Ḣużûhu fa'tilûhu ilâ sevâ-i-lcahîm(i)
(Allah, görevli meleklere şöyle der:) "Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin."
Allah meleklere şöyle emreder. "Şunu tutun da Cehennem'in ortasına sürükleyin."
Duhân Suresi'nin 47. ayeti, cehennemdeki azabın şiddetini ve suçlulara yönelik muameleyi tasvir etmektedir. Ayet, özellikle 'yakalama', 'sürükleme' ve 'cehennemin ortası' gibi kavramlarla bu azabın fiziksel ve mekânsal boyutunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أخذ' kelimesinin bir şeyi ele geçirmek, zapt etmek ve kontrol altına almak manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'خُذُوهُ' ifadesi, cehennem bekçilerinin suçluyu şiddetle yakalamasını ve kaçmasına izin vermemesini ifade eder. Bu, azabın başlangıcı ve kaçınılmazlığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أخذ' fiilinin burada 'yakalamak' ve 'tutmak' anlamında kullanıldığını, mecazi olarak ise bir şeyi zorla ele geçirmek manasına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, bu, suçlunun iradesi dışında, zorla yakalanıp azaba maruz bırakılacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'عتل' fiilinin bir şeyi şiddetle çekmek, sürüklemek ve zorla götürmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'فَٱعْتِلُوهُ' ifadesi, suçlunun cehenneme doğru horlanarak, aşağılanarak ve zorla götürüldüğünü, bu sürecin acı verici ve onur kırıcı olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عتل' kelimesinin boynundan veya elbisesinden tutarak şiddetle çekmek manasına geldiğini ifade eder. Bu, suçlunun cehennemin ortasına doğru hiçbir direnç gösteremeden, aşağılayıcı bir şekilde sürüklenmesini tasvir eder ve azabın şiddetini artırır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'عتل' fiilinin 'şiddetle çekmek, sürüklemek' anlamında kullanıldığını ve bu fiilin genellikle kötü muamele ve zorbalıkla ilişkilendirildiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, cehennemdeki suçlulara reva görülen muamelenin acımasızlığını ve merhametsizliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سواء' kelimesinin 'eşitlik, denklik' ve 'bir şeyin ortası, merkezi' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ' ifadesi, suçlunun cehennemin tam ortasına, yani azabın en şiddetli ve kaçınılmaz olduğu yere sürüklendiğini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'سواء' kelimesinin 'bir şeyin ortası, merkezi' anlamında kullanıldığını ve bu kullanımın genellikle bir yerin en derin veya en şiddetli kısmını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, bu, cehennemdeki azabın en yoğun ve kaçışın imkansız olduğu noktayı işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'سواء' kelimesinin Kur'an'da bazen 'denge' ve 'eşitlik' anlamlarının yanı sıra, bir şeyin 'merkezi' veya 'kalbi' anlamında da kullanıldığını belirtir. 'سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ' ifadesi, cehennemin en merkezi ve dolayısıyla en şiddetli azap noktasına gönderme yapar, bu da azabın kaçınılmazlığını ve yoğunluğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'جحيم' kelimesinin 'şiddetli ateş' ve 'derin çukur' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ٱلْجَحِيمِ' ifadesi, suçluların atılacağı yerin korkunçluğunu, ateşinin yakıcılığını ve derinliğinin dehşetini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'جحيم' kelimesinin 'şiddetli ve alevli ateş' anlamına geldiğini ve bu kelimenin Kur'an'da genellikle cehennemin en şiddetli azap katmanlarından birini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, azabın niteliğini ve dehşetini açıkça ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'cehennem' kelimesinin Kur'an'da farklı isimlerle anıldığını ve 'cahîm'in bu isimlerden biri olduğunu, 'şiddetli ateş' ve 'derinlik' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, bu kelime, suçluların karşılaşacağı azabın korkunçluğunu ve şiddetini pekiştirir.
Duhân Sûresi
“cahîm” cehennem sayısal değeri “Cim: 3” “Ha: 8” “Ye: 10” “Mim: 40” tır. Toplarsak (3+8+10+40= 61) (6+1= 7) dir.
(7) Burada Yedi nefis mertebesi ve cehennemdir…
Cim: Celal, Ha: Hakikat, Ye: Yakîn” “Mim: Hakikat-i Muhammediye dir.
Cehennem, Hakikat-i Muhammediyenin celal hakikatine yakınlık halidir.
“61” sayı değerinin ortası “31” dir. 31 ise (ال) (ﻻ) El ve Lamelif karşılığını veren sayıdır.
Kendi vehimi ve hayali varlığının yokluğunu idrak etmeyip ve dünya hayatında hakikatten uzanan eli zahiren de olsa tutmadığı için cehennemin ortasına sürüklenecektir.
Ama bu dünya hayatında bir el bulup bu eli tutar ve yokluğunu idrak ederse, Cemal-i ilahi tecellisi içerisinde gark olmuş, kemale ermiş kişinin yavaş yavaş öğrenip yaşadıklarını başka gönüllere de aktarması gerekecektir. Çünkü bu bir manevi görev, devir teslimidir. Bu devri yapabilmesi için kendisinin celal tecellisine ihtiyacı vardır.
Karşı birime fayda sağlamak için ifade gerekmektedir. Derviş ilk başlarda yalnız başına nefs emmaresini yenemez. İşte daha evvelce bu sistem içinde eğitimini tamamlamış olan bir ehli kemale ihtiyaç vardır. Ve bu eğitim karşı tarafa bir irade ile aktarılır. Bu da celelal tecellisidir. Ancak bu yolda o kişi kendindeki nefsi duyguları kese kese, kurban ede ede kurbiyete yani hakka yaklaşmaya başlar. (M.D.)
"Huzûhu: Nefs, hakikatten kaçar, Hakk onu 'yakalar'. Bu yakalayış, nefsi kendi hakikatine döndürmek içindir."[38]
"İtlâ, nefsi sevâi’l-cahîme (cehennemin ortasına) çekmek, onu kendi bâtınındaki ateşle yüzleştirmektir. Bu, bir rahmettir; çünkü nefs ancak bu şiddetli yüzleşme ile arınır."[39]
"Nefs, cahîmin sevâsına (ortasına) sürüklenir. Cahîm, onun 'ene'sinin ateşidir. Sevâ ise, bu benlik ateşinin kalbine en yakın olduğu mertebedir. Oraya sürüklenmek, 'ben' demenin sonucudur."[40]
"Hakikat ehli, nefsinin 'yakalanıp cehennemin ortasına sürüklendiğini' dünyada görür. O, bu sürüklenişi, nefsinin 'ene'sinden kurtulmak için bir fırsat bilir."[41]