İçeriğe atla
Nisâ 2Cüz 4 · Sayfa 77

Nisâ Sûresi 2. Âyet

النساء

Sohbete sor

Veâtû-lyetâmâ emvâlehum velâ tetebeddelû-lḣabîśe bi-ttayyib(i)(s) velâ te/kulû emvâlehum ilâ emvâlikum(c) innehu kâne hûben kebîrâ(n)

Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helali haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.

Nisâ Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Öksüzlere mallarını verin ve kötüsünü (onlara vererek) iyisiyle değiştirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza karıştırıp yemeyin. Zira bu, büyük bir günahtır.” Bir insânın mânâ yönünden ruh babası yoksa yani aklı küll mertebesinden bir babası yoksa, fizik babası olsada o kişi mânâ âleminde yetimdir. Hz. Rasûlüllah’ın (s.a.v) kaynağından ona bir nefha gelmemişse yetimdir, oysa ki herkesin aklı küllden nasibi vardır.

Yetimin malının yetime verilmesi demek, hayal ve vehimle onları oyalamayın ve Hak sohbetini onlara verin ve onları babalarına yani aklı külle ulaştıracak yolu açın demektir. Cenâb-ı Hakk’tan yani aklı kül’den gelen bilgileri beşeriyetinizden kaynaklanan bilgilerle karıştırmayın. Aklı küllden gelen tayyib maldır, beşeriyetimizden gelen ise habis maldır.

Ayrıca Mûsâ (a.s.) ile Hızır (a.s.) ın kıssasında bahsi geçen iki yetim ifadesi vardır Kûr’ân-ı Kerîm’de. Bu, bahsi geçen iki yetimden kasıt Cenâb-ı Hakkın zâtından zuhur etmiş olan rububiyyet ve abdiyyet mertebeleridir. Bunların zuhurları dünyada olduğundan babalarından yani zattan ayrı kalmışlar ve yetim olmuşlardır.

İşte bâtıni mânâ da Hakk’ın zâtından ayrıldığımız rububiyyet ve abdiyyet mertebesini idrak etmediğimiz sürece ve onları zatına ulaştıramadığımız sürece bizler yetim malı yemekteyiz, hatta bir ömür boyu bunu yapmaktayız. Çünkü bu beden bize onlar için verildi yani bedenlerimiz yetim malıdır ve bunu dünyalık işlerde kullandığımız sürece babasına yani aklı külle ulaştıramayız. Gerçek Rabbin ve kulluğun hakikatini anlamak için kullanacağınız zamanı nefsinizin yolunda kullanmayınız diyor.