Min dûni(A)llâh(i)(s) kâlû dallû ‘annâ bel lem nekun ned'û min kablu şey-â(en)(c) keżâlike yudillu(A)llâhu-lkâfirîn(e)
(73-74) Sonra onlara, "Allah'ı bırakıp da ortak koştuklarınız nerede?" denilir. Onlar da, "(Yüzüstü bırakıp) bizden uzaklaştılar. Hayır, demek ki, biz önceleri hiçbir şeye tapmıyormuşuz, (taptıklarımız bir hiçmiş)" derler. İşte Allah, inkarcıları böyle saptırır.
O Allah'tan başkaları (nerede denilecek). Onlar da diyecekler ki: "Hepsi bizden uzaklaşıp gittiler. Daha doğrusu biz bundan önce hiçbir şeye ibadet etmiyormuşuz." İşte Allah, o kâfirleri böyle şaşırtır.
Mü'min Suresi 74. ayet, kıyamet gününde müşriklerin ilahlarının kendilerinden uzaklaşmasını ve bu ilahlara tapınmayı inkar etmelerini tasvir eder. Ayet, 'sapma' ve 'inkar' kavramları üzerinden Allah'ın kafirleri nasıl saptırdığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ضلال' (dalâl) kelimesini doğru yoldan sapmak, kaybolmak ve hedefe ulaşamamak olarak açıklar. Ayetteki 'ضَلُّوا۟ عَنَّا' ifadesi, taptıkları ilahların kendilerinden uzaklaştığını, kaybolduğunu ve onlara yardım edemez duruma geldiğini, dolayısıyla müşriklerin umutlarının boşa çıktığını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ضَلُّوا۟' fiilinin burada 'gaib oldular, kayboldular' anlamında kullanıldığını ifade eder. Yani, kıyamet gününde müşriklerin taptığı putlar veya ortaklar, onlara yardım etmekten aciz kalmış, gözden kaybolmuşlardır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dalâl' kavramının Kur'an'da genellikle 'doğru yoldan sapma', 'şaşırma' ve 'kaybolma' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette ise, müşriklerin taptığı varlıkların kendilerinden 'sapıp gitmesi', yani onlara fayda sağlayamaz hale gelmesi ve ortadan kaybolması şeklinde mecazi bir anlam taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'دعا' (da'â) fiilinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını, bu ayetteki 'نَّدْعُوا۟' ifadesinin ise 'ibadet etmek, tapınmak' manasına geldiğini belirtir. Müşrikler, kıyamet gününde taptıkları varlıkları inkar ederek, aslında onlara hiç ibadet etmediklerini iddia ederler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'دعاء' (du'â) kelimesinin asıl anlamının 'seslenmek, çağırmak' olduğunu, ancak Kur'an'da 'ibadet etmek, yardım dilemek' anlamında da sıkça kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'لَمْ نَكُن نَّدْعُوا۟' ifadesi, müşriklerin dünyadayken Allah'tan başka taptıkları varlıklara yönelik ibadetlerini inkar etmelerini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'دعاء' kökünün Kur'an'da hem 'çağırmak' hem de 'ibadet etmek' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki bağlamda, müşriklerin 'hiçbir şeye tapmadık' şeklindeki inkarı, onların dünyadaki şirk eylemlerini gizleme çabası olarak yorumlanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'إضلال' (idlâl) fiilinin 'saptırmak, şaşırtmak' anlamına geldiğini ve Allah'a nispet edildiğinde, kişinin kendi iradesiyle sapmayı seçmesi sonucunda Allah'ın onu hidayetten mahrum bırakması şeklinde anlaşıldığını belirtir. Ayetteki 'يُضِلُّ ٱللَّهُ ٱلْكَـٰفِرِينَ' ifadesi, kafirlerin küfürleri sebebiyle Allah'ın onları doğru yola iletmemesini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ضلال' kelimesinin 'hidayetin zıttı' olduğunu ve Allah'ın 'saptırması'nın, kişinin kendi sapkınlığını tercih etmesi üzerine ona hidayet vermemesi anlamına geldiğini açıklar. Bu ayette, kafirlerin inkar ve şirkleri nedeniyle Allah'ın onları doğru yola iletmediği vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'Allah'ın saptırması' kavramının, genellikle kişinin kendi kötü seçimleri ve inatçı tutumu sonucunda Allah'ın ona hidayet yolunu kapatması şeklinde anlaşıldığını belirtir. Bu ayetteki 'يُضِلُّ' fiili, kafirlerin inkarlarının bir sonucu olarak ilahi bir ceza veya terk ediliş olarak yorumlanabilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'كفر' (küfr) kelimesinin asıl anlamının 'örtmek' olduğunu ve dinî bağlamda 'nimeti örtmek, nankörlük etmek' veya 'hakkı örtmek, inkar etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ٱلْكَـٰفِرِينَ' ifadesi, Allah'ın varlığını ve birliğini inkar eden, peygamberlere ve ilahi mesajlara karşı çıkan kimseleri tanımlar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'كافر' (kâfir) kelimesinin 'Allah'ın birliğini ve peygamberlerin getirdiği dini inkar eden kişi' olduğunu ifade eder. Bu ayette, Allah'ın saptırdığı kimselerin, kendi iradeleriyle küfrü seçmiş olan inkarcılar olduğu vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece 'inançsızlık' değil, aynı zamanda 'nankörlük' ve 'gerçeği bile bile reddetme' anlamlarını da taşıdığını belirtir. Ayetteki 'ٱلْكَـٰفِرِينَ', Allah'ın ayetlerini ve nimetlerini görmezden gelen, hakikati inkar eden ve bu nedenle ilahi hidayetten mahrum kalan kimseleri ifade eder.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Hakk’tan başasına yapılan ibadet hayali ve boş olduğundan aslı olmadığından kazancıda hayali olacaktır. Kişi bir ay boyunca evde her gün sabahtan akşama evde otursa ve hayali olarak çalıştığını ve iş yaptığını düşünce ay sonu geldiğinde maaş ödenmediğinde bunun boş ve nafile yapılan iş olduğunu anlamaz mı? (Murat Derûni)