Velâ tu/tû-ssufehâe emvâlekumu-lletî ce'ala(A)llâhu lekum kiyâmen verzukûhum fîhâ veksûhum vekûlû lehum kavlen ma'rûfâ(n)
Allah'ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin. O mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
Allah'ın, sizi başına diktiği mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
Nisâ Suresi'nin 5. ayeti, malın korunması, idaresi ve zayıf konumdaki kişilere karşı sorumlulukları ele almaktadır. Ayet, malın toplumsal işlevini ve bu malın akıl sağlığı yerinde olmayan veya idare yeteneği bulunmayan kişilere verilmemesi gerektiğini vurgularken, onların geçimlerinin sağlanması ve onlara karşı insani muamele edilmesi gerektiğini de belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sefih' kelimesini 'akıl ve idrak eksikliği' olarak tanımlar. Ayetteki 'es-süfehâ' kelimesi, malını doğru yönetme yeteneğinden yoksun olan, bu nedenle malın kendilerine teslim edilmemesi gereken kişileri ifade eder. Bu, malın korunması ve israfın önlenmesi amacına hizmet eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sefih' kelimesini 'akılsız, cahil' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, malın idaresi konusunda ehliyetsiz olan, yani malı koruyup geliştiremeyecek kişilere işaret eder. Bu, malın zayi olmaması için bir tedbirdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'sefih' kavramının sadece akıl eksikliği değil, aynı zamanda ahlaki bir zayıflığı da ifade edebileceğini belirtir. Ayetteki 'es-süfehâ', malı kötüye kullanma veya israf etme eğiliminde olan, dolayısıyla toplumsal düzen ve malın korunması açısından risk teşkil eden kişileri kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mâl' kelimesini 'sahip olunan ve üzerinde tasarruf edilen her şey' olarak tanımlar. Ayetteki 'emvâleküm' ifadesi, müminlerin sahip olduğu ve Allah tarafından kendilerine emanet edilen maddi varlıkları ifade eder. Bu malların korunması ve doğru yönetilmesi gerektiği vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'mâl' kelimesinin 'biriktirilen ve faydalanılan her şey' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'emvâleküm', sadece kişisel mülkiyeti değil, aynı zamanda toplumsal bir emanet olarak da görülen serveti ifade eder. Bu malların 'süfehâ'ya verilmemesi, onların korunması ve doğru amaçlar için kullanılması gerektiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kıyâm' kelimesini 'hayatın devamını sağlayan, ayakta tutan şey' olarak açıklar. Ayetteki 'kıyâmen' ifadesi, malların insanların geçimini sağlayan, hayatlarını idame ettiren ve toplumsal düzeni ayakta tutan bir araç olduğunu belirtir. Bu nedenle malların korunması ve doğru yönetilmesi hayati öneme sahiptir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kıyâm' kelimesini 'dayanak, destek' olarak yorumlar. Ayetteki 'kıyâmen', malların insanlar için bir dayanak, geçim kaynağı ve hayatlarını sürdürme aracı olduğunu ifade eder. Bu, malın sadece kişisel bir varlık değil, aynı zamanda toplumsal bir işlevi olduğunu da gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kıyâm' kelimesinin 'bir şeyin varlığını sürdürmesini sağlayan temel' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kıyâmen', malların insanların hem bireysel hem de toplumsal olarak ayakta kalmasını sağlayan temel bir unsur olduğunu vurgular. Bu bağlamda, malların 'süfehâ'ya verilmemesi, bu temel dayanağın korunması anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rızk' kelimesini 'Allah'ın canlılara verdiği ve onların yaşamlarını sürdürmelerini sağlayan her şey' olarak tanımlar. Ayetteki 'vurzukûhum' emri, 'süfehâ'ya malları doğrudan vermemekle birlikte, onların bu malların geliriyle geçimlerini sağlamak, ihtiyaçlarını karşılamak gerektiğini ifade eder. Bu, malın toplumsal sorumluluk yönünü gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'rızk'ın 'faydalı olan ve ihtiyaçları karşılayan şey' olduğunu belirtir. Ayetteki 'vurzukûhum', 'süfehâ'nın malı idare edememesi durumunda bile, onların temel ihtiyaçlarının (yiyecek, içecek gibi) bu malların geliriyle karşılanması gerektiğini emreder. Bu, malın sadece mülkiyet değil, aynı zamanda bir geçim kaynağı olduğu gerçeğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kisve' kelimesini 'giysi, örtü' olarak açıklar. Ayetteki 'veksûhum' emri, 'süfehâ'nın sadece yiyecek değil, aynı zamanda giyim gibi temel ihtiyaçlarının da bu malların geliriyle karşılanması gerektiğini belirtir. Bu, onların onurlu bir şekilde yaşamlarını sürdürmelerini sağlamaya yönelik bir hükümdür.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kisve'nin 'bedeni örten ve koruyan şey' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'veksûhum', 'süfehâ'nın sadece maddi açlığını değil, aynı zamanda giyim ihtiyacını da gidermenin, malın idaresiyle görevli olanların sorumluluğunda olduğunu gösterir. Bu, kapsamlı bir bakım ve gözetim anlayışını yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ma'rûf' kelimesini 'akıl ve şeriat tarafından güzel kabul edilen şey' olarak tanımlar. Ayetteki 'kavlen ma'rûfen' ifadesi, 'süfehâ'ya karşı konuşurken nazik, anlayışlı ve toplumun genel ahlak kurallarına uygun bir dil kullanılması gerektiğini vurgular. Bu, onlara karşı insani ve saygılı bir tutum sergilenmesini emreder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ma'rûf'u 'iyilik, güzellik ve kabul gören davranış' olarak açıklar. Ayetteki 'kavlen ma'rûfen', 'süfehâ'ya karşı sert veya aşağılayıcı bir dil yerine, onları incitmeyecek, aksine gönüllerini hoş edecek, nazik ve yapıcı sözler söylenmesi gerektiğini belirtir. Bu, onlara karşı şefkatli bir yaklaşımın gerekliliğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ma'rûf' kavramının Kur'an'da 'toplumun genel olarak iyi ve doğru kabul ettiği, ahlaki normlara uygun' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'kavlen ma'rûfen', 'süfehâ'ya karşı konuşurken sadece sözün içeriğinin değil, aynı zamanda üslubun da toplumsal nezaket ve ahlak kurallarına uygun olması gerektiğini ifade eder. Bu, onlara karşı gösterilmesi gereken saygının bir göstergesidir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.