İçeriğe atla
Nisâ 3Cüz 4 · Sayfa 77

Nisâ Sûresi 3. Âyet

النساء

Sohbete sor

Ve-in ḣiftum ellâ tuksitû fî-lyetâmâ fenkihû mâ tâbe lekum mine-nnisâ-i meśnâ veśulâśe verubâ'(a)(s) fe-in ḣiftum ellâ ta'dilû fevâhideten ev mâ meleket eymânukum(c) żâlike ednâ ellâ te'ûlû

Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.

Nisâ Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Eğer öksüz kızlarla evlendiğinizde onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle (sahip olduğunuz câriye ile) yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir.” Evlenmek, birlik kurmaktır ve bu Âyette nikâhtan kasıt zâhir olarak bildiğimiz nikâh ise de bâtın olarak şöyledir:

Şeriat mertebesi ile akit-nikâh yapmak ki, bu yetim olan rububiyyet ve abdiyyet mertebelerinin hakkını birinci aşamada korumandır.

İkincisi ile nikâhlan, yani tarikat mertebesi itibarıylada yaşantını genişlet, çünkü sadece şeriat sana yetmez.

Üçüncüsü ile nikâhlan, hakikat mertebesinide bizzat yaşa demektir.

Dördüncüsü ile nikâhlan, marifet mertebesi ile de nikâhlan.

Bütün bu âlemler hayal hükmünde olduğundan ve hayalin hakikatide kadın olarak zuhura çıktığından sen Hakikati Muhammedinin dört mertebesi ile birlikte yaşa denmektedir burada. Ancak hepsine eşit derecede değer ver ve birini diğerinin üstüne çıkarma deniyor. Şeriat mertebesinin değeri ne kadar ise marifet mertebesininde

değeri o kadardır çünkü hiç biri birbirinden ayrı şeyler değildir. Allah’ın irfaniyeti budur işte, yani hepsinin hakkını tam olarak vermek.

Ve eğer adaletle hareket edemeyecekseniz birinde kalın yani sadece şeriat mertebesinin hukukunu yerine getirin deniyor.

Müslümanlarda evliliğin bir sırrıda burasıdır yani tabii hayatın tamamının kendileri üzerinde tahakkuku vardır.

وَآتُوا النِّسَاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةً فَإِنْ طِبْنَ لَكُمْ

عَنْ شَيْءٍ مِنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنِيئًا مَرِيئًا

(4) (Ve atün nisae sadukatihinne nıhleten, fein tıbne leküm an şey'in minhu nefsen feküluhu heniy'en meriy'a;)

“Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin. Eğer onlar gönül rızasıyla size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin.”

٥ وَلَا تُؤْتُوا السَّفَهَاء أَمْوَالَكُمُ الَّتِي جَعَلَ اللَّهُ

لَكُمْ قِيَامًا وَارْزُقُوهُمْ فِيهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ

قَوْلًا مَعْرُوفًا

(5) (Ve lâ tü'tüs süfehae emvalekümülletiy cealellahu leküm kıyâmen verzukuhüm fiyha veksuhüm ve kulu lehüm kavlen ma'rufa;)

“Allah'ın, sizi başına diktiği mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.”

وَابْتَلُوا الْيَتَامَى حَتَّى إِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَ

فَإِنْ أَنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُوا إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ

وَلَا تَأْكُلُوهَا إِسْرَافًا وَبَدَارًا أَنْ يَكْبَرُوا وَمَنْ

كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ

فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ فَأَشْهِدُوا عَلَيْهِمْ وَكَفَى

بِاللَّهِ حَسِيبًا

(6) (Vebtelül yetamâ hattâ izâ beleğun nikah* fein anestüm minhüm rüşden fedfeu ileyhim emvalehüm* ve lâ te'küluha isrâfen ve bidaren en yekberu* ve men kâne ğaniyyen felyesta'fif* ve men kâne fakıyren felye'kül Bil ma'ruf* feizâ defa'tüm ileyhim emvalehüm feeşhidu aleyhim* ve kefa Billâhi Hasîba;)

“Evlenme çağına gelinceye kadar yetimleri gözetip deneyin. Onların akılca olgunlaştıklarını görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin. "Büyüyecekler de mallarına sahip olacaklar" endişesiyle onları israf ederek, tez elden yemeyin. Zengin olan, onların malını yemekten çekinsin. Fakir olan ise, meşrû sûrette yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, bunu şâhitler karşısında yapın. Hesap görücü olarak Allah yeter.”

لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ

وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ مِمَّا

قُلْ مِنْهُ أَوْ كَثُرَ نَصِيبًا مَفْرُوضًا

(7) (LirRicâli nasîbün mimmâ terekel validani vel akrabune, ve linnisâi nasıybün mimmâ terekel validâni vel akrabune mimmâ kalle minhu ev kesür* nasîben mefruda;)

“Ana, baba ve akrabaların miras olarak bıraktık-

larında erkeklerin hissesi vardır. Kadınların da ana, baba ve akrabaların bıraktıklarında hisseleri vardır. Bunlar, az olsun çok olsun, farz kılınmış bir hissedir.”

وَإِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ أُولُوا الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى

وَالْمَسَاكِينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا

(8) (Ve izâ hadarel kısmete ulülkurba vel yetamâ vel mesakînu ferzukuhum minhu ve kulu lehüm kavlen ma'rufa;)

“Paylaşma sırasında akrabalar, öksüzler, yoksullar hazır bulunurlarsa, onlara da bir şey verin ve onlara güzelce sözler söyleyerek gönüllerini alın.”

وَلْيَخْشَ الَّذِينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافًا

خَافُوا عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُوا اللَّهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا

(9) Velyahşelleziyne lev tereku min halfihim zürriyyeten dıafen hafu aleyhim* felyettekullahe velyekulu kavlen sedîda;

“Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onların geleceğinden endişe duyacak olanlar, (yetimler hakkında da aynı) endişeyi duysunlar, Allah'dan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.”