Hâżâ hudâ(en)(s) velleżîne keferû bi-âyâti rabbihim lehum ‘ażâbun min riczin elîm(in)
İşte bu (Kur'an) bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkar edenlere ise elem dolu çok kötü bir azap vardır.
Bu Kur'an bir hidâyettir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenlere ise, en şiddetlisinden acıklı bir azab vardır.
Câsiye Suresi 11. ayet, Kur'an'ın bir hidayet rehberi olduğunu vurgularken, Allah'ın ayetlerini inkâr edenlere yönelik şiddetli bir azabı haber vermektedir. Ayet, 'hüdâ' kavramıyla rehberliği, 'keferû' ile inkârı ve 'ricz' ile de azabın niteliğini dilbilimsel olarak derinlemesine ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hüdâ' kelimesinin temel anlamının, bir şeyi lütufla ve yumuşaklıkla doğru yola sevk etmek olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımıyla Kur'an'ın, insanları hem dünya hem de ahiret saadetine ulaştıracak ilahi bir rehberlik olduğunu vurgular. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 800)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hüdâ' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker ve onu 'doğru yolu gösterme, rehberlik etme' olarak tanımlar. Bu ayetteki 'hâzâ hüdâ' ifadesiyle Kur'an'ın kendisinin mutlak ve nihai bir rehberlik kaynağı olduğu, başka bir rehbere ihtiyaç bırakmadığı anlamını taşır. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 211-215)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'küfr'ün temel anlamının 'örtmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'keferû bi-âyâti Rabbihim' ifadesi, Allah'ın açık ve anlaşılır ayetlerini görmezden gelme, üzerini örtme ve dolayısıyla inkâr etme anlamını taşır. Bu, sadece inanmamak değil, aynı zamanda gerçeği gizleme eylemidir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 219)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'küfr'ün birçok anlamı olduğunu, ancak Kur'an'da genellikle 'nimeti inkâr etmek, gerçeği örtmek ve Allah'a karşı nankörlük etmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'keferû', Rabbinin ayetlerinin açık delillerine rağmen onları reddedenlerin durumunu tasvir eder. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 4, s. 367)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'küfr'ün Kur'an'daki semantik alanını incelerken, onun sadece inançsızlık değil, aynı zamanda Allah'ın lütuflarına karşı nankörlük ve hakikati bile bile reddetme anlamlarını da içerdiğini belirtir. Ayetteki 'keferû', bu geniş anlam yelpazesiyle, ayetlerin açık delillerine karşı gösterilen bilinçli bir ret ve nankörlüğü ifade eder. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 187-190)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'azâb'ın temel anlamının 'bir şeyi engellemek, alıkoymak' olduğunu ve bu bağlamda kişinin rahatını, huzurunu engelleyen her türlü sıkıntı ve acı olduğunu belirtir. Ayetteki 'azâb', inkâr edenlerin ahirette karşılaşacakları, rahatlarını tamamen ortadan kaldıracak şiddetli bir cezayı ifade eder. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 29)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'azâb'ın, kişinin hoşlanmadığı, acı veren her şey olduğunu ve genellikle Allah'ın kullarına isyanları sebebiyle verdiği cezayı ifade ettiğini açıklar. Bu ayetteki 'azâb', Rablerinin ayetlerini inkâr etmenin kaçınılmaz ve şiddetli bir sonucu olarak sunulur. (el-Külliyyât, s. 605)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'ricz' kelimesinin 'pislik, azap, lanet' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'min riczin' ifadesi, azabın sadece acı verici olmakla kalmayıp, aynı zamanda tiksindirici, iğrenç ve manevi bir kirlilik taşıyan bir nitelikte olduğunu vurgular. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 250)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ricz'in Kur'an'da genellikle 'şiddetli azap, pislik, putperestlik' anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'azâbün min riczin', inkâr edenlere verilecek olan azabın hem maddi hem de manevi olarak iğrenç, tiksindirici ve dayanılmaz bir pislik içerdiğini gösterir. (Umdetü'l-Huffâz, c. 2, s. 109)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'elem' kelimesinin 'acı, ağrı' anlamına geldiğini ve 'elîm'in ise 'çok acı veren' sıfatı olduğunu belirtir. Ayetteki 'azâbün elîm', inkâr edenlere verilecek olan azabın sadece bir ceza değil, aynı zamanda ruhsal ve bedensel olarak derin bir acı ve ızdırap kaynağı olacağını vurgular. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 83)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'elîm'in, 'elem veren, acı veren' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle şiddetli ve sürekli acıyı ifade etmek için kullanıldığını açıklar. Bu ayetteki kullanımıyla, inkâr edenlerin karşılaşacağı azabın niteliğinin, dayanılmaz ve sürekli bir acı olacağı pekiştirilir. (el-Külliyyât, s. 129)
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.