Velâ tetemennev mâ faddala(A)llâhu bihi ba'dakum ‘alâ ba'd(in)(c) lirricâli nasîbun mimmâ-ktesebû velinnisâ-i nasîbun mimmâ-ktesebn(e)(c) ves-elû(A)llâhe min fadlih(i)(k) inna(A)llâhe kâne bikulli şey-in ‘alîmâ(n)
Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan, O'nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Bir de Allah'ın bazınıza, diğerinden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere hak ettiklerinden bir pay vardır. Kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır. İsteklerinizi Allah'ın fazlından ve kereminden isteyin. Gerçekten Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Nisâ 32. ayet, insanların Allah tarafından kendilerine verilen farklılıkları kıskanmamaları, aksine kendi çabalarıyla kazandıklarına razı olmaları ve Allah'tan lütuf istemeleri gerektiğini vurgular. Ayet, cinsiyetler arası kazanç ve miras paylaşımlarındaki ilahi adaleti ve Allah'ın her şeyi kuşatan ilmini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Temennî (تمنّي), bir şeyin olmasını istemektir. Bazen imkansız olanı istemek için kullanılır, bazen de mümkün olanı istemek için. Ayetteki 'lâ tetemennev' (لَا تَتَمَنَّوْا۟) ifadesi, başkalarına verilen faziletleri kıskanarak arzu etmeyi yasaklar, çünkü bu, Allah'ın taksimine rıza göstermemektir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Temennî, bir şeyi gönülden istemektir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın bazı insanlara diğerlerinden daha fazla verdiği şeyleri kıskanarak istemekten men etme anlamındadır. Bu, Allah'ın taksimine itiraz etme anlamına gelebilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'temennî' kavramını Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışımla ele alır. İnsanların kendi çabalarıyla elde edemeyecekleri veya başkalarına ait olan şeyleri arzu etmeleri, ilahi düzene aykırı bir tutum olarak değerlendirilir. Bu ayette de başkalarının faziletlerini istemek, Allah'ın takdirine karşı bir hoşnutsuzluk olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fazl (فضل), bir şeyin diğerinden fazla olmasıdır. Allah'ın 'fazl'ı, O'nun lütfu ve ihsanıdır. 'Faddale' (فضّل) fiili ise, bir şeyi diğerine üstün kılmak, ona fazlalık vermek demektir. Ayetteki 'mâ faddalallâhu bihî ba'dakum alâ ba'd' (مَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بِهِۦ بَعْضَكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ) ifadesi, Allah'ın insanları rızık, ilim, güç gibi konularda farklı derecelerde yaratmasını ve bu farklılıkların ilahi bir hikmete dayandığını belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Fazl, ziyadelik ve üstünlüktür. Allah'ın insanları birbirine üstün kılması, onların yaratılışlarında, rızıklarında ve yeteneklerinde farklılıklar bulunmasıdır. Bu farklılıklar, imtihanın bir parçasıdır ve insanların birbirine muhtaç olmasını sağlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fazl' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının geniş bir yelpazeye yayıldığını belirtir. Bu ayetteki 'faddale' fiili, Allah'ın yaratılışındaki çeşitliliği ve hikmeti ifade eder. İnsanların fiziksel, zihinsel veya maddi farklılıkları, Allah'ın takdiridir ve bu farklılıklar üzerinden imtihan edilirler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nasîb (نصيب), bir kimseye düşen pay veya kısımdır. Ayetteki 'lirrîcâli nasîbun mimmâktesebû ve linnisâi nasîbun mimmâktesebne' (لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا ٱكْتَسَبُوا۟ ۖ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٌ مِّمَّا ٱكْتَسَبْنَ) ifadesi, erkeklerin ve kadınların kendi emekleri ve kazançları karşılığında hak ettikleri payı açıkça belirtir. Bu, adil bir taksimi ve herkesin kendi çabasının karşılığını alacağını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nasîb, bir şeye ayrılan veya tahsis edilen kısımdır. Bu ayetteki kullanımı, hem erkeklerin hem de kadınların kendi kazançlarından belirli bir paya sahip olduklarını vurgular. Bu, İslam hukukunda miras ve kazanç paylaşımının temel prensiplerinden biridir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nasîb, bir şeyden ayrılan veya belirlenen paydır. Ayetteki bağlamda, erkeklerin ve kadınların kendi çalışmaları ve çabaları sonucunda elde ettikleri maddi veya manevi karşılıkları ifade eder. Bu, her iki cinsiyetin de kendi emeklerinin karşılığını alacağı ilkesini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kesb (كسب), bir şeyi elde etmek, kazanmaktır. İktisâb (اكتساب) ise, daha çok çaba sarf ederek kazanmak anlamına gelir. Ayetteki 'mimmâktesebû' (مِمَّا ٱكْتَسَبُوا۟) ve 'mimmâktesebne' (مِمَّا ٱكْتَسَبْنَ) ifadeleri, erkeklerin ve kadınların kendi iradeleri ve çabalarıyla elde ettikleri her türlü kazancı kapsar. Bu, sorumluluk ve karşılık ilkesini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kesb, kişinin kendi eliyle veya çabasıyla elde ettiği şeydir. Bu ayetteki kullanımı, erkeklerin ve kadınların kendi çalışmaları, ticaretleri veya diğer meşru yollarla elde ettikleri malları ve gelirleri ifade eder. Bu, İslam'ın çalışmaya ve helal kazanca verdiği önemi gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kesb' kavramının Kur'an'da genellikle insanın kendi iradesiyle yaptığı eylemlerin sonucunu ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'iktisâb' fiili, bireylerin kendi çabalarıyla elde ettikleri maddi veya manevi kazanımları vurgular. Bu, bireysel sorumluluk ve adalet ilkesinin bir yansımasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fazl (فضل), bir şeyin diğerinden fazla olmasıdır. Allah'a nispet edildiğinde ise, O'nun lütfu, ihsanı ve cömertliği anlamına gelir. Ayetteki 'ves'elûllâhe min fadlihî' (وَسْـَٔلُوا۟ ٱللَّهَ مِن فَضْلِهِۦٓ) ifadesi, insanların Allah'tan rızık, bereket ve her türlü iyiliği istemeleri gerektiğini, çünkü tüm nimetlerin kaynağının O olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fazl, Allah'ın kullarına karşılıksız olarak verdiği nimetlerdir. Bu ayetteki 'min fadlihî' ifadesi, Allah'ın geniş rahmetinden ve cömertliğinden istemeyi teşvik eder. Bu, insanların kendi çabalarının yanı sıra Allah'ın lütfuna da muhtaç olduklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fazl' kelimesinin Kur'an'da Allah'ın sınırsız cömertliğini ve lütfunu ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, insanların başkalarının sahip olduklarını kıskanmak yerine, doğrudan Allah'tan kendi ihtiyaçları için lütuf ve bereket dilemeleri gerektiği vurgulanır. Bu, tevekkül ve dua bilincini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim (علم), bir şeyi olduğu gibi idrak etmektir. Alîm (عليم) ise, her şeyi hakkıyla bilen demektir. Ayetteki 'innallâhe kâne bikulli şey'in alîmâ' (إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًا) ifadesi, Allah'ın her şeyi, insanların iç dünyalarını, niyetlerini ve hak ettiklerini bildiğini vurgular. Bu, O'nun taksimatının ve hükümlerinin adaletli ve hikmetli olduğunun bir delilidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Alîm, Allah'ın sıfatlarından olup, geçmişi, şimdiyi ve geleceği, görüneni ve görünmeyeni, küllî ve cüz'î her şeyi kuşatan ilme sahip olandır. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın insanların arasındaki farklılıkları, onların çabalarını ve dualarını bildiğini, dolayısıyla her şeyi en uygun şekilde takdir ettiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilim' kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak ve kuşatıcı bilgisi olarak merkezi bir rol oynadığını belirtir. 'Alîm' sıfatı, Allah'ın her şeyi bilmesi nedeniyle, O'nun emirlerinin ve yasaklarının, taksimatının ve lütuflarının tam bir hikmet ve adaletle gerçekleştiğini gösterir. Bu ayette, Allah'ın her şeyi bilmesi, insanların başkalarının nimetlerini kıskanmak yerine O'na yönelmeleri gerektiğinin bir gerekçesidir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(32) (Ve lâ tetemennev mâ faddalAllahu Bihî ba'deküm alâ ba'd* lirRicâli nasîbün mimmektesebu ve linnisâi nasîbün mimmektesebne, ves'elullahe min fadliHİ, innAllahe kâne Bikülli şey'in Alîma;)
“Bir de Allah'ın bazınıza, diğerinden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere hak ettiklerinden bir
pay vardır. Kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır. İsteklerinizi Allah'ın fazlından ve kereminden isteyin. Gerçekten Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”