İçeriğe atla
Zuhruf 86Cüz 25 · Sayfa 495

Zuhruf Sûresi 86. Âyet

الزخرف

Sohbete sor

Velâ yemliku-lleżîne yed'ûne min dûnihi-şşefâ'ate illâ men şehide bilhakki vehum ya'lemûn(e)

O'nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefaat edebilirler.

Zuhruf Sûresi

Putların kendilerinde varlığı yoktur. “Sanem”e (puta) tapanda aslında orada bulunan Hakk’ın varlığına tapmatadır. İnkarından ve gafletinden Hakk’tan ayrı varlık verdiği ve için şirke düşmektedir. Ve aslı olmadığından hakikatte ilahi varlık olarak müşahade edilemez.

Hakka bilerek şahitlik yapanlar, hakiki şehadet ve müşahade ehlidir. Bu dünya hayatında Hakk’ı idrak ederek ona şahit olmuşlardır.

Çünkü Hakîkati Muhammedîyye üzere olan ümmeti Muhammed aslı îtibarıyla müşâhede ehlidir. Bu nedenle bunun yerine getirilmesi için çok çalışmamız gereklidir. “Eşhedü” biz ümmeti Muhammede âit olan bir kelimedir. (Murat Derûni) Faydalı olur düşüncesi ile Ezân-ı’ Muhammedi de bulunan şehadetin izah ve anlatımını buraya alıyoruz.

EŞHEDÜ ENLA İLAHE İLLALLAH

Dördüncü tekbirden sonra gelen şehadetlere gelince, bunlar tekbirleri anlattığımız şekilde, en azından bilgi olarak veya ilim mertebesinden İlm-el yakıyn olarak id­rak edilebilir.

Eğer gayret edebilirsek;

eşhedü, ben görüyorum ki en la ilahe illallah, ondan başka ilah yoktur, ancak o vardır, hükmünü gerçeğine yakın anlamaya çalışmış oluruz.

Fakat bu Şehadeti söyleyebilmek için baştaki tek­birleri güzel getirmemiz lazımdır. Bir işin başı güzel olmadıktan sonra devamı hiç olmaz.

Bir kimse her hangi bir olayı görmediği halde ben bu­nu gördüm diyerek hakimin karşısında şahitlik ettiği zaman ne olur?

Bunun adına yalancı şahitlik denir. Ya­lancılığı meydana çıkınca suçunun derecesi kadar da ceza görmesi kendisine müstehak olur.

İşte eğer bizler de Hakk’ın gerçek varlığını, özelliğini, idrak etmeden Eşhedü en la ilahe illallah diyorsak bir bakıma yalancı şahit hükmündeyiz demektir.

Ancak bu işi kasden yapmıyoruz, gafletten yapıyoruz, art niyetimiz ve başkasına zarar verdiğimiz yok.

Bu bakımdan, saflığımız ve kötü niyetimiz olmaması dolayısıyla yalancı şahit durumuna inşeallah düşmüyoruzdur. Ancak, gaf­letle yapılan her şey, gereken faydayı sağlamaz.

Dünyaya gelmekten maksat azami derecede menfeat sağlamaktır. Bu beşeri manada anladığımız maddi yönlü bir menfeat değil, ahirete dönük bir menfeattir ki, burada ne kazanmışsak orada onlar lazım olacaktır.

Zaten Ayet-i Kerimede, (Bakara Suresi 2/110) ve ma tükaddimu lienfüsiküm min hayrin teciduhü ındellahi (iki elinizle ne takdim etmişseniz, onu bulacaksınız,) buyurulmuştur.

İşte bunları böyle düşünürsek Eşhedü dediği zaman insan, gerçeği ile görmese bile, hiç olmazsa düşünce mertebesinde Eşhedü derken görüyorum ki yerine düşünüyorum ki, La ilahe illallah ALLAH’dan başka ilah yoktur der.

Bu durumda gerçekten görüş mertebesine ulaşamamış olsa bile, hiç değilse bunu biliş mertebesi itibariyle söylediğinden, bu işin ilim yollu böyle olduğuna şahidim demiş olur.

Netice itibariyle düşünüyorum ki bu böyledir hükmüyle, gördüm ke­limesini ifade etmiş olur.

Mealen, düşünüyorum ki ALLAH’tan başka ilah yok­tur dediğimiz birinci şehadette, afakta yani zahirde, ALLAH’tan başkası yoktur.

İkinci şehadette, enfüste yani kendinde de ALLAH’tan başkası yoktur.

Diğer bir ifadeyle dışarıya baktığın zaman, dışardaki varlıkların Hakk’ın varlığından başka bir varlık olmadığını idrak edersin ve sen de bu âlemin içinde bulunduğuna göre sende var olanın da Hakk’ın varlığından başka bir şey olmadığını anlarsın.

Böylece;

Birinci şehadete genel anlamda zahirî şehadet, İkinci şehadete de genel anlamda batınî şehadet denir.

Bunlardan zahiri şehadet ilm-el yakıyn, Batınî şehadet ayn-el yakıyn mertebeleridir.

İşte bu hususları iyi anlamaya bakalım sevgili kar­deşim.

Özetle:

Gafleti at, gerçeğe yönel;

kabuğu bırak, özü al;

satıhtan geç, dibe dal.

Burada kısaca, bir hatıramı yad etmek isterim.

Günlerden bir gün Efendi babam hastalanmış ve hastahaneye yatmış idi. Oldukça ağır seyreden hastalığı süresinde kendisini ziyarete gittiğim bir seferinde yarı dalgın halde yattığı yerden fakire, eşhedü en la ilahe illallah ne demektir? Onu anlatmaya ve irşadetmeye çalışıyordu, Mevlam rahmet eylesin.

Ayrıca şehadet;

Dört tekbirin dört mertebesini de gerçek manada anlayıp o hallere şahitlik etmek, Hakk’ı bütün zuhurları itibariyle kabul ve tasdik etmektir.

EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDÜR RASÜLÜLLAH
Ve yine görüyorum ki Muhammed (S.A.V.) Hakk’ın Rasülu ve Peygamberidir.
Rasül; İrsal eden, ulaştıran, gönderilen manası­nadır. Hani postacı nasıl mektubu ulaştırıyor.

Nebi haberci, Mürsel ise haber ulaştıran, (yeni bir şeriatle gelen, yeni bir şeyler getiren) demektir.

Eşhedü enne Muhammedürrasülüllah.

Ben muhakkak görüyorum ki, Muhammed (S.A.V.) onun Rasülüdur.

Şimdi bu kelimenin biraz araştırmasını yapalım.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, afakta yani zahirde, en azından bunun böyle olduğunu Düşünüyorum ki denmek istendiğini ifade etmiştik.

Bir diğer ifadeyle bunu okuyan kişi Hazret-i Muhammedin (evvelce bahsedilen o yüce gücün)

- ef’al âlemine,

- birimselliğe ve

- insanlara dönük olarak

ALLAH c.c. den haber getirmesi Rasülluk’tur. Ben bu hali görüyor ve böyle olduğunu tasdik ediyorum demektedir.

İnsanoğlu, ne kadar kendi varlığının hakikatinin, Hakk’ın varlığının hakikati olduğunu düşünse de; bunun teferruatını bilmesi mümkün değildir.

Ancak bir haberci gelecek ki; o haber versin; şöyle, şöyle deyip izah etsin; karşısındaki de eşhedü desin yani gördüm desin.

İşte Hazret-i Peygamberin diğer peygamberlerden üstünlüğü ve en son gelişinin sebebi, yukarıda bahs edi­len dört tekbirin mertebesinin ayrı ayrı haber verip izah etmesindendir.

İlk gelen peygamberlerin bir kısmı birinci tekbiri ha­ber verebildi.

Daha sonra gelenler ikinci tekbiri haber verebildi.

Daha da sonra gelenler üçüncü tekbirin bir kısmını haber verebildiler.

Aleyhissalatu vesselam Efendimiz ise, bütün dört tekbirin tamamını en geniş ihata ve ifadesiyle haber verdi.

İşte zahirî ve batını anlamlarıyla kişi görüyorum, düşünüyorum, en azından biliyorum ki Hazret-i Muhammed denilen Habibullah; insanlığa bu dört mertebeden de haber getirdi, bunu müşahede ediyorum demek bilincine varmış olur.[101] “ İz- -T-B- ”