Śumme-stevâ ilâ-ssemâ-i vehiye duḣânun fekâle lehâ velil-ardi-/tiyâ tav'an ev kerhen kâletâ eteynâ tâ-i'în(e)
Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de, "İsteyerek geldik" dediler.
Fussilet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Summestevâ, bunlardan sonra icadı tamamlamak için, iles semâi, semâya yöneldi, ve hiye duhânun, o ise dumandır, o na “sehab-ı muzi/parlak bulut” derler, semâ arz gibi kesif/yoğun madde değil lâtiftir, fekâle lehâ, bunları tamamladıktan sonra, göğe, ve lil ardı'tiyâ, arza gelin, tav'an ev kerhen, isteyerek veya
istemeyerek, kâletâ eteynâ tâiîn, itaat ettik, isteyenler olarak geldik. Kendisini, icad eden, mucidine, icad olunan uymak durumundadır. Çağırdığı zaman, yani gel seninle biraz daha meşgul olup geleceğe göre tekrar uyarlayacağım deyince onlar hemen isteyerek gelirler, çünkü mucitlerinin, kudret eli gene onların üstünde tesirde/ceal de, olacaktır, bu ise lütuftur, isteyerek gelirler.
ش ش ش ش ش ش ش ش ش ش ش ش ش به گفلفَقَضٰیهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ فٖى يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى فٖى كُلِّ سَمَاءٍ اَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابٖيحَ وَحِفْظًا ذٰلِكَ تَقْدٖيرُ الْعَزٖيزِ الْعَلٖيمِ
(41/12) – (Fekadâhunne seb'a semâvâtin fî yevmeyni ve evhâ fî kulli semâin emrahâ, ve zeyyennes semâed dunyâ bimesâbîha ve hıfzan, zâlike takdîrul azîzil alîm.)
41.12 – “Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir.”