İçeriğe atla
Fussilet 34Cüz 24 · Sayfa 480

Fussilet Sûresi 34. Âyet

فصلت

Sohbete sor

Velâ testevî-lhasenetu velâ-sseyyi-e(tu)(c) idfa' billetî hiye ahsenu fe-iżâ-lleżî beyneke ve beynehu ‘adâvetun ke-ennehu veliyyun hamîm(un)

İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.

Fussilet Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç


41.34*************وَلَا تَسْتَوِى الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ اِدْفَعْ بِالَّتٖى هِىَ اَحْسَنُفَاِذَا الَّذٖى بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِىٌّ حَمٖيمٌ
(41/34) – (Ve lâ testevil hasenetu ve les seyyietü, idfa’ billetî hiye ahsenu feizellezî beyneke ve beynehû adâvetun keennehû veliyyun hamîm.)

(41/34) – “İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.”


Ve lâ testevil hasenetu ve les seyyietü, “İyilikle kötülük bir olmaz.” Bu âyeti kerime’nin genelde beşeri Arapça karşılığı budur. Ve dosdoğrudur. Ancak Rabb’ça karşılığı yönünden üzerinde biraz durmamız lâzım gelecektir. Ancak bu husus “iş’âri/indi”dir genel değildir, dileyen ilâve bir bilgi olarak kabul eder. dileyen etmez, ayrı konudur. Şimdi bu hususu açmaya çalışalım. Âyeti kerimede açık olarak belirtildiği gibi. Ancak başka bir idrakle baktığımızda şöyle bir yorum yapmamız gerekecektir. Evvelâ (حسنه ) “hasene” kelimsinin lügat ma’nâ’sına ve sayı değerlerine bakalım.

Hasene (A.) [حسنه] güzel, iyi. Lügat ma’nâ’sıdır.

Sayı değerlerine gelince, “Ha” (8) “sin” (60) “nun” (50) “he” ise (5) tir. Toplarsak, (8+60+50+5=123) tür. Ayrıca, tek sayılar olarak toplarsak, (8+6+5+5=24) tür. Ayrıca, (1+2+3=6) dır. Ayrıca, (24) (2+4=6) Ayrıca, (6+6=12) Çıkan sayı değerleri. (123) (24) (6) (6) (12) Şimdi bu sayıları bulduktan sonra, onları değerlen-dirmeye çalışalım. Bunlardan daha başka birçok sayılar elde edilir ama fazla vaktinizi almamak için bukadarla

yetinelim.

Başta bulduğumuz (123) (1,2,3) ve arkasından gelen (24) sayıların güzelliğinin devamlılık ve sonsuzluğunu ifade etmektedir, sıra dizilişleri çok manidardır. ayrıca başta bulunan (1) Vahidiyet mertebesi birliği içinde sonsuzluğu, (23) ise bu sonsuzluk âlemini ve hakikatle-rini Peygamber efendimizin hayatının dünya bölümün de yaşadığı ve oradan bütün âleme ilân ettiği son (23) senesini ifade etmektedir. Ayrıca Arapça alfebede (mim/ yani mim-i Muhammed-i) (24) üncü sıradadır. Ayrıca tertip sırasına göre (24) üncü sûre (nur) sûresi dir. Ayrıca nüzül/iniş sırasına göre, (24) üncü sûre, (abese) sûresi dir. (24)’e (1)’i ilâve edersek, (124) olur, (124) ise evvelâ belirtildiğine göre, bu âleme gelmiş ve gelecek olan (124) bin peygamber ve veli olacağı bildirilmiştir.

İki adet (6) (6) lar ise, zâhir ve bâtın bu âlemde bulunan (6) cihet/yön, “ön, arka, sağ, sol, üst ve alt, merteblerini ifade etmektedir.

Ayrıca (12) ise, Yûsuf sûresi, tertipte (12) nci sıradadır, bu sûrenin nüzül/iniş sırası ise (53) tür bu da bellidir.

Genel olarak bu tesbitleri yaptıktan sonra biraz daha öze girerek bu bilgileri neden verdiğimize özetle bakalım.

Yukarıda bulduğumuz, (حسنه ) “hasene” güzel, iyi. Kelimesinin asli sayı değerleri ile (8+6+5+5=24) olduğunu görmüştük. Bu sayı değeri ise, (mim-i Muhammediyi, nûr sûresini, ve abese sûresini (1) ilâvesi ile (124) bin veli ve Peygamberi, işaret etmektedir.

İşte yukarıda çıkan sayıda (23) senelik süre içinde hep bu (24) ün güzelliğini anlatmıştır. Bu âlemlerin oluşumunun ana kaynağı “muhabbet/hubbiyyet, güzellik/ hasen, İrfaniyyet/ilim, medih/hamd’dır.

Yukarıda belirtildiği gibi tertip sırasına göre (24) üncü sûre (nur) sûresi dir, ve âlemin nur güzelliği içinde oldu-ğunu ve bu nur güzelliğnin içinde her hangi bir kötülük/ seyyi’e nin olamıyacağını açık olarak bildirmektedir.

Ayrıca nüzül/iniş sırasına göre, (24) üncü sûre, (abese) sûresi dir. Bilindiği gibi Efendimiz kendisine soru sormak isteyen a’ma ibni mektum’a, o anda başka kimseler ile meşgul olduğundan, biraz ilgisiz kalarak başını ona çevirmemiştir. İşte bu yüzden bahsedilen sırada olan (24) (Abese ve tevellâ/yüzünü ekşitti ve geri döndü) âyet-i kerimesiyle, Efendimiz (s.a.v.) bu davranış ve anlayışın yanlıştır diye ikaz geldi.

Ayrıca hadisi şerifte, “Allah-u Cemilün yuhubbul cemâl” “Allah güzeldir güzeli sever. Buyurulmuştur. Bu âlemin, “Lâ mevcude illâllah” hükmü ile bütün zerrelerinde Allah’ın Cemâlinin değişik mertebelerden zuhur eden güzellikleri ise, o zaman bu âlem baştan aşağı güzellikler zuhurudur.

Bu âlemlerin oluşumunun ana kaynağı “muhabbet/ hubbiyyet, güzellik/hasen, İrfaniyyet/ilim, medih/ hamd’ dır. İşte bu yüzden

Ve lâ, yoktur/değildir, testevil, müsavi/eşit. Hase-netu, güzellik/iyilik.

İşte bu yüzden bu âlemde “Allah’ın güzelliğine eşit/müsavi bir güzellik yoktur.

ve lâ/lesseyyietü, “seyyi-e/kötülük’te, asılda yoktur.

Bunlar zuhur da olan mahlûk ve nefsi emmâre yaşantısı içinde yaşayanlar içindir. Hakk’tan uzaklaşılınca da kötülük diye ifade edilen davranışlar ortaya çıktığın dan, söz konusu olmaktadırlar. Bunlar ise mahlûk olarak yaşayanların değerlendirmeleridir.

idfa’ “def’et/uzaklaştır” billetî, “öyle bir şeyle ki,” hiye, “0” ahsenu, “en güzeli/iyisi” dir.

Yukarıda anlatılmaya çalışılan güzelliklerle, senin karşına çıkan, kendince sana kötülük yapmaya çalışan kimselere, sen böyle bu güzellikleri anlatmaya çalışki, o da kendinde ve bu âlemdeki güzellikleri görüp, hayata bakışını değiştirsin, ve daha sonra artık bu âlemde kötülükten bahsetmesin, ve kötülüğünde zâhiri güzelliğin de, göreceli bir anlayış olduğunu anlasın.

feizellezî beyneke ve beynehû adâvetun. Bazı fikir anlaşmazlıklardan dolayı,seninle arasında düşman-lık bulunan kimse. Bu güzel anlatım ve izahlardan sonra, birde bakmışsın ki.

keennehû veliyyun hamîm, . “sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” İşte bir kimse de içinde bulunan ayrılıkçı güç, nefsi emmâre ve avanesini ber taraf ederse, ve yukarıda bahsedilen şekilde, hayata bakmaya ve yaşamaya çalışırsa, Allahla kendi arasında düşmanlık yapmaya kalkan, nefsi emmê ve güçlerini, ortadan kaldırdığında, Allah veli ismiyle onun velisi, ve oda kendinde bulunan veli ismi ile Allah’ın velisi, yani dostu olmuş olur. Böylece Rabb’i ile kendi arasında, “sıcak bir dostluk oluvermiştir.” Ve kulluğu kalkan o mahal Hakk ile Hakk oluvermiştir. Bu halde olana da halk arsında veli denmiştir.


Âyet-i kerimeyi birde zâhiri yönden madde değerleri içinden değerlendirmeye çalışalım. Hani derlerye.

Kötülüğe kötülükle karşılık vermek (her) kişinin işi ama kötülüğe iyilikle karşılık vermek (er) kişinin işidir.

Kötülüğe, kötülükle cevap vermek, nefsi emmâre halinde olan kişilerin işidir, böyle yapılınca karşı taraf daha büyük bir kötülük ile mukabele edecektir, bu

davranışlar giderek büyüyecek, ve içinden çıkılmaz bir hal, ve dönüşü olmayan bir yol olacaktır. İşte bu şekilde herhangi bir sûretle, kötülüğe oğramış olan bir kimse, o anda o kızgınlık halinde, genelde nefsinin hükmü altında olacağından, doğru kararlar alamaz ve meseleyi daha da çok zora sokmuş olabilir.

Bu yüzden “etteenni minerrahmâni” diyerek kendine hâkim olmaya çalışması ve üzerinden bu kızgınlık hali geçtikten sonra, aklı başında olarak kendisine karşı haksızlık etmiş olan kimseyle, daha sakin ve aklı başında olarak görüşme yollarını araması, ve bu suretlede halini ona anlatması, eğer yanlış bir anlayış varsa, onu akıl yoluyla düzeltmesi, her iki taraf içinde en güzel davranış biçimi olcaktır. İşte böyle iyi niyetli ve hoş görülü davranışlar içinde, meseleyi halletmenin sonunda bu güzel davranışlardan dolayı, o birbirine düşman olan hasımlar, daha sonra adeta hısım olmuş gibi, birbirlerinin dostu velisi arkadaşı olabilirler.

-------------------
41.35*************وَمَا يُلَقّٰیهَا اِلَّا الَّذٖينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقّٰیهَا اِلَّا ذُو حَظٍّ عَظٖيمٍ

(41/35) – (Ve mâ yulekkâhâ illellezîne saberû, ve mâ yulekkâhâ illâ zû hazzın azîm.)

(41/35) – “Bu güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak (hayırdan ve olgunluktan) büyük payı olanlar kavuşturulur.”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)