İçeriğe atla
Zuhruf 36Cüz 25 · Sayfa 492

Zuhruf Sûresi 36. Âyet

الزخرف

Sohbete sor

Vemen ya'şu ‘an żikri-rrahmâni nukayyid lehu şeytânen fehuve lehu karîn(un)

Kim, Rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.

Zuhruf Sûresi

ve men ya’şü ‘an zikrirrahmani nükayyıd lehü şeytanen fehüve lehü kariynun ve kim ki rahman zikrinden a’şe/ yüz çevirir, vazgeçer lehü/onun için şeytanı kayeda/hazırlar, takdir ederiz artık hüve/odur lehü/onun için kare/karar bulan, yerleşen, yanaşan “Kim Rahmanı zikirden yüz çevirirse, ona bir şeytanı musallat ederiz. Artık o onun yarımdan ayrılmaz.” Rahman’ı zikretmek; O’nu çok iyi anlayıp idrak etmek ve yaşamak demektir.

Bu ise oldukça gayret isteyen bir iştir. Bir müddet Rahman yolunda hareket ettikten sonra nefsine zor gelmeye başlayan bu yaşamı, o kişiler yavaş yavaş terk ederler.

Veyahut bazı kimseler daha baştan böyle bir yaşamla değil, nefisleriyle yaşarlar.

Böylece her iki halde de, Rahmanı zikirden yüz çevirmiş olurlar.

Genelde bireylerin Rablarıyla yahut nefisleriyle yaşadıkları iki yolları vardır.

Nefislerini terk edenler, Rablarıyla yani Rahman ile yaşarlar.[45] “ İz- -T-B- ” Faydalı olur düşüncesi ile yolumuza Mesnevi-i Şerif ile devam edelim.

Güzler olur ki, şeytanlar sinek gibi onun başına oturmuş çıngırak gibi olur, Hind nüshalannda “ceres” yerine “hares” vâki’dir, bekçi ma'nâsına gelir. Bu sûrette ma’nâ “Onun başına oturmuş bekçi gibi olur” demektir. Ma’lûm olsun ki, suver-i zâhire ve mâddiyye olduğu gibi suver-i bâtıne ve ma’neviyi ye de vardır. Suver-i zâhire his gözüyle görüldüğü gibi suver-i bâtıne de kalb gözüyle görülebilir. Hayât-ı dünyânın zâhirinde müstağrak olan cismânîler, bu suver-i ma’neviyyenin vücûdunu inkâr ederler. Onların inkâr etmeleriyle, olmaması lâzım gelmez. Sebeb-i inkâr cehil ve gaflettir. Cenâb-ı Pîr efendimiz bu beyt-i şerifte suver-i ma’neviyyeden olan şeytanların ehl-i gaflet üzerle­rindeki tasallut ve tasarruflanna işâret buyururlar. Mevlânâ Câmî hazretleri Nefahâtü’l-Üns'te bu ma’nâyı îzâhen şu menkabeyi beyân buyurmuşlardır.

“Ebu’l-Kâsım Kasrı (k.s.) buyurur ki: Evvellerde haftada bir defa iftâr ederdim. Bir gün tâife-i cinden şahsını görmediğim bir kimse bana selâm ver­di. Görünmesini ricâ ettim. Gâyet güzel sûrette bir şahıs zâhir oldu. Hüviye­tini sordum: “Mü’min cinlerdenim, senin gibi bir kimseyi gördüğümüzde mu­habbet ederiz,” dedi. Ara sıra bana görünür ve musâhabet ederdik. Bir gün: “Haydi mescide girelim ve berâber oturup sohbet edelim!” dedim. Cevâben bana dedi ki: “Mescidde sohbet ettiğimiz vakit halk seni görürler ve beni gör­mezler; seni kendi kendine konuşur bir deli zannederler.” Dedim: “Son safta oturalım, herkes bizi göremez.” Ba’dehû içeriye girip oturduk. Bana dedi ki: “Bu adamları nasıl görüyorsun?" dedim: “Ba’zısını yanrım gaflette, ba’zısını tamâmen gaflette ve ba’zısını da âgâh görüyorum.” “Başları üzerinde olanları görüyor musun?” dedi. “Hayır görmüyorum," dedim. Gözlerimi sildi, gör­düm ki, her birinin başında bir karga oturmuş; ba’zısının gözlerini kanadlarıyla bürümüş ve ba’zısını ancak başı üzerine konmuş ve kanadlarıyla ba’zısının gözlerini kâh örter ve kâh açar. Bunun üzerine bana dedi ki: “Kur’ân-ı Kerim'de (Zuhruf, 43/36) ya’ni “Her kim Rahmân’ın zikrinden göz yumarsa, biz ona bir şeytan nasbederiz, o onun karini olur" âyet-i kerimesini okumadın mı? Bunlar şeytanlar­dır ki, onların başlan üzerinde oturmuşlar ve her birisine gafleti mikdânnca müstevli olmuşlardır.” Bu âyet-i kerime sûre-i Zuhruf ta vâki’dir.[46]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)