El-eḣillâu yevme-iżin ba'duhum liba'din ‘aduvvun illâ-lmuttekîn(e)
O gün Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.
O gün Allah'tan korkanlar hariç dost olanlar birbirlerine düşmandırlar.
Zuhruf Suresi 67. ayet, kıyamet günündeki dostlukların dönüşümünü ve takva sahiplerinin istisnai durumunu ele almaktadır. Ayet, 'dostlar' ve 'düşman' kavramları üzerinden ahiret ilişkilerinin mahiyetini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halîl' kelimesinin 'hullet'ten geldiğini, bunun da 'sevginin kalbin derinliklerine işlemesi' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-ahillâ'' ise bu türden samimi dostlukları ifade eder ve kıyamet günü bu dostlukların düşmanlığa dönüşeceğini vurgular. (el-Müfredât, s. 259)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'el-ahillâ'' kelimesini 'dostlar' olarak açıklar ve ayetteki kullanımının, dünyadaki yakın arkadaşlıkların ahiretteki durumunu mecazi bir şekilde anlattığını belirtir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 222)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hullet' kavramının Kur'an'da özel bir dostluk türünü ifade ettiğini, bu dostluğun genellikle karşılıklı sevgi ve güvene dayandığını belirtir. Ayetteki 'el-ahillâ'' kelimesi, bu dünyevi dostlukların ahiretteki geçersizliğini ve dönüşümünü vurgular. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 125)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'adüvv' kelimesinin 'karşıt olmak, düşmanlık beslemek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'adüvv' kelimesi, dünyadaki dostlukların kıyamet günü nasıl bir düşmanlığa dönüşeceğini açıkça ortaya koyar. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 402)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'adâvet'in 'birbirine karşı gelmek, muhalefet etmek' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'adüvv' kelimesi, dünyevi çıkarlara dayalı dostlukların ahirette nasıl bir husumete dönüşeceğini vurgular. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 4, s. 125)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'adüvv' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'a ve müminlere karşı olan düşmanlığı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise, dünyevi dostlukların ahiretteki dönüşümünü ve birbirlerine karşı düşman kesilmelerini anlatır. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 210)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva' kelimesinin 'nefsi korkulan şeyden korumak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-muttakîn' ise, Allah'ın azabından sakınan, O'nun emirlerine riayet eden ve bu sayede ahirette dostlukları devam edecek olan kimseleri ifade eder. (el-Müfredât, s. 881)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'takva'nın 'Allah'tan korkmak ve O'nun emirlerine sarılmak' olduğunu açıklar. 'el-muttakîn' kelimesi, kıyamet gününde bile dostlukları bozulmayacak olan, Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayan kişileri temsil eder. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 505)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takva' kavramının Kur'an'da merkezi bir rol oynadığını ve 'Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşama' anlamına geldiğini vurgular. Ayetteki 'el-muttakîn' istisnası, bu sorumluluk bilincine sahip olanların ahiretteki özel konumunu ve dostluklarının devamlılığını gösterir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 220)
Zuhruf Sûresi
“Yezme-izin” İzin günü, genelde çalışma hayatında bulunanların izin günleri vardır. Tatil günü ve günleridir. “Tatil” esiğer mâ-i ilahiyyeyi tatil eden “Kahhar” esmâsıdır. “Vahid’ül Kahhar” hükmü ile o gün mülk ve saltanan Allah (c.c.) dir.
İttika sakınma şeriat mertebesinde günahlardan sakınmak, tarikat metebesinden ilâhi muhabbete geri kalmaktan sakınmak, hakikat mertebesinde Hakk’ın gafletinde olmaktan sakınmak marifet mertebesinde Hakk ile olmaktan bir an olsun geri kalmaktan sakınmaktır.
Nefsi emmare, hayal ve vehim kuvvetlerinden sakınmayanlar o gün birbirine düşman olur.(Murat Derûni)”
“li menil Mülkül yevm* Lillâhil Vahid’il Kahhar”(Mü’min 40/16.Âyet) yani “Bugün Mülk kimindir? Vâhid ve Kahhar olan Allah’ındır” İşte bizim bu Âyetin hükmünü bu dünyada yaşamamız gerekiyor. “Bugün mülk kimindir” dediği genel olarak yaşanacak hâdise, ahirette kıyamet kopup ortada hiç bir varlık kalmayınca Cenâb-ı Hakk kendi varlığında kendine seslenecek “Bugün mülk kimindir” diye ve ortada kimse kalmadığından yani Cenâb-ı Hakk ortadaki varlıkları Vâhid ve Kahhar ismiyle kaldırdıktan sonra, “Vâhid ve Kahhar olan Allah’ındır” diye cevap verecek, işte bu o gün olacak hâdise, fakat bu hâdisenin bugün bizlerde olması lâzım çünkü Âyetin enfüsi tahakkuku var, bunlar olmazsa tam bir dervişlik hayatı ortaya gelmez. Kendinin dışında ne varsa etkisiz hâle getirmesi demek, kendimizin dışında ne varsa, zâtımızın dışında ne varsa, kendi varlığımızda içinde olmak üzere ortadan kaldırmamız gerekiyor demektir. Ne zaman ki Kahhar esmâsı biz de zuhura çıktı yani bizim hayali ve vehmi var zannediğimiz varlığımızı ortadan kaldırdı ve biz salt Nur olarak, salt ruh olarak kaldık nefsi emmâre, levvâme, mülhime diye bişeyler kalmadı, kaldıysa da bunları olumlu yönde kullanmaya başladık ve onların kendilerine ait bir faaliyet sahaları kalmadı, işte orada o gün bizde bu hâdise tahakkuk etti demektir yani kıyametimiz kopmuş oldu.[86]
Yolumuza faydalı olur düşüncesi Mesnevi-i Şerif beyitleri şerhi ile devam edelim.
Aklın akıl ile safa cihetinden âşinâlığı olduğu vakit, her dem muhabbet ziyâde olur.
Zîrâ iki sâhib-i aklın safvet cihetinden birbiriyle âşinâlığı ve sohbetleri olduğu vakit, her an aralarındaki muhabbet ziyâde olur.
Nefsin her alçak nefis ile aşinalığını, sen yakînen bil ki, her dem hem kemterdir.
“Hadd-i zâtında alçak olan her iki nefsin birbiriyle âşinâlığı ve dostluğu dâimâ pek aşağıdır.” Zîrâ her iki nefis sâhibi birbirleriyle dost ve musâhib oldukları vakit, sıfat-ı nefsâniyyelerinin galebesi yüzünden pek çabuk dostlukları adavete münkalib olur. Nitekim âyet-i kerîmede bu hakikat beyân buyurulur: (Zuhruf, 43/67) ya’ni “Bu günde müttakîler müstesnâ olmak üzere dostlar birbirine düşmandır." Zîrâ ki, onun nefsi illet etrafında dolaşır, marifeti çabuk fâsid eder.
“Zîrâ her iki sâhib-i nefis bir illet-i ma’neviyye olan sıfât-ı nefsâniyye etrâfinda dolaşır, aslâ kalblerinde safvet bulunmaz. Binâenaleyh aralanındaki muârefe ve âşinâlık çabuk bozulur.” “Ma’rifet" kelimesinden murâd, âşinâlıktır.
Eğer dostu yarın nefret edici istemezsen, dostluğu âkil ile ve akl ile tut!
Eğer yarın âlem-i hakikatte nefret edici bir dost istemiyorsan, bugün dostluğu âkil olan insân-ı kâmil ile ve nefsinle deği, aklın ile et![87]