Elleżîne âmenû bi-âyâtinâ vekânû muslimîn(e)
(68-69) (Allah, şöyle der:) "Ey ayetlerimize iman eden ve müslüman olan kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de."
Allah, takva sahiplerine şöyle nida eder: "Ey âyetlerimize imân edip müslüman olan kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.
Zuhruf Suresi'nin 69. ayeti, Allah'ın ayetlerine iman eden ve O'na teslim olan müminlerin vasıflarını vurgulamaktadır. Ayet, iman ve teslimiyet kavramları üzerinden kurtuluşa erenlerin niteliklerini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdik etmesi ve güven duymasıdır. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Allah'ın ayetlerini şüphe duymadan, tam bir teslimiyetle kabul etmeyi ve bu kabulün getirdiği güven duygusunu ifade eder. Bu, sadece sözlü bir ikrar değil, aynı zamanda kalbî bir tasdiktir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre 'iman' kavramı, Kur'an'da 'güvenmek, emniyette olmak' kökünden türemiştir ve Allah'a karşı duyulan mutlak güveni ve O'nun vaatlerine inanmayı ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın ayetlerinin doğruluğuna ve hakikatine tam bir itimatla bağlanmayı gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âyet (آية), bir şeyin alameti ve delilidir. Ayetteki 'âyâtinâ' ifadesi, Allah'ın gönderdiği vahiyleri, peygamberler aracılığıyla bildirdiği hükümleri ve evrendeki yaratılış delillerini kapsar. Bunlar, Allah'ın varlığına ve birliğine işaret eden açık delillerdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'âyet' kelimesini 'alamet' ve 'işaret' olarak açıklar. Ayetteki 'âyâtinâ' ifadesi, Allah'ın kudretini ve hikmetini gösteren, insanları doğru yola ileten ve onlara hakikati bildiren ilahi mesajları ve mucizeleri ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ayet' kelimesinin Kur'an'da hem 'mucize' hem de 'Kur'an ayeti' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'âyâtinâ', Allah'ın hem evrensel hem de vahyî delillerini kapsayan geniş bir anlam taşır ve iman edilecek hakikatleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İslam (سلم), boyun eğmek ve teslim olmaktır. 'Müslimîn' kelimesi, Allah'ın emirlerine ve yasaklarına tam bir gönül rızasıyla teslim olan, O'nun iradesine boyun eğen ve bu teslimiyetle barış ve huzur bulan kimseleri ifade eder. Ayetteki bağlamda, iman edenlerin aynı zamanda Allah'a teslim olmuş kişiler olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'İslam'ı, Allah'ın emirlerine teslim olmak ve O'nun hükmüne boyun eğmek olarak tanımlar. 'Müslimîn' ifadesi, bu teslimiyetin bir sonucu olarak, Allah ile barışık, O'nun rızasını kazanmış ve O'nun yolunda istikamet üzere olan kişileri niteler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'İslam' kavramının Kur'an'da 'teslimiyet' ve 'barış' anlamlarını taşıdığını belirtir. 'Müslimîn' ise, Allah'a tam bir teslimiyetle kendini adayan, O'nun iradesine boyun eğen ve bu teslimiyetle içsel bir barışa ulaşan kişileri ifade eder. Ayetteki kullanımı, imanın doğal bir sonucu olarak Allah'a teslimiyeti vurgular.
Zuhruf Sûresi
Âyet-i kerime zât mertebesi âyetlerindendir.
Cebrail aleyhisselâm, Hz. Peygamber'in de aralarında bulunduğu bir sahabe' topluluğuna insan suretinde gelmiş, iman, İslâm, ihsan ve kıyamet alâmetleri gibi bazı soruları Allah Rasûlüne sorarak cevaplarını almıştır. İşte Cebrail (a.s.)'in bizzat soru sorarak ve cevaplarını tasdik ederek telkin ettiği bu hadise "Cibril hadîsi" adı verilmiştir.
Abdullah b. Ömer'in, babası Hz. Ömer'den naklettiği bu hadis şöyledir:
"Bir gün Rasûlullah (s.a.s.)'in yanında bulunduğumuz sırada âniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğru peygamber (s.a.s.)'in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve:
"Ya Muhammed! Bana İslâm'ın ne olduğunu söyle?" dedi. Rasûlullah (s.a.s.): "İslâm; Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt'i hac etmendir." buyurdu. O zat: "Doğru söyledin." dedi. Babam dedi ki: "Biz buna hayret ettik. Zira hem soruyor, hem de tasdik ediyordu."
"Bana imandan haber ver?" dedi. Rasûlullah (s.a.s.): Âllah'a, Allah'ın meleklerine kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanman, bir de kadere, hayrına şerrine inanmandır." buyurdu. O zât yine: "Doğru söyledin." dedi. Bu sefer:
"Bana ihsandan haber ver?" dedi. Rasûlullah (s.a.s.): " Allah'a O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da o seni muhakkak görür." buyurdu. O zat:
"Bana kıyametten haber ver?" dedi. Rasûlullah (s.a.s.) "Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir." buyurdular. "O halde bana alâmetlerinden haber ver." dedi. Peygamber (s.a.s.):
"Câriyenin kendi sahibesini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir." buyurdu. Babam dedi ki:
Bundan sonra o zat gitti. Ben bir süre bekledim. Sonunda Allah Rasûlü bana: "Ya Ömer! O soru soran zatın kim olduğunu biliyor musun?" dedi. "Allah ve Rasûlü bilir." dedim.
"O Cibrîl'di. Size dininizi öğretmeye gelmişti." buyurdular. [89]
Bu konu hakkında (7) İslâm İslam-İman-İhsan-İkan ve (72) Îmân ve Îkân adlı kitaplarda gemiş bilgi ve araştırma vardır dileyenler oaraya bakabilir.
Allah (c.c.) bizin âyet işaretlerimize teslim olan kullarım diyere zatına teslim olan kullardan bahsetmekedir.
Hadisi şerifte görüldüğü gibi İslâm’ın mertebeleri vardır. Ayrı, ayrı dinler diye bir şey yoktur. İbrahim a.s., Musâ a.s, Hazret-i Muhammed (s.a.v.) Hz. İbrahim, “... Ben Müslümanların ilkiyim / ilk Müslümanım.” (Enam, 6/163) Hz. Musa, “Ben iman edenlerin / müminlerin ilkiyim.” (A'raf, 7/143)
“Ve havârilere; "Bana ve Resûl'üme îman edin." diye vahyettiğim zaman, onlar da "Îman ettik ve bizim müslüman olduğumuza şâhid ol." demişlerdi.” (MÂİDE 5/111) Hz. Muhammed (a.s.m) de, “Ben ilk Müslüman olmakla emrolundum.” (Zümer, 39/12) Bu âyetten İslâm’ın ayrı bir din ve diğer dinlerin de İslâm’dan ayrı bir din olmadıkları açıkça anlaşılıyor.
Müslüman, kendi varlığından temizlenerek Hakk’a teslim olmuş kimse demektir.
Her mertebenin teslim olmuş kulları şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebesinden teslim olmaktır.
Hakk’ın fiillerine, isimlerine, sıfatlarına ve zatına teslim olmaktır … (Murat Derûni)