Em lehum nasîbun mine-lmulki fe-iżen lâ yu/tûne-nnâse nakîrâ(n)
Yoksa onların hükümranlıkta bir payı mı var? Öyle olsa, insanlara bir zerre bile vermezler.
Yoksa onların mülkten bir payı mı vardır. Eğer öyle olsaydı, insanlara bir çekirdeğin zerresini bile vermezlerdi.
Nisâ 53. ayet, Yahudilerin veya genel olarak bencil insanların hükümranlık ve iktidar hırsını ele alarak, onların bu güce sahip olmaları durumunda dahi başkalarına en ufak bir iyilikte bulunmayacaklarını, cimriliklerini ve bencilliklerini vurgulamaktadır. Ayet, 'mülk' ve 'nakîr' gibi kavramlar üzerinden bu ahlaki durumu dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nasîb' kelimesini 'bir şeyden ayrılan kısım, pay' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda ise, hükümranlıktan (mülk) kendilerine düşen bir payın olup olmadığı sorusuyla, onların bu paya sahip olsalar bile başkalarına vermeyecekleri vurgulanır, bu da onların bencilliğini ortaya koyar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nasîb'i 'bir şeye tahsis edilen miktar' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, ilahi taksimatta veya dünyevi iktidarda kendilerine ayrılmış bir kısım olup olmadığına dair bir sorgulama olup, bu paya sahip olsalar dahi başkalarına fayda sağlamayacakları fikrini pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mülk'ü 'saltanat ve hükmetme gücü' olarak açıklar. Ayetteki 'mülk' kavramı, Yahudilerin veya genel olarak bencil insanların arzuladığı dünyevi iktidarı ve bu iktidara sahip olmaları durumunda dahi sergileyecekleri cimriliği ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mülk'ü 'bir şeye sahip olma ve üzerinde tasarruf etme gücü' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın verdiği veya insanların elde ettiği hükümranlık ve iktidarı ifade ederken, bu gücün kötüye kullanılma potansiyeline ve başkalarına fayda sağlamama eğilimine dikkat çeker.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mülk' kavramını Kur'an'da hem Allah'ın mutlak egemenliği hem de insanların dünyevi iktidarı bağlamında inceler. Bu ayetteki 'mülk', insanların sahip olabileceği dünyevi iktidarı ve bu iktidarın getirdiği sorumlulukları göz ardı ederek bencillikle hareket etme eğilimini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'îtâ'' fiilini 'vermek, bağışlamak' olarak açıklar. Ayetteki 'lâ yü'tûne' ifadesi, onların hükümranlığa sahip olsalar bile insanlara hiçbir şey vermeyeceklerini, yani cimriliklerini ve bencilliklerini mecazi bir dille ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'îtâ'' fiilinin 'vermek, ulaştırmak' anlamlarını detaylandırır. Ayetteki olumsuz kullanımı, onların başkalarına karşı ne kadar cimri ve bencil olduklarını, en küçük bir iyiliği dahi esirgeyeceklerini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nakîr'i 'hurma çekirdeğinin arkasındaki nokta' olarak tanımlar ve bunun çok küçük, değersiz bir şeyi ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, onların cimriliğinin boyutunu göstermek için bir mübalağa sanatıdır; en ufak bir şeyi bile vermeyeceklerini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nakîr'in 'hurma çekirdeğinin arkasındaki çukurcuk' olduğunu ve Arapların bunu 'çok az şey' anlamında kullandığını belirtir. Ayetteki bağlamda, bu kelime, onların bencilliklerinin ve cimriliklerinin derecesini vurgulayarak, başkalarına zerre kadar fayda sağlamayacaklarını anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'nakîr'i 'hurma çekirdeğinin sırtındaki küçük nokta' olarak açıklar ve bunun 'çok az, değersiz bir şey' için mecaz olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, onların hükümranlığa sahip olsalar bile, başkalarına en küçük bir iyilikte dahi bulunmayacaklarını, tamahkarlıklarını ve bencilliklerini pekiştirir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(53) Em lehüm nasîbün minel mülki feizen lâ yü'tunen nâse nekîren;
“Yoksa onların mülkten bir payı mı vardır. Eğer öyle olsaydı, insanlara bir çekirdeğin zerresini bile vermezlerdi.”