Ve tilke-lcennetu-lletî ûriśtumûhâ bimâ kuntum ta'melûn(e)
İşte bu, yapmakta olduklarınıza karşılık size miras verilen cennettir.
İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur.
Bu ayet, cennetin müminlere amelleri karşılığında bir miras olarak verildiğini vurgulamaktadır. Ayetteki anahtar kavramlar, cennetin mahiyetini, mirasın anlamını ve amellerin bu mirasın elde edilmesindeki rolünü dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemeyi gerektirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cennet kelimesi, 'cenn' kökünden türemiş olup, örtmek, gizlemek anlamına gelir. Ağaçların sık dallarıyla yeri örtmesinden dolayı bu isim verilmiştir. Kur'an'da ise, ahirette müminlere vaat edilen, ağaçları, nehirleri ve çeşitli nimetleri olan mekan için kullanılır. Bu ayetteki kullanımı, müminlerin amelleri karşılığında nail olacakları nihai ödülü ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Cennet, Arapların sık ağaçlı, yeşilliklerle kaplı bahçeler için kullandığı bir tabirdir. Kur'an, bu dünyevi tasviri ahiret yurduna aktararak, müminlere vaat edilen güzellikleri ve nimetleri somutlaştırmıştır. Ayetteki 'işte bu cennet' ifadesi, cennetin müminler için somut bir gerçeklik olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, cennet kavramının Kur'an'da sadece bir bahçe olmaktan öte, Allah'ın rızasına ulaşmış kulların nihai huzur ve mutluluk mekanı olduğunu belirtir. Bu ayetteki cennet, Allah'ın vaadinin ve adaletinin bir tezahürü olarak, salih amellerin karşılığıdır ve müminlerin en büyük arzusunu temsil eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İrs (miras), bir malın veya hakkın bir kişiden diğerine geçmesidir. Bu ayetteki 'ûristumûhâ' (size miras verildi), cennetin müminlere, sanki babadan oğula geçen bir miras gibi, Allah'ın bir lütfu ve vaadi olarak intikal ettiğini ifade eder. Bu, cennetin kazanılmış bir hak olmaktan ziyade, Allah'ın cömertliğinin bir sonucu olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Veraset, bir başkasından kalan şeye sahip olmaktır. Kur'an'da bu kelime hem maddi miras hem de manevi miras (ilim, hikmet, peygamberlik) için kullanılır. Bu ayetteki 'ûristumûhâ' ifadesi, cennetin müminlere, amelleri sebebiyle Allah tarafından bahşedilen, hak edilmiş bir lütuf olarak verildiğini belirtir. Bu, cennetin bir 'kazanım' değil, Allah'ın 'vermesi' olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'veraset' kavramının Kur'an'da sadece mal intikali değil, aynı zamanda ilahi bir lütuf ve yetki devri anlamında da kullanıldığını belirtir. Cennetin 'miras' olarak verilmesi, müminlerin salih amelleriyle bu lütfa layık görüldüklerini ve Allah'ın onlara olan vaadinin gerçekleştiğini ifade eder. Bu, cennetin bir 'ödül' olmasının yanı sıra, Allah'ın kullarına olan sevgisinin ve cömertliğinin bir göstergesidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Amel, bir fiili kasten ve iradeli bir şekilde yapmaktır. Kur'an'da genellikle iyi veya kötü fiiller için kullanılır. Bu ayetteki 'ta'melûne' (işledikleriniz), müminlerin dünyada Allah'ın emirlerine uygun olarak yaptıkları salih amelleri ifade eder. Bu ameller, cennetin miras olarak verilmesinin temel sebebidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Amel, bir işi yapma, icra etme ve neticesini görme anlamlarını taşır. Kur'an'da amel, insanın iradesiyle gerçekleştirdiği her türlü fiili kapsar. Bu ayetteki 'ta'melûne' ifadesi, cennetin sadece bir lütuf değil, aynı zamanda müminlerin dünyadaki çabalarının ve gayretlerinin bir karşılığı olduğunu vurgular. Ameller, cennete giden yolun anahtarıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'amel' kavramının Kur'an'da merkezi bir rol oynadığını ve insanın ahiretteki kaderini belirleyen en önemli faktör olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'ta'melûne' ifadesi, cennetin, müminlerin Allah'a olan imanlarının ve bu imanın gereği olarak yaptıkları salih amellerin doğrudan bir sonucu olduğunu gösterir. Amel, imanın pratik tezahürüdür.
Zuhruf Sûresi
لَكُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ كَثِيرَةٌ مِنْهَا تَأْكُلُونَ {الزخرف/73}