Veâtû-lyetâmâ emvâlehum velâ tetebeddelû-lḣabîśe bi-ttayyib(i)(s) velâ te/kulû emvâlehum ilâ emvâlikum(c) innehu kâne hûben kebîrâ(n)
Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helali haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.
Öksüzlere mallarını verin ve kötüsünü (onlara vererek) iyisiyle değiştirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza karıştırıp yemeyin. Zira bu, büyük bir günahtır.
Nisâ Suresi'nin 2. ayeti, yetimlerin mallarının korunması ve onlara adil davranılması gerektiğini vurgulamaktadır. Ayet, yetim malına el uzatmanın ve onu kötüye kullanmanın büyük bir günah olduğunu dilbilimsel olarak 'hûben kebîrâ' ifadesiyle pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Yetim (يتيم), babası ölmüş küçük çocuktur. Bu ayetteki kullanımı, ergenlik çağına gelene kadar mallarının korunması ve kendilerine teslim edilmesi gereken kişileri belirtir. Ergenlik çağına ulaştığında yetimlik vasfı kalkar, ancak mecazen zayıf ve yalnız kalmış kişiler için de kullanılır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yetimler (اليتامى), babaları ölmüş çocuklardır. Ayetteki 'mallarını verin' ifadesi, onların haklarını gözetmeyi ve mallarını koruyarak reşit olduklarında kendilerine iade etmeyi emreder. Bu, onların zayıf ve korunmaya muhtaç durumlarına dikkat çeker.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'yetim' kavramı, sadece babası ölmüş çocuğu değil, aynı zamanda toplumda zayıf, korunmasız ve hakları gasp edilmeye açık olan kesimi temsil eder. Bu ayette, yetimlerin mallarının korunması emri, İslam'ın sosyal adalet ve zayıfı koruma prensibinin temel bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mal (مال), insanın sahip olduğu, mülkiyetinde bulunan her türlü varlıktır. Bu ayetteki 'malları' ifadesi, yetimlerin miras yoluyla veya başka yollarla edindikleri, velileri tarafından korunması gereken maddi değerleri kapsar. Bu, onların geçim kaynaklarını ve geleceklerini güvence altına almayı amaçlar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mal (مال), genel olarak sahip olunan her şeyi ifade eder. Ayetteki 'yetimlerin malları' ifadesi, onların haklarını ve velilerin bu mallar üzerindeki emanet sorumluluğunu vurgular. Bu malların korunması ve artırılması, velilerin temel görevlerindendir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tebeddül (تبديل), bir şeyi başka bir şeyle değiştirmektir. Ayetteki 'temizi murdara değişmeyin' ifadesi, yetimin iyi ve değerli malını alıp yerine kendi kötü ve değersiz malını vermeyi yasaklar. Bu, yetimin hakkını gasp etmenin bir şeklidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Bedel (بدل), bir şeyin yerine başka bir şeyin geçmesidir. 'Tebeddül' fiili, burada yetimin helal ve temiz malını kendi haram veya değersiz malıyla değiştirmeyi, yani haksız kazanç sağlamayı yasaklar. Bu, velilerin emanete hıyanet etmemesi gerektiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Bedel (بدل), bir şeyin yerine başka bir şeyin konulmasıdır. Ayetteki 'temizi murdara değişmeyin' ifadesi, yetimin helal ve kıymetli malını kendi haram veya değersiz malınızla değiştirerek haksız kazanç elde etme eylemini kesin bir dille yasaklar. Bu, velilerin yetim malına karşı dürüstlük ve emanet bilinciyle hareket etmesini emreder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Habîs (خبيث), kötü, pis, değersiz veya haram olan her şey için kullanılır. Bu ayette, yetimin temiz ve helal malına karşılık verilen değersiz, kalitesiz veya haram malı ifade eder. Bu, yetimin hakkını eksiltme ve ona zarar verme eylemini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Habîs (خبيث), kötü ve değersiz olanı ifade eder. Ayetteki 'temizi murdara değişmeyin' ifadesinde, 'habîs' kelimesi, yetimin değerli malına karşılık verilen değersiz veya haram malı temsil eder. Bu, velilerin yetim malına karşı dürüst olmaları gerektiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tayyib (طيب), iyi, temiz, helal ve değerli olan her şey için kullanılır. Bu ayette, yetimin sahip olduğu helal, değerli ve kaliteli malı ifade eder. Ayet, bu malın korunması ve kötü olanla değiştirilmemesi gerektiğini emreder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Tayyib (طيب), hem maddi hem de manevi anlamda iyi, güzel ve helal olanı ifade eder. Ayetteki 'temizi murdara değişmeyin' ifadesinde 'tayyib', yetimin helal ve değerli malını temsil eder. Bu, velilerin yetim malına karşı adaletli davranması gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hûb (حوب), büyük günah ve vebal anlamına gelir. Ayetteki 'büyük bir suçtur' ifadesi, yetim malını haksız yere yemenin veya kötüye kullanmanın Allah katında çok ağır bir günah olduğunu vurgular. Bu, velilere yönelik ciddi bir uyarıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hûb (حوب), günah ve vebaldir. Özellikle yetim malına tecavüz gibi büyük günahlar için kullanılır. Ayetteki 'hûben kebîrâ' ifadesi, yetim malını kendi malına karıştırarak yemenin veya değiştirmemin Allah katında affedilmez derecede büyük bir suç olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hûb (حوب) kelimesi, Kur'an'da genellikle büyük ve ağır günahları ifade etmek için kullanılır. Bu ayette, yetim malına haksız yere el uzatmanın, sadece bir hata değil, aynı zamanda Allah'ın gazabını çekecek büyük bir vebal olduğunu vurgular. Bu, kavramın ahlaki ve hukuki ağırlığını gösterir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Öksüzlere mallarını verin ve kötüsünü (onlara vererek) iyisiyle değiştirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza karıştırıp yemeyin. Zira bu, büyük bir günahtır.” Bir insânın mânâ yönünden ruh babası yoksa yani aklı küll mertebesinden bir babası yoksa, fizik babası olsada o kişi mânâ âleminde yetimdir. Hz. Rasûlüllah’ın (s.a.v) kaynağından ona bir nefha gelmemişse yetimdir, oysa ki herkesin aklı küllden nasibi vardır.
Yetimin malının yetime verilmesi demek, hayal ve vehimle onları oyalamayın ve Hak sohbetini onlara verin ve onları babalarına yani aklı külle ulaştıracak yolu açın demektir. Cenâb-ı Hakk’tan yani aklı kül’den gelen bilgileri beşeriyetinizden kaynaklanan bilgilerle karıştırmayın. Aklı küllden gelen tayyib maldır, beşeriyetimizden gelen ise habis maldır.
Ayrıca Mûsâ (a.s.) ile Hızır (a.s.) ın kıssasında bahsi geçen iki yetim ifadesi vardır Kûr’ân-ı Kerîm’de. Bu, bahsi geçen iki yetimden kasıt Cenâb-ı Hakkın zâtından zuhur etmiş olan rububiyyet ve abdiyyet mertebeleridir. Bunların zuhurları dünyada olduğundan babalarından yani zattan ayrı kalmışlar ve yetim olmuşlardır.
İşte bâtıni mânâ da Hakk’ın zâtından ayrıldığımız rububiyyet ve abdiyyet mertebesini idrak etmediğimiz sürece ve onları zatına ulaştıramadığımız sürece bizler yetim malı yemekteyiz, hatta bir ömür boyu bunu yapmaktayız. Çünkü bu beden bize onlar için verildi yani bedenlerimiz yetim malıdır ve bunu dünyalık işlerde kullandığımız sürece babasına yani aklı külle ulaştıramayız. Gerçek Rabbin ve kulluğun hakikatini anlamak için kullanacağınız zamanı nefsinizin yolunda kullanmayınız diyor.