Ve-zuḣrufâ(en)(c) ve-in kullu żâlike lemmâ metâ'u-lhayâti-ddunyâ(c) vel-âḣiratu ‘inde rabbike lilmuttekîn(e)
(34-35) Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar ve altın süslemeler yapardık. Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçimliğidir. Rabbinin katında ahiret ise, O'na karşı gelmekten sakınanlarındır.
Zuhruf Sûresi
Âyet-i kerime rubiyet mertebesi âyetlerindendir. Uluhiyet mertebesinden risalet mertebesine hitap etmektedir.
“Zuhruf” tefsir ve meallerde “Altın ve Mücevver” olarak çevrilmiştir. Asli anlamı “süs” tür. Altın 53. âyette “zeheb” olarak verilmiştir. Kıymetli takı ve süsler olarak düşünülebilir. Dünya hayatında bunlar nefsin ve nefsi emmarenin süsüdür. Ve bunların meta olmak üzere maddi bir değeride vardır. Bilindiği gibi Mûsâ (a.s.) Tûr dağına çıktığında Samiri, Cebrail (a.s.) ın atının bastığı yerden toprak almış ve halkın toplanma ve eğlence gününde altın zinet eşlarını toplayıp, bu toprağı içine de aldığı toprağı atıp eritmiş ve buzağı kalıbı yapıp içine dökmüştü. Ve bu buzağıdan ses gelince ilahınız budur diyerek Mûsâ (a.s.) kavmini kandırmıştı. Nefsi emmare altın ve türevleri olan kıymetli emmarenin hayal ve vehim ile kıymet verdiği dünya metaının kıymeti yoktur.
Efendimiz (s.a.v.) uluhiyet mertebesinden hitap ile Allah (c.c.) katında ve kim okuyorsa öncelikle Allah (c.c.) daha sonra “rabbike” okuyanın rabbi hassı olan esmâ-isimdir.
İttika sakınma şeriat mertebesinde günahlardan sakınmak, tarikat metebesinden ilâhi muhabbete geri kalmaktan sakınmak, hakikat mertebesinde Hakk’ın gafletinde olmaktan sakınmak marifet mertebesinde Hakk ile olmaktan bir an olsun geri kalmaktan sakınmaktır. (Murat Derûni)