İn tectenibû kebâ-ira mâ tunhevne ‘anhu nukeffir ‘ankum seyyi-âtikum venudḣilkum mudḣalen kerîmâ(n)
Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.
Eğer siz, yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi güzel bir makama koyarız.
Nisâ 31. ayet, büyük günahlardan kaçınmanın ilahi bağışlanma ve yüce bir makama erişme ile sonuçlanacağını bildirmektedir. Ayet, 'kaçınma', 'büyük günahlar', 'günahları örtme' ve 'şerefli giriş' gibi temel kavramlar üzerinden ahlaki sorumluluk ve uhrevi mükafat arasındaki ilişkiyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): C-n-b kökünden türeyen 'ictinâb', bir şeyden yan durmak, uzaklaşmak demektir. Ayetteki 'in tectenibû' ifadesi, yasaklanan büyük günahlara yaklaşmamak, onlardan tamamen uzak durmak anlamında kullanılmıştır. Bu, sadece yapmamak değil, aynı zamanda o günaha götürecek yollardan da sakınmayı içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ictinâb' kelimesini 'terk etmek' ve 'uzak durmak' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın yasakladığı 'kebâir'den yüz çevirmek, onlara bulaşmamak manasına gelir. Bu, mecazi olarak o günahın çevresinden dahi geçmemek şeklinde anlaşılmalıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-b-r kökü, büyüklük ve azamet ifade eder. 'Kebâir', şeriatta büyük sayılan, hakkında özel bir tehdit veya had cezası bulunan günahları ifade eder. Ayetteki 'kebâir' ifadesi, Allah'ın yasakladığı ve kaçınılması gereken, sonuçları itibarıyla ağır olan günahları kapsar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kebîre'yi 'küçük günahların zıddı' olarak tanımlar ve Allah'ın gazabını gerektiren, had cezası olan veya Kur'an ve Sünnet'te şiddetle kınanan günahlar olduğunu belirtir. Ayetteki 'kebâir', müminlerin kaçınması gereken, Allah katında büyük addedilen günahları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kebîre' kavramının Kur'an'da ahlaki bir kategori olarak önemine dikkat çeker. 'Kebâir', sadece hukuki bir suç değil, aynı zamanda Allah'a karşı işlenmiş ciddi bir ahlaki ihlaldir. Ayetteki kullanımı, bu tür büyük ihlallerden kaçınmanın kurtuluş için temel bir şart olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): K-f-r kökü, bir şeyi örtmek, gizlemek anlamlarına gelir. 'Nukeffir' fiili, Allah'ın kullarının günahlarını örtmesi, yani onları bağışlaması ve yok etmesi demektir. Ayetteki bağlamda, büyük günahlardan kaçınmanın karşılığı olarak Allah'ın küçük günahları silmesi ve affetmesi vaat edilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'keffâret'in günahı örten şey olduğunu belirtir. 'Nukeffir' fiili, Allah'ın günahları silmesi, izlerini yok etmesi ve onları affetmesi anlamındadır. Bu ayette, büyük günahlardan sakınmanın, küçük günahların affına vesile olacağı açıkça ifade edilmektedir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'keffâret'in temel anlamının 'örtmek' olduğunu ve bu örtmenin günahın izini, etkisini ortadan kaldırmak şeklinde tezahür ettiğini belirtir. Ayetteki 'nukeffir', Allah'ın rahmetiyle müminlerin küçük günahlarını affederek onları temizlemesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): S-v-e kökü, kötülük, çirkinlik ve zarar anlamlarını taşır. 'Seyyiât', genellikle 'hasenât'ın zıddı olarak kullanılır ve günahları ifade eder. Bu ayette 'kebâir'in karşısında zikredilmesi, 'seyyiât'ın daha çok küçük günahları veya 'kebâir'den daha hafif olan kusurları ifade ettiğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'seyyiât'ı 'günahlar' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, büyük günahlardan kaçınmanın, Allah'ın diğer (küçük) günahları bağışlamasına vesile olacağı belirtilir. Bu, 'seyyiât'ın 'kebâir'den farklı bir kategoriye ait olduğunu ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): D-h-l kökü, bir yere girmek anlamındadır. 'Müdhal', girilecek yer veya giriş yeri demektir. Ayetteki 'müdhalen kerîmen' ifadesi, Allah'ın müminleri şerefli, değerli ve yüce bir yere, yani cennete veya yüksek makamlara sokacağını vaat eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'müdhal' kelimesinin hem mastar hem de mekan ismi olabileceğini belirtir. Bu ayette 'müdhalen kerîmen' ifadesi, müminlerin gireceği yerin şerefli ve değerli olduğunu vurgular. Bu, cennetin yüceliğini ve orada elde edilecek makamın kıymetini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-r-m kökü, şeref, yücelik, cömertlik ve değer ifade eder. 'Kerîm', hem maddi hem de manevi anlamda üstün niteliklere sahip olanı tanımlar. Ayetteki 'müdhalen kerîmen' ifadesi, müminlerin gireceği yerin (cennetin) çok değerli, şerefli ve nimetlerle dolu olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'kerîm' kelimesinin 'şerefli, değerli, cömert' gibi geniş anlamlara sahip olduğunu belirtir. Ayetteki 'kerîmen' sıfatı, Allah'ın müminlere vaat ettiği 'müdhal'in (giriş yerinin) sadece bir mekan değil, aynı zamanda yüce bir makam ve sonsuz nimetlerle dolu bir yer olduğunu ifade eder.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(31) İn tectenibu kebaira ma tünhevne anhü nükeffir anküm seyyiatiküm ve nüdhılküm müdhalen keriyma;
“Eğer siz, yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi güzel bir makama koyarız.”