İçeriğe atla
Şûrâ 20Cüz 25 · Sayfa 485

Şûrâ Sûresi 20. Âyet

الشورى

Sohbete sor

Men kâne yurîdu harśe-l-âḣirati nezid lehu fî harśih(i)(s) vemen kâne yurîdu harśe-ddunyâ nu/tihi minhâ vemâ lehu fî-l-âḣirati min nasîb(in)

Kim ahiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz, fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur.

Şûrâ Sûresi

“Men kâne yurîdu harse-l-âhirati nezid lehu fî harsih(i) vemen kâne yurîdu harse-ddunyâ nu/tihi minhâ vemâ lehu fî-l-âhirati min nasîb(in)” Kim âhiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz, fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur. (42/20)


Mesnevi-i Şerif ile yolumuza devam edelim, Dünyâyı isteyen fenâ bir eziyet ve azâb istedi; ukbâyı isteyen, iyi bir hâli istedi.

Bu beyt-i şerîfte:

(Şûrâ, 42/20)

"Kim ki âhiret mahsûlünü isterse, onun mahsûlünü çoğaltırız; ve kim ki dünyâ mahsûlünü isterse, ona da o cinsten veririz. Şimdi onun için âhirette nasîp yoktur" âyet-i kerîmesine işâret buyrulur. Dünyâyı isteyene âhirette nasîp olmayınca, elbette dünyâyı istemek fenâ bir eziyet ve azâb olur; ve âhireti istemek de iyi bir hâl olur.

Bu şekilde beytin orjinalindeki "bed-mihâlî"de mihâl kelimesinin "mîm"in kesriyle olması gerekir. Nitekim âyet-i kerîmede:

(Ra'd, 13/13)

“ve hüve şedîdul mihâl”

"Halbuki O azâbı pek şiddetli olandır" buyrulur.[52]

Tâ bilesin ki Hakk Teâlâ her kimi da'vet etti ise, dünyâ işinin hepsinden işsiz kaldı.

Ya’nî Hak Teâlâ hazretleri hikmetine mebnî bâzı kullannı dünyânın ma’mûriyyeti vazifesine nasb eder ve onlara hubb-i dünyâyı musallat eder. Ba’zılarını inâyet-i ezeliyyesi sebebiyle ma’rifet-i ilâhiyyesine tahsîs ve onları kendi cânibine da’vet eder ve kalblerine kendi muhabbetini ilkâ eyler. Binâenaleyh bu zevât dünyâ umûrunun kâffesinden muattal kalır ve dünyâdan ancak kendi ihtiyâc-ı sûrîsine kifâyet edecek bir mikdâr ile iktifa eder. Nitekim âyet-i kerîmede (Şûrâ, 42/20) ya’nî “Kim ki âhiret harsını isterse, onun harsında ziyâde ederiz; ve kim ki dünyâ harsını isterse, ona o cinsden veririz; ona âhirette nasıb yoktur" buyrulur.[53]

"Âhiret tarlasına eken, vuslat mahsulü biçer. Dünya tarlasına eken ise fânî ürünler toplar. Kâmil, her iki tarlada da Hakk'ın isimlerini müşahede edendir."[54]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)