İnne-lleżîne keferû vesaddû ‘an sebîli(A)llâhi kad dallû dalâlen ba'îdâ(n)
Şüphesiz inkar edenler, insanları Allah yolundan alıkoyanlar derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
Şüphesiz inkâr edip, insanları Allah yolundan alıkoyanlar, derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
Nisâ 167. ayet, inkâr edenlerin ve insanları Allah yolundan alıkoyanların içine düştüğü derin sapıklığı vurgulamaktadır. Ayet, 'küfür', 'sedd' ve 'dalâl' kavramları üzerinden bu durumu dilbilimsel ve semantik bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-f-r kökü, bir şeyi örtmek anlamına gelir. Şer'î anlamda ise, Allah'ın nimetlerini örtmek, yani nankörlük etmek ve imanı inkâr etmek demektir. Ayetteki 'keferû' ifadesi, hakikati bilerek veya bilmeyerek reddeden, imanı örtbas eden kimseleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr'ü, 'şükr'ün zıddı olarak ele alır ve Allah'ın lütuflarını görmezden gelme, nankörlük etme ve nihayetinde Allah'ın birliğini ve peygamberliğini inkâr etme anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'keferû', bu inkârın fiilî bir tezahürüdür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'küfr'ü, bir şeyi gizlemek, örtmek olarak açıklar. Ayetteki 'keferû' ise, Allah'ın ayetlerini ve hakikatini gizleyen, inkâr eden kimseler için kullanılmıştır. Bu, mecazi olarak hakikati örtbas etme eylemini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): S-d-d kökü, bir şeyi engellemek, mani olmak anlamına gelir. 'Sadd' hem kendisi bir şeyden yüz çevirmek hem de başkalarını o şeyden alıkoymak anlamında kullanılır. Ayetteki 'saddû', inkâr edenlerin sadece kendilerinin Allah yolundan uzak durmakla kalmayıp, başkalarını da bu yoldan engelleme çabalarını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sadd' kelimesinin hem 'men etmek' hem de 'yüz çevirmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'saddu an sebîlillâh' ifadesi, inkârcıların hem kendilerinin Allah yolundan yüz çevirmeleri hem de başkalarının bu yola girmesine engel olmaları anlamını taşır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sadd'ın, bir şeyi engellemek ve mani olmak manasına geldiğini vurgular. Ayetteki kullanımı, inkârcıların Allah'ın dinine ve yoluna karşı aktif bir engelleme ve set çekme eylemi içinde olduklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): S-b-l kökü, yol anlamına gelir. Kur'an'da 'sebîl' kelimesi genellikle 'Allah yolu', yani Allah'ın dini, şeriatı, emirleri ve yasakları anlamında kullanılır. Ayetteki 'sebîlillâh', Allah'ın belirlediği doğru yolu, İslam dinini ve ona ulaştıran tüm vesileleri ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sebîl'in, bir yere ulaşmak için takip edilen yol olduğunu belirtir. 'Sebîlillâh' ise, Allah'a ulaştıran, O'nun rızasına uygun olan her türlü yol ve davranış biçimidir. Ayette, inkârcıların bu doğru yoldan insanları alıkoyma çabaları vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sebîl' kelimesinin Kur'an'da hem somut yol hem de soyut olarak yöntem, din ve şeriat anlamlarında kullanıldığını ifade eder. 'Sebîlillâh' terkibi, Allah'ın belirlediği hayat tarzını ve dinî hükümleri kapsar. Ayetteki bağlamda, bu yolun engellenmesi, dinin yayılmasına karşı çıkılması anlamına gelir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): D-l-l kökü, doğru yoldan ayrılmak, şaşırmak anlamına gelir. İbn Kuteybe, 'dalâl'ı, hidayetin zıddı olarak açıklar. Ayetteki 'dallû', inkâr edenlerin ve insanları Allah yolundan alıkoyanların, hakikatten uzaklaşarak yanlış bir yola girmelerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dalâl'ı, doğru yoldan sapmak, kaybolmak olarak tanımlar. Bu sapma, bazen kasıtlı, bazen de bilgisizlikten kaynaklanabilir. Ayetteki 'dallû', inkâr ve engelleme fiilleri sonucunda oluşan bilinçli ve derin bir sapıklığı vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'dalâl'ın, doğru yoldan ayrılmak ve hakikati kaybetmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'dallû dalâlen ba'îdâ', bu sapıklığın sadece bir yanılma değil, aynı zamanda geri dönülmesi zor, çok uzak bir sapma olduğunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'dalâl' kelimesini, hidayetin zıddı olarak açıklar. Ayetteki 'dalâlen', fiilin masdarı olarak, sapıklık halini ve bu halin şiddetini vurgular. 'Dalâlen ba'îdâ' ifadesiyle bu sapıklığın derinliği ve dönüşü zorluğu pekiştirilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dalâl'ın, doğru yoldan sapma eyleminin kendisi olduğunu belirtir. Ayetteki 'dalâlen', inkâr ve engelleme fiillerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan, kişinin hakikatten tamamen uzaklaşmış olma durumunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dalâl'ı, Kur'an'da 'hidayet'in karşıtı olarak ele alır ve doğru yoldan sapma, şaşırma ve hakikatten uzaklaşma anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'dalâlen ba'îdâ', bu sapıklığın sadece bir hata değil, aynı zamanda kurtuluş umudunun azaldığı, çok derin bir sapma olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): B-'-d kökü, uzak olmak anlamına gelir. 'Ba'îd', hem mekânsal hem de mecazi olarak uzaklığı ifade eder. Ayetteki 'ba'îdâ', 'dalâl' kelimesini niteleyerek, bu sapıklığın sıradan bir sapma olmadığını, aksine geri dönülmesi ve kurtulması çok zor, derin ve ümitsiz bir uzaklaşma olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ba'îd' kelimesinin, bir şeyin diğerinden uzaklığını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'dalâlen ba'îdâ' terkibi, sapıklığın derecesini ve boyutunu gösterir; bu, doğru yoldan o kadar uzaklaşılmıştır ki, geri dönüş neredeyse imkânsız hale gelmiştir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ba'îd'in, Kur'an'da sadece fiziksel uzaklığı değil, aynı zamanda niteliksel uzaklığı ve derinliği de ifade ettiğini belirtir. 'Dalâlen ba'îdâ' ifadesi, inkârcıların sapıklığının, hidayetten çok uzak, kurtuluş şansının azaldığı, derin ve köklü bir sapıklık olduğunu vurgular.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(167) (İnnellezîne keferu ve saddu an sebîlillâhi kad dallu dalâlen beîdâ;)
“Şüphesiz inkâr edip, insanları Allah yolundan alıkoyanlar, derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.”