Velemmâ câe ‘îsâ bilbeyyinâti kâle kad ci/tukum bilhikmeti veli-ubeyyine lekum ba'da-lleżî taḣtelifûne fîh(i)(s) fettekû(A)llâhe ve-etî'ûn(i)
İsa, apaçık mucizeleri getirdiği zaman şöyle demişti: "Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."
Zuhruf Sûresi
Âyet-i kerime “İseviyet” mertebesi âyetlerindendir.
Mûsâ (a.s.) verilen levhalar içinde Nûr ve Rububiyet mertebesi levhalarını açıklamamıştı. Bu levhaların hakikatini Îsâ (a.s.) kavmine açıklamıştır. Bunlar ayrığa düştüğü konulardır.
“Nûr” eşyanın içten aydınlatan ve onub varlık sağasında görünmesini sağlar.
“Rububiyet” haikati ise her fiilin (ESMÂ’ÜL HÜSNÂ) ALLAH’ ın güzel isimlerinden birinin zuhur yeri olduğunun kavranması ve fiilleri meydana getiren ve onlara KİM’lik veren İSİM’ lerde görüp (ESMÂ’ÜL HÜSNÂ) “ALLAH’ın güzel isimleri” ni birlenmesidir.
Kişi “İseviyet” mertebesine geldiğinde kendi varlığında “bilhikmeti veli-ubeyyine” hikmet ile bazı şeyleri açılamaya geldim der. “Hikmet” ilmi ledün bilgisidir. Ve eşyayı yerli yerine yani onun hakikatinin, isminin ne olduğu anlamaya açıklamaya yarar.
Toprak hikmettir. “İsâ” (a.s.) toprak yönü ise Meryem validedir. Bu hikmet bilgisinin nefsi küllü olan “Meryem” validenin hakikatlerinden alır. Kişi sıfât mertebesine geldiğinde nefsi küllü olan irfan ehli mürşidinin yolunun hakikatleri ile yoluna devam eder. Eğer bunu terk ederse Hz. Ali’in “Cem”den farka gelmemek tehlikesi ile zındıklığa düşme tehlikesi ile karşılaşabilir. (Murat Derûni)