Yutâfu ‘aleyhim bisihâfin min żehebin ve ekvâb(in)(s) ve fîhâ mâ teştehîhi-l-enfusu ve teleżżu-l-a'yun(u)(s) ve-entum fîhâ ḣâlidûn(e)
Onlar için altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.
Onların etrafında yiyecek ve içecekler altın tepsiler ve kadehlerle dolaştırılır. Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı herşey vardır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.
Zuhruf Suresi'nin 71. ayeti, cennet tasvirini altın kaplar, kadehler ve nefsin arzu ettiği nimetler üzerinden sunmaktadır. Ayet, cennetin maddi ve manevi güzelliklerini, özellikle de ebedi kalış vurgusuyla dile getirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tavf (طوف) kelimesi, bir şeyin etrafında dönmek, dolaşmak anlamına gelir. Ayetteki 'yutâfu' (يُطَافُ) fiili, cennet ehlinin etrafında hizmetkarların altın kaplar ve kadehlerle dolaşarak onlara ikramda bulunmasını ifade eder. Bu, cennetin sürekli ve kesintisiz bir hizmet ve nimet ortamı olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu fiil, 'dolaştırılır' anlamında kullanılmıştır. Cennet ehlinin etrafında yiyecek ve içeceklerin bulunduğu kapların gezdirilmesi, onlara sunulan ikramın bolluğunu ve sürekli olduğunu mecazi olarak anlatır. Bu, cennetin bir ikram ve ziyafet yeri olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sıhâf (صِحَاف), sahfe (صَحْفَة) kelimesinin çoğuludur ve geniş, yassı kaplar, tepsiler demektir. Ayetteki kullanımı, cennet ehlinin önüne konulan yiyeceklerin sunulduğu kapların büyüklüğünü ve ihtişamını belirtir, bu da cennet nimetlerinin bolluğuna işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sahfe (صَحْفَة), genellikle yemek için kullanılan geniş bir kaptır. Ayetteki 'bisıhâfin' (بِصِحَافٍ) ifadesi, cennetteki ikramların büyük tepsilerde, yani bol miktarda ve görkemli bir şekilde sunulduğunu gösterir. Bu, cennetin zenginliğini ve cömertliğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ekvâb (أَكْوَاب), kevkeb (كَوْكَب) kelimesinin çoğulu olup, kulpsuz kadeh veya bardak anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, cennet ehlinin içeceklerini içtiği kapların zarif ve estetik olduğunu, aynı zamanda kulpsuz olmalarıyla da özel bir tasarıma sahip olduklarını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kevkeb (كَوْكَب) kelimesi, kulpsuz kadeh anlamında kullanılır. 'Ekvâb' (أَكْوَاب) ise bu tür kadehlerin çoğuludur. Cennetteki içeceklerin bu tür kaplarda sunulması, cennet nimetlerinin estetik ve konforlu bir şekilde ikram edildiğini, zevk ve keyif unsurlarının ön planda olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şehvet (شَهْوَة), nefsin bir şeye duyduğu güçlü arzu ve istektir. 'Teştehîhi' (تَشْتَهِيهِ) fiili, cennetteki nimetlerin sadece var olmakla kalmayıp, aynı zamanda cennet ehlinin en derin arzularına ve isteklerine tam olarak karşılık geldiğini ifade eder. Bu, cennetin kişisel tatmin ve mutluluk mekanı olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şehvet' kavramının Kur'an'da genellikle dünyevi arzuları ifade ettiğini ancak cennet bağlamında kullanıldığında, bu arzuların tamamen meşru ve tatmin edici bir şekilde karşılandığını belirtir. Ayetteki 'teştehîhi' (تَشْتَهِيهِ) ifadesi, cennetteki nimetlerin, dünyadaki gibi yasaklanmış veya sınırlı değil, aksine sınırsız ve tam bir tatmin sağlayan arzular olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Lezzet (لَذَّة), bir şeyden duyulan hoşlanma ve zevktir. 'Telazzü' (تَلَذُّ) fiili, cennetteki nimetlerin sadece canın istediği şeyler olmakla kalmayıp, aynı zamanda gözlerin de onlardan büyük bir zevk ve hoşnutluk duyduğunu ifade eder. Bu, cennetin hem içsel arzuları hem de dışsal duyuları tatmin eden bir yer olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'lezzet' kavramının Kur'an'da genellikle duyusal ve estetik hazları ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'telazzü' (تَلَذُّ) ifadesi, cennetteki nimetlerin sadece işlevsel değil, aynı zamanda görsel olarak da çekici ve keyif verici olduğunu, gözlerin onlara bakmaktan zevk aldığını vurgular. Bu, cennetin estetik bir güzelliğe sahip olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hulûd (خُلُود), bir şeyin sürekli ve kesintisiz olması, ebediyen kalmasıdır. 'Hâlidûn' (خَـٰلِدُونَ) kelimesi, cennet ehlinin cennetteki varlığının ve nimetlerinin sonu olmadığını, orada sonsuza dek kalacaklarını kesin bir dille ifade eder. Bu, cennetin en temel ve ayırt edici özelliklerinden biridir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hulûd (خُلُود), bir şeyin yok olmaması, kalıcı olmasıdır. Ayetteki 'hâlidûn' (خَـٰلِدُونَ) ifadesi, cennet ehlinin cennetteki ikametinin geçici değil, aksine sonsuz ve kesintisiz olduğunu vurgular. Bu, cennetin vaat ettiği en büyük müjdelerden biri olan ebedi yaşamı anlatır.
Zuhruf Sûresi
Burada da görüldüğü gibi halden ve cennet ehlinin etrafında dönenlerden bahsedilmektedir. Çünkü onlar mihver, yani merkez olmuşlardır. Altın tepsilerin içinde esmâ ilminin tatlı mânâ içecekleri vardır. Bunları “billur-içi görünen” kadehlerle, orada dünyada ki gibi mânâlar perdeli olmadığından içeceklerin kadehlerdeki renk ve cinsleri görülmektedir.
Mânâ âleminin nûrlu oluşumları bu şekilde kendilerine lütfedilir.
Bu âyet-i kerimde de “en-nefis” nefis lâm-ı tarif ile ullanılmıştır. Buradaki lâm-ı tarif şemsidir. Çünkü “en” “ene” nefis “ben” der. Nefsi benliğin eğitim ile izafi-hayali ve oradan ilahi benliğine ulaşması lazımdır.
Lâm-ı tarif ile genel ve belirli bilinen bir nefisten bahsedilmektedir.
Genel nefisin hoşlanacağı nefis cennetlerinde olan nimetlerden hoşlanması ve zât’tan örtülü perdesi olmasıdır.
Bilinen nefis ise “men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu” yani “Kendini (nefsinin) bilen Rabbini bilir.” Rabbine Arif olan nefistir. Bu da zât cenneti içinde enfes olmuştur.
İrfân ehli ise dünyâda iken “nefsine ârif olan Rabb’ine ârif olmuştur” hükmünü yerine getirdikleri için onların nefisleri artık Rahmâniyete dönüşmüş olacaktır.
“telezzu-l-a’yun” gözler de yine lam-ı tarif ile verilmiştir. Yine genel geçer gözden zuhuru müşahade eden göz ve bilinen-bilen göz bu da müşahade eden gözdür. (Murat Derûni) Faydalı olur düşüncesi ile Terzi Kızı hamım kardeşimizin Nefs âyetleri çalışmasında âyetin izahını buraya alıyoruz.
43.71 - Onlar için altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedî olarak kalacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
43.71 - Altından tepsiler ve küplerle üzerlerine dönülür dolaşır, nefislerin hoşlanacağı, gözlerin lezzet alacağı şeyler hep orada ve siz orada muhalledsiniz.
Ömer Nasuhi Bilmen Meali:
43.71 - Onların üzerine altundan tepsiler ile ve destiler ile dolaşır ve orada canların hoşlanacağı ve gözlerin lezzet alacağı şeyler vardır ve siz orada ebedîyyen kalıcılarsınız.
İZAH: Yedi nefis mertebesini içine alan nefis yani bedenle tadılacak cennetlerden bahsedilir. Emmare de günahını çektikten sonra, mertebesine uygun cennete girecektir biiznillah.
“Ebediyyen kalmak” ilk başta müjde gibi görünse de ilerleme olmayacağı ve kazandığı mertebede ebediyyen kalacağı için düşündürücüdür.
İrfan cenneti ise efal, esma, sıfat ve zat cennetlerini içine alır. Oralarda ilim almak devam edecektir biiznillah. N.N.[91]