Unzur keyfe yefterûne ‘ala(A)llâhi-lkeżib(e)(s) vekefâ bihi iśmen mubînâ(n)
Bak, Allah'a karşı nasıl yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter.
Bak nasıl da Allah'a yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter.
Nisâ 50. ayet, Allah'a karşı yapılan iftiranın ve bunun apaçık bir günah olduğunun altını çizmektedir. Ayet, 'iftira' ve 'günah' kavramları üzerinden, ilahi hakikate karşı gelmenin ciddiyetini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'iftira' kelimesini, bir şeyi aslı olmaksızın uydurmak ve yalan isnat etmek olarak açıklar. Ayetteki 'yefterûne' fiili, Allah'a karşı kasten ve bilerek yalan uydurma eylemini ifade eder, bu da en büyük günahlardan biridir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'iftira'yı 'yalan söylemek' ve 'uydurmak' olarak yorumlar. Ayetteki kullanımı, Allah'a karşı, O'nun hakkında olmayan şeyleri uydurarak yalan isnat etme fiilini mecazi olarak değil, doğrudan bir eylem olarak gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iftira' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a ortak koşma, O'na çocuk isnat etme veya O'nun hakkında yalan uydurma gibi büyük günahları ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'yefterûne', Allah'ın birliği ve sıfatları hakkında yanlış iddialarda bulunma eylemini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kizb'i 'doğrunun zıddı' olarak tanımlar. Ayetteki 'el-kezib', Allah'a karşı uydurulan, gerçekle hiçbir ilgisi olmayan yalanları ifade eder ve bu, iftiranın içeriğini oluşturur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kizb'in, bir şeyin gerçekte olduğundan farklı bir şekilde ifade edilmesi olduğunu belirtir. Ayetteki 'el-kezib', Allah hakkında söylenen, O'nun şanına yakışmayan ve gerçekle bağdaşmayan her türlü uydurmayı kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ism'i, insanı hayırdan alıkoyan ve cezayı gerektiren her türlü fiil olarak açıklar. Ayetteki 'isthmen mübînen' ifadesi, Allah'a iftira atmanın, açıkça görülen ve hiçbir şüpheye yer bırakmayan büyük bir günah olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ism'i, Allah'ın yasakladığı şeyleri yapmak veya emrettiği şeyleri terk etmekten doğan sorumluluk olarak tanımlar. Ayetteki 'isthmen mübînen', Allah'a iftira atmanın, sonuçları açıkça belli olan ve büyük bir ceza gerektiren bir günah olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ism' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'günah', 'suç' ve 'vebal' anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'isthmen mübînen', Allah'a iftira atmanın, açıkça görünen ve herkes tarafından anlaşılabilen bir günah olduğunu vurgular, bu da onun ciddiyetini artırır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Halebî, 'mübîn' kelimesinin 'açıklayan, açıklığa kavuşturan' ve 'açık, belli olan' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'isthmen mübînen', Allah'a iftira atmanın, herkes tarafından açıkça anlaşılabilecek ve hiçbir gizliliği olmayan bir günah olduğunu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'mübîn'i 'açıkça görünen, belirgin' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'a iftira atmanın, gizlenemeyecek kadar aşikar bir günah olduğunu ve bu durumun herkes tarafından idrak edilebileceğini vurgular.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(50) (Ünzur keyfe yefterune alellahil kezib* ve kefâ BiHİ ismen mübînâ;)
“Bak nasıl da Allah'a yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter.”