Ve tebârake-lleżî lehu mulku-ssemâvâti vel-ardi ve mâ beynehumâ ve 'indehu ‘ilmu-ssâ'ati ve-ileyhi turce'ûn(e)
Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı kendisine ait olan Allah yücedir! Kıyametin bilgisi de yalnız O'nun katındadır ve yalnızca O'na döndürüleceksiniz.
Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın şanı yücedir. Kıyâmet saatinin bilgisi de yalnız onun yanındadır. Siz sadece O'na döndürüleceksiniz.
Zuhruf Suresi'nin 85. ayeti, Allah'ın mutlak egemenliğini, evren üzerindeki hükümranlığını ve kıyamet bilgisinin yalnızca O'na ait olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, özellikle 'tebareke' fiiliyle Allah'ın yüceliğini, 'mülk' kavramıyla evrensel egemenliğini ve 'saat' kelimesiyle kıyamet bilgisinin münhasıran O'na ait olduğunu dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bereket' kelimesinin asıl anlamının 'Allah'tan gelen ilahi hayrın sabit ve sürekli olması' olduğunu belirtir. 'Tebâreke' fiili ise, bu hayrın ve yüceliğin Allah'a nispet edildiğini, O'nun zatında sabit ve daim olduğunu, dolayısıyla ayette Allah'ın zatının her türlü noksanlıktan münezzeh ve yüce olduğunu ifade ettiğini açıklar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'bereket'in 'hayrın çokluğu ve devamlılığı' olduğunu ifade eder. 'Tebâreke' fiilinin ise, Allah'ın zatının yüceliğini, kudretinin sonsuzluğunu ve lütfunun genişliğini gösterdiğini, bu ayette de Allah'ın göklerin ve yerin mülküne sahip olması hasebiyle bu yüceliğin ve bereketin O'na ait olduğunu vurguladığını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mülk' kelimesinin 'tasarruf etme, sahip olma ve hükmetme' anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'mülkü' ifadesi, Allah'ın gökler ve yer üzerindeki mutlak ve sınırsız egemenliğini, her şeyi dilediği gibi yönetme kudretini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'mülk'ün 'saltanat, kudret ve tasarruf' anlamlarına geldiğini ifade eder. Bu ayetteki kullanımıyla, Allah'ın yaratılmışlar üzerindeki tam ve eksiksiz hakimiyetini, hiçbir ortağı olmaksızın evrenin tek sahibi ve yöneticisi olduğunu beyan ettiğini açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'mülk' kavramının Allah'ın evren üzerindeki mutlak ve tartışmasız egemenliğini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'mülk'ün gökler ve yer ile ilişkilendirilmesi, Allah'ın yaratıcı ve yönetici olarak tüm varoluş üzerindeki nihai otoritesini ve hükümranlığını pekiştirdiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'saat' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'kıyamet' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ilmü's-saati' ifadesi, kıyametin ne zaman kopacağının bilgisinin sadece Allah'a ait olduğunu, bu bilginin insan idrakinin ötesinde olduğunu mecazi bir dille anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'saat' kelimesinin 'kıyamet' için bir isim olduğunu ve bu ismin, kıyametin aniden ve kısa bir zaman diliminde gerçekleşeceğine işaret ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, bu bilginin sadece Allah katında olduğunu ve kimsenin bu konuda O'na ortak olamayacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'saat' kelimesinin Kur'an'da 'kıyamet' anlamında kullanıldığını ve bu kullanımın, kıyametin aniden gelmesi ve insanların ondan gafil olmasıyla ilişkili olduğunu ifade eder. Ayetteki 'ilmü's-saati' ifadesi, bu ani ve kesin olayın zamanlamasının sadece Allah'ın bilgisi dahilinde olduğunu, bu bilginin mutlak gayb olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'rücû'' kelimesinin 'geri dönmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'türca'ûne' fiili, insanların ölümden sonra diriltilerek Allah'ın huzuruna geri döndürüleceklerini, bu dönüşün kaçınılmaz olduğunu ve hesap vermek için gerçekleşeceğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rücû'' kelimesinin 'bir yere veya bir duruma geri dönmek' olduğunu açıklar. Ayetteki 'türca'ûne' fiili, insanların dünya hayatından sonra ahiret hayatına, yani Allah'ın hükmüne ve hesabına döneceklerini, bu dönüşün bir zorunluluk olduğunu ve ilahi adaletin tecelli edeceği bir süreci ifade ettiğini belirtir.
Zuhruf Sûresi
Gök zât mertebesi ve yer ef’al merteirabesini ifade etmektir. Ve arasında olan esmâ ve sıfât mertebelerinin de mülkü O’na aittir.
Kişininde kendi varlığında bulunan ef’ali, esması, sıfatı, zatı hakkın varlığından başkasına ait değildir. Kyamet saatine kadar kiracı misali bu bedende tasarruf sürmekte ama ölmeden önce ölmez ve hayali olarak ahirine giderse yaptığından sorumlu olacaktır. (Murat Derûni) Mülkümüz, ilk halde bedenimizdir çünkü ilâhî tecellidir. Madde mertebesinde insan bedeninden daha mükemmel bir oluşum tasavvur etmek mümkün değildir. Bâtın yönden ise Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın insandaki zâti tecellisi yani rûhaniyeti, vahdaniyyetidir.
Bu âyeti kerîmeye bu şekilde baktığımız zaman insanın ne kadar mükemmel bir varlık olduğunu görebiliriz. Madde bedenimiz o kadar mükemmel bir oluşumdur ki normal çalışması içinde o mükemmelliğin farkında olamıyoruz. Ne zaman ki bir arıza, hastalık ortaya çıkıyor ve biz biraz zorlanmaya başlıyoruz işte o zaman kıymetini anlıyoruz. Bu mükemmelliği madde yönüyle dahi anlamamız mümkün değilken, bu oluşumun daha ötesi olan rûhani yapımız vardır.
İçinde bulunduğumuz bu kesif olan mülk âlemi tecelli-i İlâhiyyenin madde mertebesi yönünden en kemalli zuhur halidir. Bundan sonraki zuhur âlemi ise hem lâtif hem de kesif olan İnsan-ı Kâmil âlemidir. (T.B.) “ İz- -T-B- ” Sadece şekil olarak dönmek yeterli değildir onun bireysel varlıkta da inkılâbı, zuhuru gerekiyor.
Hayali ve vehimi yaşantıs sürenlerin vechi nefsi emamrelerine dönüktür. Zaruri ölüm ile öldüklerinden, ölümden haberdan bile olmadan hayali olarak” döneceklerdir.
Bütün insânlara olan tecelliler ile irfan ehline olan bu tecelliler arasındaki fark şöyledir; irfan ehli bunları bilerek müşahede eder, yani gelen hayat akışının Allah’ın Hayy esmâsından geldiğini bilerek yaşar, diğerleri ise bunun farkında olmadan gaflette bir yaşam içerisinde oldukları halde, irfan ehli kendilerinde oluşan hayatın ve diğer oluşumların Allah’ın Esmâ-i İlâhiyelerinin zuhuru olduğunu irfaniyetleri yönünden ve Allah’a dönmüşüz derler. (Murat Derûni)