İçeriğe atla
Fussilet 35Cüz 24 · Sayfa 480

Fussilet Sûresi 35. Âyet

فصلت

Sohbete sor

Vemâ yulakkâhâ illâ-lleżîne saberû vemâ yulakkâhâ illâ żû hazzin ‘azîm(in)

Bu güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak (hayırdan ve olgunluktan) büyük payı olanlar kavuşturulur.

Fussilet Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Ve mâ yulekkâhâ, yukarıda bahsedilen, zâhiren kötülüğe karşı iyilik yapılmasına, ve bâtınen bu hususun irfaniyyet yolu ile anlaşılmasına, kimse ulaşamaz. İllellezîne, ancak şu kimseler ki, saberû, ancak, Hakk hakikat ve irfaniyyet üzere hayatlarını sürdürürlerken

karşılarına çıkan her türlü zorlukları zâhir bâtın varlıkların da bulunan Hakk’ın “sabur” isminin gayreti ve hakikatiyle sabredenler mulâki/olur/ulaşır. Çünkü (2/153) “Allah (c.c.) sabredenlerle beraberdir.” Aslında Allah (c.c.) herkesle beraberdir, ancak bilen ayn, bilmeyen gayr’dır. Yani bunu bilen onun aynı veya aynası, bilmeyen ise gaflette olduğundan bu hakikatin gayrısı, ve ayrısı’dır. Bunlar nefisleriyle perdelenmiş, “hicab-ı zulmani/karanlık perdeler” arkasında kalmış olanlardır.

ve mâ yulekkâhâ, gene bu halin gerçeğine Mülâki/telâkki, idrak etmeye ulaştırılmaz. İllâ, ancak şu kimseler ulaştırılır, onlarda, zû hazzın azîm, çok büyük “haz” sahibidirler. “haz” sevinç ve huzur istikametinde bir duygudur. Bu da iki türlüdür, “Hazzı beşeri/nefsi” ve “hazzı irfani/ilâh-i”dir.

“Hazzı beşeri” nefse, nefis yönünden gelen geçici nefsi hazlardır, bunlar ancak tadıldığı anda nefs-î bir tat alınır, fakat hemen sonunda pişmanlık sıkıntısı başlar. Ve kişiyi zulmete karanlığa götürür, hele farkında olmadan alışkanlığa sebeb olursa dünyası da ahiretide tehlikeye düşer.

“Hazzı irfani/ilâh-i” ise irfaniyyet ve ilim yönünden kişinin kendisini tanıdıktan sonra hayata bakışındaki, hayat anlayışındaki haz, ve bundan duyduğu huzurdur. Bu haz ise kişinin irfaniyyet eğitimi ile kendinde bulduğu Rabb-ı hası, ve oradan Rabb-ul erbaba ulaşması ile, oluşan yaşamını “me a Allah” “Allah ile beraber” yaşama bilincine ulaştırmış olduğundan, zâhiren beşeriyeti ile, bâtınen ise Rabb-ı ile yaşayan kimsenin hali, hazzın azîm, yüce sevinç ve huzurdur.

İşte bunların/böyle yaşayanların tarifi, “zû hazzın azîm,” dir, gerçekten hayatlarını Rabları ile olma bilincin de yaşıyor olduklarından aslında onların hazzı Rablarının hazzıdır ki, buda o kimselerin “merdıyye” yani kendilerin den “razı olunmuş” olan kimselerdir. İşte bu yüzden bu

hazzı “hazm” etmek ve oraya ulaşmak gerçekten büyük bir iştir ki, taşıması da yaşaması da “azîm” dir. Yani bu hali taşımak ve yaşamak, hem çok yüce ve hemde oldukça zordur.


41.36*************وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ اِنَّهُ هُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ
(41/36) – (Ve immâ yenzeğanneke mineş şeytâni nezğun festeız billâh, innehû huves semîul alîm.)

(41/36) – “Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”