Velleżâni ye/tiyânihâ minkum feâżûhumâ(s) fe-in tâbâ ve aslehâ fea'ridû ‘anhumâ inna(A)llâhe kâne tevvâben rahîmâ(n)
Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa, onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
Sizlerden zina edenlerin her ikisine de eziyet edin. Eğer onlar tevbe edip kendilerini ıslah ederlerse onlardan vazgeçin. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve çok merhamet edendir.
Nisâ Suresi 16. ayet, zina eden iki kişiye uygulanacak ilk cezayı ve ardından tövbe etmeleri durumunda bu cezanın kaldırılmasını ele almaktadır. Ayet, Allah'ın tövbeleri kabul edici ve merhametli olduğunu vurgulayarak, toplumsal düzenin korunması ve bireylerin ıslahı arasındaki dengeyi dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أتى' (etâ) fiilinin asıl anlamının 'gelmek' olduğunu belirtir. Ancak mecazi olarak, bir işi yapmak, bir fiili işlemek anlamında da kullanılır. Ayetteki 'يَأْتِيَانِهَا' ifadesi, 'o fiili işlemek' yani zina fiilini gerçekleştirmek anlamında kullanılmıştır. Bu kullanım, fiilin çirkinliğine ve gizliliğine işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Kur'an'daki mecazi kullanımları açıklarken, 'أتى' fiilinin 'işlemek, yapmak' anlamında kullanılabileceğini belirtir. Bu ayetteki 'يَأْتِيَانِهَا' ifadesi, 'zina fiilini işleyenler' anlamında mecazi bir kullanımdır ve fiilin kendisinden ziyade, o fiilin icra edilmesine vurgu yapar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'أذى' kelimesinin 'zarar vermek, incitmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'فَآذُوهُمَا' emri, zina edenlere sözlü kınama, ayıplama veya hafif fiziksel bir ceza ile eziyet etmeyi ifade eder. Bu, daha sonraki ayetlerle neshedilen veya tahsis edilen ilk hükümlerden biridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أذى' kelimesinin 'hoş olmayan, rahatsız edici şey' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'فَآذُوهُمَا' ifadesi, zina edenlere karşı toplumun hoşnutsuzluğunu ve kınamasını gösteren bir tavır sergilemeyi, onları utandırarak ıslah etmeyi amaçlayan bir eziyet türüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'توب' (tevb) kökünün asıl anlamının 'geri dönmek' olduğunu belirtir. Allah'a nispet edildiğinde 'kulun tövbesini kabul etmek', kula nispet edildiğinde ise 'günahtan dönüp Allah'a yönelmek' anlamına gelir. Ayetteki 'تَابَا' ifadesi, zina edenlerin pişmanlık duyarak günahlarından vazgeçip Allah'ın emrettiği doğru yola dönmelerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tevbe' kavramının Kur'an'da merkezi bir rol oynadığını ve 'geri dönmek' anlamından hareketle, Allah'a yönelişi, günahkârın Allah'ın rahmetine sığınmasını ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'تَابَا', sadece pişmanlığı değil, aynı zamanda fiili olarak günahı terk edip ıslah olma niyetini de içerir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'صلح' (salâh) kelimesinin 'bozukluğun zıddı, iyi ve doğru olmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'وَأَصْلَحَا' ifadesi, zina edenlerin sadece tövbe etmekle kalmayıp, aynı zamanda davranışlarını düzeltmeleri, toplumsal ve ahlaki olarak kendilerini ıslah etmeleri gerektiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'صلح' kökünün 'uygunluk, düzenlilik ve iyilik' anlamlarını taşıdığını ifade eder. 'أصلح' fiili ise 'düzeltmek, ıslah etmek' demektir. Ayetteki bağlamda, zina fiilinden sonra tövbe ile birlikte, kişinin içsel ve dışsal durumunu iyileştirmesi, topluma faydalı bir birey haline gelmesi anlamını taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'تواب' (tevvâb) kelimesinin mübalağa sıfatı olduğunu ve 'çokça tövbe kabul eden' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette Allah'ın 'تَوَّابًا' sıfatıyla anılması, kulların günahlarından pişman olup O'na yöneldiklerinde, Allah'ın onların tövbelerini defalarca ve cömertçe kabul edeceğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tevvâb' isminin, Allah'ın kullarına karşı engin rahmetini ve tövbe kapısını her zaman açık tuttuğunu gösteren bir isim olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, zina gibi büyük bir günahtan sonra bile samimi tövbenin Allah katında karşılık bulacağını ve affedileceğini müjdeler.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'رحيم' (rahîm) kelimesinin 'rahmet sahibi, çok merhametli' anlamına geldiğini ve 'rahman'dan daha özel bir merhameti ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'رَّحِيمًا' sıfatı, Allah'ın tövbe eden kullarına karşı özel bir şefkat ve acıma ile muamele edeceğini, onları bağışlayacağını ve cezalandırmayacağını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rahmet' kavramının Kur'an'da Allah'ın en temel niteliklerinden biri olduğunu ve 'rahîm' isminin bu rahmetin sürekli ve kalıcı tezahürünü ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'تَوَّابًا رَّحِيمًا' olarak birlikte kullanılması, Allah'ın tövbeleri kabul etmesinin ardında yatan temel motivasyonun O'nun engin merhameti olduğunu gösterir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(16) (Vellezâni ye'tiyaniha minküm feazuhüma* fein taba ve asleha fea'ridu anhüma* innAllahe kâne Tevvaben Rahîma;
“Sizlerden zina edenlerin her ikisine de eziyet edin. Eğer onlar tevbe edip kendilerini ıslah ederlerse onlardan vazgeçin. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve çok merhamet edendir.”