Vemen ya'şu ‘an żikri-rrahmâni nukayyid lehu şeytânen fehuve lehu karîn(un)
Kim, Rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.
Her kim Rahman olan Allah'ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostudur.
Zuhruf Suresi 36. ayet, Rahman'ın zikrinden yüz çevirenlerin akıbetini, onlara musallat edilecek bir şeytan arkadaş aracılığıyla tasvir etmektedir. Ayet, 'yüz çevirme', 'zikir', 'şeytan' ve 'arkadaş' kavramları üzerinden ilahi bir ceza ve bu cezanın niteliğini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عشا' kelimesinin gözün zayıflaması, özellikle gece görme yeteneğinin azalması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'يَعْشُ عَن ذِكْرِ ٱلرَّحْمَـٰنِ' ifadesi, mecazi olarak, Rahman'ın zikrini idrak etmekten veya ona yönelmekten körleşmeyi, yani kasıtlı olarak yüz çevirmeyi ve gaflet içinde olmayı ifade eder. Bu, fiziksel bir körlükten ziyade manevi bir basiretsizliği vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'عشا' fiilinin 'yüz çevirmek, gafil olmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Rahman'ın zikrinden bilerek ve isteyerek uzak durmayı, onu görmezden gelmeyi ve bu konuda bir tür manevi körlük yaşamayı mecazi olarak anlatır. Bu, ilahi mesajı idrak etme yeteneğini kaybetme durumudur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'körlük' kavramının sadece fiziksel bir durumu değil, aynı zamanda hakikati idrak edememe, manevi basiretsizlik ve Allah'ın ayetlerine karşı duyarsızlık anlamlarını da taşıdığını vurgular. 'يَعْشُ' fiili, bu bağlamda, Rahman'ın zikrinden yüz çevirerek manevi bir körlüğe düşmeyi ve böylece doğru yolu görememeyi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ذكر' kelimesinin hem kalple hatırlama hem de dille anma anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'ذِكْرِ ٱلرَّحْمَـٰنِ' ifadesi, Rahman'ı kalben anmayı, O'nun kudretini ve nimetlerini tefekkür etmeyi, aynı zamanda O'nun ayetlerini okumayı ve emirlerine uymayı kapsayan geniş bir ibadet ve bilinç halini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ذكر' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ve 'öğüt, hatırlatma, şeref, Kur'an' gibi anlamlara geldiğini açıklar. Zuhruf 36'daki 'ذِكْرِ ٱلرَّحْمَـٰنِ', Rahman'ın gönderdiği vahyi ve bu vahyin içerdiği öğütleri hatırlamayı, ona göre yaşamayı ve O'nu daima zihinde tutmayı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zikr' kavramının Kur'an'da Allah'ı anmanın ötesinde, O'nun varlığını ve kudretini sürekli olarak bilincinde tutma, O'nun ayetleri üzerinde düşünme ve O'nun emirlerine uymak suretiyle O'na yakınlaşma anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'ذِكْرِ ٱلرَّحْمَـٰنِ', bu derin ve kapsamlı manevi hatırlayışı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'قَيَّضَ' fiilinin 'bir şeyi bir şeye mukabil kılmak, birini birine musallat etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'نُقَيِّضْ لَهُۥ شَيْطَـٰنًا', Allah'ın, Rahman'ın zikrinden yüz çeviren kimseye bir şeytanı arkadaş olarak tayin etmesini, onu o kimsenin üzerine salmasını ve ona musallat kılmasını ifade eder. Bu, ilahi bir ceza ve karşılık niteliğindedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'قَيَّضَ' fiilinin 'bir şeyi bir şeye denk getirmek, birini birine arkadaş yapmak' anlamında kullanıldığını açıklar. Zuhruf 36'da bu fiil, Allah'ın, zikirden yüz çeviren kişiye, onunla sürekli beraber olacak bir şeytanı arkadaş olarak takdir etmesini, yani onu şeytanın vesveselerine açık hale getirmesini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'تقييض' kelimesinin 'bir şeyi bir şeye karşılık olarak vermek, birini birine musallat etmek' manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'نُقَيِّضْ', Allah'ın iradesiyle, Rahman'ın zikrinden yüz çeviren kimseye bir şeytanın arkadaş olarak atanmasını, böylece o kişinin şeytanın etkisine maruz kalmasını ve onunla birlikte hareket etmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şeytan' kelimesinin 'şatane' kökünden geldiğini ve 'haktan uzaklaşmak, isyan etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Kur'an'da hem cinlerden hem de insanlardan olan şerli varlıkları ifade eder. Ayetteki 'شَيْطَـٰنًا', Rahman'ın zikrinden yüz çeviren kişiye musallat olan, onu doğru yoldan saptırmaya çalışan ve sürekli vesvese veren bir varlığı ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'şeytan' kelimesinin 'uzaklaşmak' anlamındaki 'şatane' kökünden türediğini ve Allah'ın rahmetinden uzaklaşan her türlü asi ve şerli varlığı kapsadığını açıklar. Zuhruf 36'da, bu şeytan, Rahman'ın zikrinden yüz çeviren kişinin manevi hayatına nüfuz eden, onu kötülüğe teşvik eden ve doğru yoldan alıkoyan bir güç olarak tasvir edilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şeytan' kavramının Kur'an'da sadece İblis'i değil, aynı zamanda insanları saptıran, kötülüğe teşvik eden her türlü gücü ve varlığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'şَيْطَـٰنًا', Rahman'ın zikrinden yüz çeviren kişinin iç dünyasında veya çevresinde onu yanlış yola sevk eden, sürekli olumsuz telkinlerde bulunan bir 'karşıt güç' olarak işlev görür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'قرين' kelimesinin 'bir şeye bitişik olan, arkadaş, yoldaş' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'فَهُوَ لَهُۥ قَرِينٌ' ifadesi, şeytanın, Rahman'ın zikrinden yüz çeviren kişiden hiç ayrılmayan, onunla sürekli beraber olan, adeta onun gölgesi gibi bir arkadaş olduğunu vurgular. Bu, şeytanın o kişi üzerindeki sürekli ve yoğun etkisini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'قرين' kelimesinin 'arkadaş, yoldaş' anlamında kullanıldığını ve bir şeyin diğerine eşlik etmesini ifade ettiğini belirtir. Zuhruf 36'da, şeytanın, Rahman'ın zikrinden yüz çeviren kimseye sürekli eşlik eden, onu kötülüğe sürükleyen ve ondan ayrılmayan bir 'arkadaş' olduğunu mecazi olarak anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'قرين' kelimesinin Kur'an'da 'ayrılmaz arkadaş, eşlikçi' anlamlarında kullanıldığını ve genellikle olumsuz bir çağrışım taşıdığını belirtir. Ayetteki 'قَرِينٌ', Rahman'ın zikrinden yüz çeviren kişinin, şeytanın sürekli vesveselerine ve yönlendirmelerine maruz kalacağını, ondan kurtulamayacağını ve onunla adeta kader birliği yapacağını ifade eder.
Zuhruf Sûresi
ve men ya’şü ‘an zikrirrahmani nükayyıd lehü şeytanen fehüve lehü kariynun ve kim ki rahman zikrinden a’şe/ yüz çevirir, vazgeçer lehü/onun için şeytanı kayeda/hazırlar, takdir ederiz artık hüve/odur lehü/onun için kare/karar bulan, yerleşen, yanaşan “Kim Rahmanı zikirden yüz çevirirse, ona bir şeytanı musallat ederiz. Artık o onun yarımdan ayrılmaz.” Rahman’ı zikretmek; O’nu çok iyi anlayıp idrak etmek ve yaşamak demektir.
Bu ise oldukça gayret isteyen bir iştir. Bir müddet Rahman yolunda hareket ettikten sonra nefsine zor gelmeye başlayan bu yaşamı, o kişiler yavaş yavaş terk ederler.
Veyahut bazı kimseler daha baştan böyle bir yaşamla değil, nefisleriyle yaşarlar.
Böylece her iki halde de, Rahmanı zikirden yüz çevirmiş olurlar.
Genelde bireylerin Rablarıyla yahut nefisleriyle yaşadıkları iki yolları vardır.
Nefislerini terk edenler, Rablarıyla yani Rahman ile yaşarlar.[45] “ İz- -T-B- ” Faydalı olur düşüncesi ile yolumuza Mesnevi-i Şerif ile devam edelim.
Güzler olur ki, şeytanlar sinek gibi onun başına oturmuş çıngırak gibi olur, Hind nüshalannda “ceres” yerine “hares” vâki’dir, bekçi ma'nâsına gelir. Bu sûrette ma’nâ “Onun başına oturmuş bekçi gibi olur” demektir. Ma’lûm olsun ki, suver-i zâhire ve mâddiyye olduğu gibi suver-i bâtıne ve ma’neviyi ye de vardır. Suver-i zâhire his gözüyle görüldüğü gibi suver-i bâtıne de kalb gözüyle görülebilir. Hayât-ı dünyânın zâhirinde müstağrak olan cismânîler, bu suver-i ma’neviyyenin vücûdunu inkâr ederler. Onların inkâr etmeleriyle, olmaması lâzım gelmez. Sebeb-i inkâr cehil ve gaflettir. Cenâb-ı Pîr efendimiz bu beyt-i şerifte suver-i ma’neviyyeden olan şeytanların ehl-i gaflet üzerlerindeki tasallut ve tasarruflanna işâret buyururlar. Mevlânâ Câmî hazretleri Nefahâtü’l-Üns'te bu ma’nâyı îzâhen şu menkabeyi beyân buyurmuşlardır.
“Ebu’l-Kâsım Kasrı (k.s.) buyurur ki: Evvellerde haftada bir defa iftâr ederdim. Bir gün tâife-i cinden şahsını görmediğim bir kimse bana selâm verdi. Görünmesini ricâ ettim. Gâyet güzel sûrette bir şahıs zâhir oldu. Hüviyetini sordum: “Mü’min cinlerdenim, senin gibi bir kimseyi gördüğümüzde muhabbet ederiz,” dedi. Ara sıra bana görünür ve musâhabet ederdik. Bir gün: “Haydi mescide girelim ve berâber oturup sohbet edelim!” dedim. Cevâben bana dedi ki: “Mescidde sohbet ettiğimiz vakit halk seni görürler ve beni görmezler; seni kendi kendine konuşur bir deli zannederler.” Dedim: “Son safta oturalım, herkes bizi göremez.” Ba’dehû içeriye girip oturduk. Bana dedi ki: “Bu adamları nasıl görüyorsun?" dedim: “Ba’zısını yanrım gaflette, ba’zısını tamâmen gaflette ve ba’zısını da âgâh görüyorum.” “Başları üzerinde olanları görüyor musun?” dedi. “Hayır görmüyorum," dedim. Gözlerimi sildi, gördüm ki, her birinin başında bir karga oturmuş; ba’zısının gözlerini kanadlarıyla bürümüş ve ba’zısını ancak başı üzerine konmuş ve kanadlarıyla ba’zısının gözlerini kâh örter ve kâh açar. Bunun üzerine bana dedi ki: “Kur’ân-ı Kerim'de (Zuhruf, 43/36) ya’ni “Her kim Rahmân’ın zikrinden göz yumarsa, biz ona bir şeytan nasbederiz, o onun karini olur" âyet-i kerimesini okumadın mı? Bunlar şeytanlardır ki, onların başlan üzerinde oturmuşlar ve her birisine gafleti mikdânnca müstevli olmuşlardır.” Bu âyet-i kerime sûre-i Zuhruf ta vâki’dir.[46]