Fekadâhunne seb'a semâvâtin fî yevmeyni ve evhâ fî kulli semâ-in emrahâ(c) ve zeyyennâ-ssemâe-ddunyâ bimesâbîha ve hifzâ(an)(s) żâlike takdîru-l'azîzi-l'alîm(i)
Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir.
Böylece Allah onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu. Her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
Bu ayet, Allah'ın evreni yaratma ve düzenleme kudretini, özellikle göklerin yaratılışını ve işleyişini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, yaratılışın tamamlanması, ilahi vahiy ve göklerin korunması gibi temalar etrafında yoğunlaşmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kada (قضى) kelimesi, bir şeyi tamamlama, bitirme ve hükme bağlama anlamlarına gelir. Ayetteki 'fekadâhunne' ifadesi, Allah'ın yedi göğü yaratma ve düzenleme işini nihayete erdirmesini, yani yaratılışlarını tamamlamasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kada (قضى) fiili, burada 'yaratmak ve tamamlamak' anlamında kullanılmıştır. Göklerin yaratılışının belirli bir düzen içinde nihayete erdirilmesi ve işlevsel hale getirilmesi kastedilmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Semâvât (سماوات), 'semâ' kelimesinin çoğuludur ve yüksek, yüce olan her şeyi ifade eder. Kur'an'da genellikle yedi kat gök olarak zikredilir ve Allah'ın kudretinin ve yaratılışındaki mükemmelliğin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Semâ (gök), Kur'an'da hem fiziksel bir varlık hem de ilahi kudretin ve düzenin bir sembolü olarak karşımıza çıkar. Yedi gök ifadesi, yaratılışın tamlığını ve mükemmelliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vahy (وحي), gizli ve hızlı bir şekilde bildirmek, işaret etmek anlamına gelir. Ayetteki 'evhâ' ifadesi, Allah'ın her bir göğe kendi görevini, işleyişini ve düzenini ilahi bir emirle belirlemesini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Vahy, Allah'ın peygamberlerine veya yaratılmışlarına, onların idrak edebileceği bir şekilde, gizli ve hızlı bir bildirimde bulunmasıdır. Burada göklere kendi işlerinin bildirilmesi, onların ilahi düzene tabi kılınması anlamındadır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mesâbîh (مصابيح), 'misbâh' kelimesinin çoğulu olup, ışık veren, aydınlatan şeyler, yani yıldızlar anlamına gelir. Ayette, yakın göğün yıldızlarla süslenmesi ve aydınlatılması kastedilmektedir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Misbâh, sabahı aydınlatan şey demektir. Kur'an'da mesâbîh, gökyüzündeki yıldızları ifade etmek için kullanılır ve hem bir süs hem de bir yol gösterici olarak işlev görürler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hıfz (حفظ), bir şeyi korumak, muhafaza etmek, gözetmek anlamına gelir. Ayetteki 'hıfzan' ifadesi, yakın göğün şeytanların müdahalesinden ve her türlü zarardan korunmasını, ilahi bir muhafaza altında olmasını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hıfz, bir şeyi zayi olmaktan, bozulmaktan veya tehlikeden korumaktır. Burada göklerin korunması, hem fiziksel bütünlüğünün hem de ilahi düzeninin devamlılığını sağlamak içindir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takdîr (تقدير), bir şeyi belirli bir ölçüye göre düzenlemek, belirlemek ve planlamak anlamına gelir. Ayetteki 'takdîru'l-azîzi'l-alîm' ifadesi, Allah'ın her şeyi ilahi ilmi ve kudretiyle mükemmel bir ölçü ve düzen içinde yarattığını ve takdir ettiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kader ve takdir kavramları, Allah'ın evrendeki her şeyi önceden belirlemesi, ölçü ve nizam içinde yaratması anlamındadır. Bu ayette, göklerin yaratılışının ve işleyişinin Allah'ın sonsuz ilmi ve kudretiyle belirlenmiş mükemmel bir planın sonucu olduğu ifade edilir.
Fussilet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Fekadâhunne, böylece onların hükümleri tamamlan dı, seb'a semâvâtin, yedi gökler olarak zuhur etti, Ahadiyyet, Vahidiyyet, Ulûhiyet, Rahmaniyyet, Âlemi ervah, Âlemi melekût, ve Âlemi şehadet olarak, fî yevmeyni, iki gün, iki tecelli, iki kün, ile, ayrıca bu iki tecelli, Celâl ve cemâl tecellileridir.
ve evhâ fî kulli semâin emrahâ, bütün semâya, nere de ne yapılması lâzım gelecekse, onlara kendi özlerinden, veya bir melek vasıtası ile bildirmiştir.
Onlarda aldıkları o vahy ile ne yapmaları lâzım geldiğini öğrenip, üzerlerine düşen işlerini yapmışlardır.
ve zeyyennes semâ eddunyâ, dünya semâsını ve gönül göğünü süsledik ve koruduk, her bir ilâh-i mevzu gönül göğünde bir süs ve zinettir.
Bimesâbîha, kandillerle, göğe baktığımızda sonsuz yıldızların ışıltılarını hayretle seyrederiz. Hakk’ın zâtı hakkında ki, tevhid-i bilgilerin her bir konusu, beden ve nefs karanlığını aydınlatan kandiller gibidir. Aydınlık gelince karanlık gider ve çevre açıklığa kavuşur, gizli bir şey kalmaz. Bütün kötülükler ise karanlığın perdesi altında işlenir. Bu da nefsin ve iblisin işine yarar. Çaresi, (mesabih/kandil) ilim irfan aydınlığıdır.
ve hıfzan, koruyarak, işte bahsedildiği şekilde kişinin gönül göğü nefs şeytanlarından beşeriyet cehaletinden korunmuş olur.
zâlike takdîrul azîzil alîm, işte böylece bunlar azîz ve alîm, olanın takdiridir. Azîz ismi yüceliğe, alîm ismi de ilme dönüktür, Azîz azemet sahibidir, bütün âlemde izzeti ile zuhurdadır. Alîm’dir gene bütün âlemde ve her zerresin de akl-ı küll-i ile mevcud ve her yerde bu isimlerle tasarruftadır.
41.13*************فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ
(41/13) – (Fein ağradû fekul enzertukum sâıkatem misle sâıkati âdin ve semûde.)
(41/13) – Eğer yüz çevirirlerse, onlara de ki: "Ben sizi Âd ve Semûd kavimlerini çarpan yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım."