śümme keferû śümme-zdâdû kufran lem yekuni(A)llâhu liyaġfira lehum velâ liyehdiyehum sebîlâ(n)
İman edip sonra inkar eden, sonra inanıp tekrar inkar eden, sonra da inkarlarında ileri gidenler var ya; Allah, onları bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir.
İman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir.
Nisâ 137. ayet, imandan küfre, tekrar imana ve tekrar küfre dönen, nihayetinde küfürde aşırılaşan kişilerin durumunu ele almaktadır. Ayet, bu kişilerin Allah tarafından bağışlanmayacağını ve doğru yola iletilmeyeceğini vurgulayarak, imanın istikrarının ve küfürden uzak durmanın önemini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdiki ve dilin ikrarıdır. Aslı emniyetten gelir ki, korkunun zıddıdır. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, kalben tasdik edip dil ile ikrar ederek Allah'a güven duymayı ve O'nun birliğini kabul etmeyi belirtir. Bu, geçici bir kabulden ziyade, bir teslimiyet halini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İman (أمن) kavramı, Kur'an'da sadece 'inanmak' değil, aynı zamanda 'güvenmek', 'kendini emniyette hissetmek' ve 'sadakat göstermek' anlamlarını da içerir. Bu ayetteki kullanımı, başlangıçta Allah'a ve O'nun mesajına duyulan bu güven ve sadakati ifade eder, ancak sonraki küfürle bu durumun bozulduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Küfür (كفر) kelimesi, bir şeyi örtmek ve gizlemek anlamına gelir. Çiftçi toprağı tohumla örttüğü için 'kâfir' denilmiştir. Ayetteki 'keferû' ifadesi, imanı gizlemek, örtmek ve dolayısıyla Allah'ın hakikatini inkar etmek anlamında kullanılmıştır. Bu, bilinçli bir reddedişi ve nankörlüğü ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Küfür (كفر), Arap dilinde bir şeyi örtmek ve gizlemek demektir. Kur'an'da ise, Allah'ın nimetlerini örtmek, yani nankörlük etmek ve O'nun varlığını veya birliğini inkar etmek anlamında mecazi olarak kullanılır. Bu ayette, daha önce iman etmiş kişilerin hakikati örtbas etme eylemini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Küfür (كفر) kelimesi, semantik olarak 'örtmek', 'gizlemek' ve 'nankörlük etmek' anlamlarını taşır. Kur'an'da bu kelime, Allah'ın varlığını, birliğini veya peygamberlerin getirdiği mesajı reddetme eylemini ifade eder. Ayetteki tekrar eden 'keferû' kullanımı, bu inkarın bir alışkanlık haline geldiğini ve derinleştiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ziyade (زيادة), bir şeyin aslına eklenerek çoğalmasıdır. 'İzdâdû' fiili, bir şeyin tedricen artmasını ve kemiyet veya keyfiyet olarak fazlalaşmasını ifade eder. Ayetteki 'izdâdû küfrâ' ifadesi, küfrün sadece tekrar etmekle kalmayıp, aynı zamanda nitelik ve nicelik olarak da derinleştiğini, kökleştiğini ve şiddetlendiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ziyade (زيادة), bir şeyin üzerine eklenerek artmasıdır. 'İzdâdû' kalıbı, bir durumun veya özelliğin zamanla daha da güçlenmesini ve yaygınlaşmasını ifade eder. Bu ayette, küfrün sadece bir eylem olmaktan çıkıp, bir karakter özelliği haline geldiğini ve kişinin benliğine iyice yerleştiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğufrân (غفران), bir şeyi örtmek ve korumak demektir. Allah'ın mağfireti, kulun günahlarını örtmesi ve onu azaptan korumasıdır. Ayetteki 'liyağfira' ifadesi, Allah'ın bu kişilerin işlediği küfürleri affetmeyeceğini, yani onları bu günahın sonuçlarından korumayacağını belirtir. Bu, bağışlamanın bir şartı olarak imanın sürekliliğine işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ğafr (غفر), bir şeyi örtmek ve gizlemek anlamına gelir. Allah'ın mağfireti, kulun günahlarını örtmesi ve onu cezalandırmamasıdır. Ayetteki 'lem yekuni'llâhu liyağfira lehum' ifadesi, bu kişilerin küfürdeki ısrarları ve artışları nedeniyle Allah'ın bağışlama lütfundan mahrum kalacaklarını açıkça ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hidâyet (هداية), lütuf ve inayetle doğru yola iletmektir. Allah'ın hidâyeti, insanı doğruya yöneltmesi ve ona hakikati göstermesidir. Ayetteki 'liyehdiyehum sebîlâ' ifadesi, Allah'ın bu kişileri, küfürdeki ısrarları nedeniyle, doğru yola iletme lütfundan mahrum bırakacağını, yani onlara rehberlik etmeyeceğini belirtir. Bu, hidayetin ilahi bir lütuf olduğunu ve kişinin kendi seçimiyle bu lütuftan mahrum kalabileceğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hidâyet (هداية), bir şeyi açıkça göstermek ve ona doğru yönlendirmektir. Kur'an'da bu kavram, Allah'ın insanlara doğru yolu göstermesi ve onları hakikate ulaştırması anlamında kullanılır. Ayetteki 'velâ liyehdiyehum sebîlâ' ifadesi, küfürde ısrar edenlerin, Allah'ın hidayetinden mahrum kalacaklarını ve doğru yolu bulamayacaklarını vurgular. Bu, hidayetin ancak Allah'ın dilemesiyle gerçekleştiğini ve kişinin kendi eylemlerinin bu dileği etkilediğini gösterir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(137) (İnnellezîne âmenu sümme keferu sümme âmenu sümme keferu sümmezdâdu küfren lem yekünillahu li yağfire lehüm ve lâ liyehdiyehüm sebîlâ;)
86
“İmân edip sonra inkâr eden, sonra imân edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir.”