Velâ yesuddennekumu-şşeytân(u)(s) innehu lekum ‘aduvvun mubîn(un)
Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
Sakın şeytan sizi doğru yoldan alıkoymasın. Gerçekten o sizin için apaçık bir düşmandır.
Zuhruf Suresi'nin 62. ayeti, şeytanın insanları doğru yoldan alıkoyma çabasına karşı bir uyarı içermekte ve onun apaçık bir düşman olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, 'alıkoymak', 'şeytan' ve 'düşman' gibi temel kavramlar üzerinden bu uyarıyı dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sadd' (صَدّ) kelimesinin bir şeyi engellemek, geri çevirmek ve mani olmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yaseddunnekum' ifadesi, şeytanın insanları Allah'ın yolundan, ibadetten ve hakikatten çevirmesi, engellemesi ve uzaklaştırması anlamında kullanılmıştır. Bu, şeytanın insanları doğru yoldan saptırma çabasını açıkça ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sadd' kelimesinin 'men'' (منع) yani engellemek, alıkoymak anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda şeytanın insanları Allah'ın birliğine inanmaktan ve O'na ibadet etmekten alıkoyması, onları doğru yoldan saptırması kastedilmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sadd' kavramının Kur'an'da genellikle 'Allah yolundan alıkoymak' veya 'engellemek' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette şeytanın, insanları Allah'ın birliğine ve doğru yola yönelmekten alıkoyma, onları saptırma işlevini ifade eder. Şeytanın bu eylemi, insanları hakikatten uzaklaştırma çabası olarak vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şeytan' kelimesinin 'şatane' (شطن) kökünden geldiğini ve 'haktan uzaklaşmak, başkaldırmak' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette şeytan, insanları Allah'ın yolundan uzaklaştıran, onlara düşmanlık eden ve onları saptırmaya çalışan bir varlık olarak tanımlanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, şeytanın 'şatane' kökünden türediğini ve 'uzaklaşmak' anlamına geldiğini ifade eder. Bu uzaklaşma, hem fiziki hem de manevi olarak haktan ve doğru yoldan uzaklaşmayı ifade eder. Ayette şeytan, insanları doğru yoldan uzaklaştıran ve onlara kötülük fısıldayan bir güç olarak ele alınır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şeytan' kavramının Kur'an'da genellikle 'insanları Allah'tan uzaklaştıran, kötülüğe sevk eden ve isyana teşvik eden bir güç' olarak kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'şeytan', insanları doğru yoldan alıkoymaya çalışan, apaçık bir düşman olarak tanımlanarak onun bu temel işlevi vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'adüvv' (عدو) kelimesinin 'adâvet' (عداوة) kökünden geldiğini ve 'karşıtlık, düşmanlık' anlamına geldiğini ifade eder. Ayette şeytanın 'apaçık bir düşman' olarak nitelendirilmesi, onun insanlara karşı beslediği husumetin ve zarar verme niyetinin açıkça ortada olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'adüvv' kelimesinin 'haddini aşmak, sınırı geçmek' anlamındaki 'adâ' (عدا) kökünden türediğini ve düşmanın, başkasına zarar vermek için sınırları aşan kişi olduğunu belirtir. Ayette şeytanın 'apaçık düşman' olması, onun insanlara karşı olan düşmanlığının gizli değil, aşikâr olduğunu ve bu düşmanlıkta sınır tanımadığını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'adüvv' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'karşıtlık, husumet ve zarar verme niyeti taşıyan' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette şeytanın 'apaçık düşman' olarak tanımlanması, onun insanlara karşı olan düşmanlığının belirgin ve herkes tarafından bilinen bir gerçek olduğunu vurgular, bu da insanları ona karşı uyanık olmaya sevk eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mübîn' kelimesinin 'beyân' (بيان) kökünden geldiğini ve 'açıklamak, netleştirmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayette şeytanın 'düşman-ı mübîn' (apaçık düşman) olarak nitelendirilmesi, onun düşmanlığının gizli saklı olmadığını, aksine herkes tarafından görülebilecek kadar belirgin ve açık olduğunu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'mübîn' kelimesinin 'açıkça belli olan, açıklığa kavuşan' anlamında kullanıldığını belirtir. Şeytanın 'mübîn' bir düşman olması, onun düşmanlığının delillerle, tecrübelerle ve Kur'an'ın beyanlarıyla açıkça ortaya konulduğunu, bu konuda hiçbir şüpheye yer olmadığını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mübîn' kelimesinin 'açıklayan, açıklığa kavuşturan' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'adüvvün mübîn' ifadesi, şeytanın düşmanlığının sadece açık olmakla kalmayıp, aynı zamanda bu düşmanlığın sonuçlarının ve etkilerinin de açıkça görülebilir olduğunu, dolayısıyla insanları bu düşmanlığa karşı uyarmak için yeterli delillerin bulunduğunu vurgular.
Zuhruf Sûresi
“Mübîn” açıklayan kelimesi altıncı defa bu sûre-i şerif içinde geçmektedir. 6 ise imân mertebeleri ve altı yöndür.
“Mubin” 2, 15, 18, 29, 40 ve 62. Âyetlerde geçmektedir. Sayıları toplarsa (2+15+18+29+40+62= 166) dır. Ayrıca (1+6+6=13 tür.) Bu 166 nın 2 yönüne daha bakarsak,
66+1= 67 kısaca Allah (c.c.) sayısal değeridir.
Fatiha sûresinde noktaya dönersek;
(Nokta) Üç boyuttan biri kendinde olmayan’ dır.
(Nokta) kendisi bir şey ifade etmadiği halde, her şeyin kendisi ile ifade edilen, gözle görülebilecek en küçük işaret. diye tanımlanmakta’dır.
Fazla yormamak için Ebced hesabı sayı değerlerini toplu olarak vermek istiyorum o da (164) dür, toplarsak (1+6+4=11) eder ki; o da şüphesiz Hakikat-i Muhamme-diyye’ye bağlıdır. Bu oluşuma (2) olan (ب) be yi de eklersek yine (13) tür.[80] “ İz- -T-B- ” Görüldüğü gibi “Nokta” ve “Be” nin toplamı da (166) dır.
“Mübin” sayısal değeride “Mim: 40” “Be: 2” “Ye: 10” “Nun: 50” dir. Toplarsak (40+2+10+50= 102) dir. Bu da (12) Hakikat-ı Muhammediyedir. Mubin sayısal olarak Hakikat-i Muhammediye apaçık açıklamaktadır.
“Mim” Hakikat-ı Muhammediye mertebelerini, “Be” ile birliktelik risalet mertebesini, “Ye” ilmel/aynel/ hakkal yakîn mertebelerini, “Nun” Nûr-u Muhammediyeyi ifade etmektedir.
İşte şeytan sizi sırat-ı müstakimden alıkoymasın. Apaçık sizin için düşmandır.
“Mübin” in harflerinin içerdiği ma’nalar sizin hakikatinizi apaçık açmaktadır, şeytan bu hakikatin düşmanıdır.
(7/16) “Kâle febimâ aġveytenî leak’udenne lehum sirâtake-lmustekîm(e)”
(7/16) "Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım."
A’râf sûresinde şeytanın sırat-ı müstakim üzere oturacağını bildirmektedir. Bilindiği gibi 6 yön vardır. Ön, arka, sağ, sol, alt ve üst diye yönler isimlendirilmektedir.
Şeytan’ın ön, arka, sağ ve soldan ve buradan gelen bilgilerden haberi vardır. Ve bu bilgileri dalgalandırıp karıştırma yetisi vardır. Ama alt ve üsten gelen ilâhi ilimden haberi yoktur.
Önden hayal kuvvetleri, arkadan vehim kuvvetleri, sağdan aklı cüzün programını karıştırmak suretiyle ve soldan nefsi cüze iğva verme suretiyle yoldan çıkarır.
Ama kişi irfani bilgiler ile alttan “ilmi ledün” bilgileri ile eşyanın hakikatini ve yukarıdan vahyi ve ilhami bilgiler ile firaset ile doğru bilgi almaktadır.
Nefsin yolundan, iblisin yolundan, Hakk’ın doğru yoluna ulaşmak için irfan ehlinin eğitimi ile Ariflik yolundan ilerlemelidir. (Murat Derûni)