Faḣtelefe-l-ahzâbu min beynihim(s) feveylun lilleżîne zalemû min ‘ażâbi yevmin elîm(in)
Ama aralarından çıkan gruplar ayrılığa düştüler. Elem dolu bir günün azabından vay o zulmedenlerin haline!
Fakat aralarından çıkan gruplar, İsâ hakkında ihtilâfa düştüler. Acı bir günün azâbından dolayı vay zulmedenlerin hâline!
Zuhruf Suresi 65. ayet, kıyamet gününün azabından bahsederken, insanlar arasındaki ihtilafı ve zulmü vurgular. Ayet, 'ihtilaf', 'ahzab', 'zalimler' ve 'azap' gibi temel kavramlar üzerinden, toplumsal ayrışmanın ve haksızlığın ahiretteki sonuçlarına işaret etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'h-l-f' kökünün bir şeyin ardından gelmek veya bir şeyden sonra olmak anlamını taşıdığını belirtir. 'İhtilaf' ise, bir konuda farklı görüşlere sahip olmak, birbiriyle çelişmek demektir. Ayetteki kullanımı, grupların kendi aralarında fikir ayrılığına düşerek bölünmelerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ihtilaf' kelimesini 'ayrılmak, dağılmak' olarak açıklar. Ayetteki 'fahtelefe' ifadesi, 'fefterakû' (ayrıldılar) manasına gelir ve grupların birbiriyle anlaşmazlığa düşerek parçalanmasını mecazi olarak anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hizb' kelimesinin bir araya gelmiş, toplanmış bir grup insanı ifade ettiğini belirtir. 'Ahzab' ise bu grupların çoğuludur ve ayetteki bağlamda, Hz. İsa hakkında farklı görüşlere sahip olan, birbirine karşıt grupları temsil eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hizb' kelimesinin bir topluluğun veya bir kişinin taraftarları anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'el-ahzab' ifadesi, Hz. İsa'nın konumu hakkında farklı inançlara sahip olan, birbirine düşman grupları işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulüm' kelimesini bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haddi aşmak olarak tanımlar. Ayetteki 'zalemû' ifadesi, Allah'ın emirlerine karşı gelerek, Hz. İsa hakkında yanlış inançlar benimseyerek veya genel olarak haksızlık yaparak kendilerine ve başkalarına zulmedenleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'zulüm' kavramının sadece başkalarına haksızlık etmekle sınırlı olmadığını, aynı zamanda Allah'a karşı gelmek ve O'nun koyduğu sınırları aşmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zalemû' ifadesi, özellikle Hz. İsa'nın ilahlaştırılması gibi tevhid ilkesine aykırı davranışları da kapsar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'azap' kelimesinin 'men' (engellemek) kökünden geldiğini ve kişinin istediği şeye ulaşmasını engelleyen her türlü sıkıntı ve cezayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'azâbi yevmin elîm' ifadesi, kıyamet gününde zalimlere verilecek olan şiddetli ve acı verici cezayı vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'azap' kelimesinin 'tatlı sudan mahrum bırakmak' anlamından türediğini ve genel olarak acı veren, sıkıntıya sokan her şeyi ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'azap', zalimlerin dünyadaki haksızlıkları ve sapkınlıkları nedeniyle ahirette karşılaşacakları şiddetli ve sürekli cezayı anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'elem' kelimesinin bedensel veya ruhsal acıyı ifade ettiğini belirtir. 'Elîm' ise bu acının şiddetli ve sürekli olduğunu vurgulayan bir sıfattır. Ayetteki 'yevmin elîm' ifadesi, kıyamet gününün sadece bir gün olmaktan öte, o gün yaşanacak azabın son derece acı verici ve şiddetli olacağını pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'elîm' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'azap' ve 'ikab' gibi kavramlarla birlikte kullanıldığını ve bu cezaların niteliğini, yani ne kadar şiddetli ve acı verici olduğunu belirttiğini ifade eder. Ayetteki 'elîm' sıfatı, 'azap' kelimesini niteleyerek, bu azabın dayanılmaz bir acı içereceğini vurgular.
Zuhruf Sûresi
Âyet-i kerime “İseviyet” mertebesi âyetlerindendir.
Gerçek İncil “Îsâ” (a.s.)ın kendisidir. Çünkü ALLAH’ın kelimesi ve Îsevîyyet mertebesinin (10) zuhur yeridir. İncil ismiyle kayıtlı bir kitâp gelmemiştir. Bu yüzden böyle bir kayıt bulunamamıştır, çünkü yoktur. Elde bulunan ve “İncil” ismi verilen dört yazılımın gerçek isimleri ise (hadis-i Îsâ) lar’dır. Ve yazarlarının isimleriyle yazarlarına göre vardırlar.
“İncil” (Matta)ya göre:
“İncil” (Markos)a göre:
“İncil” (Lûka)ya göre:
“İncil” (Yuhanna)ya göre:
Bu yazılımlar, yazarlarının anlayışları üzere ürettikleri (hadis-i Îsâ)lar’ dır. ALLAH’ın kitâbı ise (ALLAH’a göre) olur. “Kullara göre” olmaz. Bugün elde bulunan gerçek “İncil” “Kûr’ân-ı Keriym”min içinde bulunan ve ora da muhafaza edilen “Îsâ”(a.s.) hayatını ve Îsevîyyet mertebesini anlatan Kûr’ân-ın Âyetleridir. Günümüzden yaklaşık üç bin sene evvel gelmiş olan Tevrat’a ait olduğu bildirilen yazılımlar olduğu halde, ondan yaklaşık bin sene sonra geldiği söylenen gerçek “İncil”den acaba ortada niye bir vesîka yoktur?[83] “ İz- -T-B-” Maide sûresinde bu hâl hakkında İsâ a.s. sorulması hakkında âyetler vardır.
(5/116) (Ve iz kalAllahu ya Îsebne Meryeme eente kulte linNasittehızunî ve ümmiye ilâheyni min dunillâh* kâle sübhaneKE mâ yekûnü lî en ekule mâ leyse lî Bi hakk* in küntü kultühu fekad alimtehu, ta'lemü mâ fî nefsî ve lâ a'lemü mâ fî nefsik* inneKE ente allâmül ğuyub;)
(5/116) “Ve Allah demişti ki: "Ey Meryemoğlu Îsâ, sen mi insânlara: 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki ilâh edinin' dedin?". "Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan birşeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen!".
İncil’i anlayabilecek anlayışlar dünya üzerine geldiği için İncil geldi ve ilk olarak hâvariler tarafından anlaşıldı. Tabî daha sonra hâvariler tarafından yayılmasında değişik yollara sapıldı. Zâten varlığındaki Hakkın varlığı olduğundan tabîidir ki bilecek.
Îseviyetin beşeriyet yönüyle söylediği cümle budur işte, “sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben senin nefsinde olanı bilmem”.
(5/117) (Mâ kultü lehüm illâ ma emertenî Bihi enı'büdullahe Rabbî ve Rabbeküm* ve küntü aleyhim şehîden mâ dümtü fîhim* felemmâ teveffeytenî künte enter Rakîbe aleyhim* ve ente alâ külli şey'in Şehîd;)
(5/117) "Ben onlara sadece, senin bana emrettiklerini söyledim. Benim ve sizin Rabbınız olan Allah'a kulluk edin, dedim. Aralarında olduğum müddetçe onlara şâhit idim, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen herşeyi görensin.”[84] “ İz- -T- B- ”
Kişi eğitiminde “İseviyet” mertebesine gelir ve bu bana yeter diye bulunduğu yerin irfani eğitiminden ayrılırsa Hz. Ali’nin dediği gibi Cem’den farka gelemez… Bu durumdan onu çıkaracak ve farka getirecek İrfan ehli Ariftir. İşte benin namazım kılındı, namazı kimin için kılacağım ben Hakk’la hakk oldum gibi v.s. sözler bu tayfadan çıkar. Evet, kişi bu hal ve yaşam içine girebilir. Ama bu çok kısa bir süre olur. Ve bu hal içinde Arif onu çıkarır. İbadetine, Ubudet olarak döner. Ve bu ibadeti etrafındakilere göstermek için yapar. (Murat Derûni)