İżi-l-aġlâlu fî a'nâkihim ve-sselâsilu yushabûn(e)
(71-72) O zaman onlar, boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde kaynar suda sürüklenecekler, sonra da ateşte yakılacaklardır.
O zaman boyunlarında halkalar ve zincirler olduğu halde sürükleneceklerdir.
Mü'min Suresi 71. ayet, cehennemdeki azabın tasvirini sunar. Ayet, 'ağlâl' (boyunduruklar/halkalar) ve 'selâsil' (zincirler) gibi somut unsurlarla, 'yüshabûn' (sürüklenmek) fiiliyle bu azabın şiddetini ve aşağılayıcılığını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğall' kelimesinin asıl anlamının bir şeyi kuşatmak, içine almak olduğunu belirtir. 'Ğulûl' ise hıyanet ve gizlice bir şey almak anlamındadır. 'Ğıll' ise kalpteki kin ve düşmanlıktır. 'El-ağlâl' ise boyunlara takılan ve elleri boyna bağlayan prangalar veya zincirlerdir. Ayetteki kullanımı, cehennem ehlinin boyunlarına takılan ve onları hareketten alıkoyan azap aletlerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'el-ağlâl' kelimesini 'el-kayd' (bağ, pranga) olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, cehennemliklerin boyunlarına takılan ve onları sürüklemeye yarayan prangaları mecazi olarak değil, gerçek anlamda ifade ettiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ğ-l-l' kökünden türeyen 'ağlâl' kelimesinin Kur'an'da genellikle ceza ve kısıtlama bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, günahkarların boyunlarına takılan ve onları hareket özgürlüğünden mahrum bırakan fiziksel bir pranga olarak tasvir edildiğini vurgular, bu da onların acizliğini ve çaresizliğini sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'unuk' (boyun) kelimesinin insanın başını gövdesine bağlayan kısmı olduğunu belirtir. 'A'nâk' ise bunun çoğuludur. Ayetteki kullanımı, prangaların ve zincirlerin takıldığı, dolayısıyla azabın doğrudan hissedildiği yeri işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'unuk' kelimesinin hem fiziksel boyun hem de mecazi olarak bir şeyin başlangıcı veya ön kısmı anlamlarına geldiğini ifade eder. Ancak bu ayette, 'ağlâl' ve 'selâsil' ile birlikte kullanılması, fiziksel boyun anlamını kesinleştirir ve azabın doğrudan bu uzuv üzerinde gerçekleştiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'silsile' kelimesinin birbirine bağlı halkalardan oluşan zincir olduğunu belirtir. 'Selâsil' ise bunun çoğuludur. Ayetteki kullanımı, 'ağlâl' ile birlikte, cehennemliklerin hareketini kısıtlayan ve onları sürüklemeye yarayan ağır ve acı verici zincirleri ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'silsile' kelimesinin 'silsâl' kökünden geldiğini ve birbiri ardına dizilmiş şeyleri ifade ettiğini belirtir. Kur'an'da 'selâsil' kelimesinin cehennem azabının bir parçası olarak kullanılması, bu zincirlerin sadece bağlayıcı değil, aynı zamanda işkence edici bir niteliğe sahip olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sahabe' fiilinin bir şeyi yerde sürüklemek, çekmek anlamına geldiğini belirtir. 'Yüshabûn' ifadesi, cehennemliklerin kendi iradeleri dışında, zorla ve aşağılayıcı bir şekilde ateşe doğru çekildiğini gösterir. Bu, onların acizliğini ve azabın kaçınılmazlığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yüshabûn' fiilinin 'yücerrûn' (çekilirler) anlamında olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, cehennemliklerin boyunlarındaki prangalar ve zincirlerle birlikte, kaynar suya ve ateşe doğru şiddetle ve hor görülerek çekildiğini tasvir eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 's-h-b' kökünün Kur'an'da genellikle olumsuz bir bağlamda, aşağılama ve zorlama anlamıyla kullanıldığını belirtir. 'Yüshabûn' fiili, cehennemliklerin sadece cezalandırılmakla kalmayıp, aynı zamanda onurlarının da kırıldığını ve insanlık dışı bir muameleye maruz kaldıklarını gösterir.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Boyunlarındaki zincir ve halkalar nefsi emmare zulmetinin halka ve zinciridir. Yani vehimi ve hayali şartlanmalar içerisinde şöyledir diye kesin değerlendirmede bulunmaması, boyununda halkalar zincirler olması hür düşünememesi demektir. Murat Derûni)