Yâ ‘ibâdi lâ ḣavfun ‘aleykumu-lyevme velâ entum tahzenûn(e)
(68-69) (Allah, şöyle der:) "Ey ayetlerimize iman eden ve müslüman olan kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de."
Allah, takva sahiplerine şöyle nida eder: "Ey âyetlerimize imân edip müslüman olan kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.
Zuhruf Suresi'nin 68. ayeti, ahiret gününde müminlere yönelik ilahi güvenceyi ifade etmektedir. Ayet, korku ve üzüntüden arınmış bir durumu vurgulayarak, Allah'ın kullarına bahşettiği emniyeti dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'abd (kul) kelimesinin aslen boyun eğme ve zelil olma anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'ibâd' ise, Allah'a tam bir teslimiyet ve itaatle kulluk eden, O'nun emirlerine boyun eğen müminleri ifade eder. Bu kullar, ahirette özel bir muameleye tabi tutulacaklardır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'abd kelimesinin hem hür hem de köle için kullanılabileceğini, ancak Kur'an'da Allah'a nispet edildiğinde genellikle O'na ibadet eden, itaatkar ve teslim olmuş kimseleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ibâdî' ifadesi, Allah'ın kendi kullarına özel bir hitabı olup, onlara olan yakınlığını ve lütfunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'havf' kelimesinin genellikle gelecekteki bir musibetin beklentisinden kaynaklanan bir iç sıkıntısı olduğunu açıklar. Ayetteki 'lâ havfun aleykum' ifadesi, müminlerin ahirette karşılaşacakları herhangi bir azap, hesap veya olumsuzluktan emin olduklarını, dolayısıyla hiçbir korku taşımayacaklarını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'havf' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın azabından veya ahiret gününün dehşetinden duyulan korkuyu ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'lâ havfun' ifadesi, müminler için bu tür bir korkunun ortadan kalktığını, onların ilahi güvence altında olduklarını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'huzn' kelimesinin genellikle geçmişte yaşanan bir olayın veya kaybedilen bir şeyin ardından duyulan kederi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'lâ entum tahzenûn' ifadesi, müminlerin ahirette dünyada geride bıraktıkları veya kaybettikleri hiçbir şey için üzüntü duymayacaklarını, geçmişin yükünden arınmış olacaklarını anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'huzn' kelimesinin 'havf'tan farklı olarak, geçmişe yönelik bir duygu olduğunu ve genellikle bir yoksunluk veya kayıp hissiyle ilişkilendirildiğini açıklar. Ayetteki bu kullanım, cennet ehlinin hem geleceğe dair korkulardan hem de geçmişe dair üzüntülerden tamamen azade olacağını, tam bir huzur içinde bulunacağını vurgular.
Zuhruf Sûresi
Tasavvufta “Havf reca” “kabz ve bast” “heybet üns” halleri vardır.
Seyrin başında kişi korku ve ümit arasındadır. Daha sonra bir genişleme ve bir daralma oluşur ki manevi doğumlar ile sahası gelişir. Ve daha sonra bu halden dolayı ilahi bir heybet ve yakinlik hali oluşur.
İşte kişinin kıyameti kopmuş ve “abduhu” “hu”nun kulu olmuş abdiyet mertebesine ise Allah (c.c.) hitap etmektedir. Bu kulluğun bir önceki âyette müttaki diyerek olduğu gibi şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebeleri ile bu kulluk hali farklılık gösterir. Şeriat ve tarikat mertebesinde kul ve rab vardır. İbadet kuldan rabbe doğu yapılır. Hakikat mertebesinde ise kul yoktur kime ibadet edecektir. Orada fili işleyen sureta kuldur. Ama hakikatte, haktır. Bu fiil hakk’ın fiili olan ubudettir. Kul batında, Hakk zuhurdadır. Marifet mertebesinde ise kul, hakkın âletidir. Bura ise Kul zahir, Hakk bâtındadır. (Murat Derûni) Abdin vücûd-i 'abdânîsi bakî olmakla beraber esmâ-i celâliyye-i Hak'tan esmâ-i cemâliyye-i Hakk'a iltica eder. Yani Hakkın celalinden cemaline, abdın vücudu vardır, fakat celalinden cemaline sığınmış olur. Böylece de kendini korumuş olur. Ne zaman ki biz beşeri vücudumuzu Hakkın vücudunda ifna ettik işte bunlar için de korku yoktur.
Binâenaleyh abd kendi nefsini Hakk'a karşı yine Hak'la muhafaza etmiş bulunur. Meselâ "Müntakım" ism-i celâlîsinden, "Rahîm" ism-i cemâlîsine kaçar.[88] “ İz- -T-B- ”