Min verâ-ihim cehennem(u)(s) velâ yuġnî ‘anhum mâ kesebû şey-en velâ mâ-tteḣażû min dûni(A)llâhi evliyâ/(e)(s) velehum ‘ażâbun ‘azîm(un)
Arkalarında da cehennem vardır. Dünyada kazandıkları ve Allah'tan başka edindikleri dostlar onlara hiçbir fayda vermez. Onlar için elbette büyük bir azap vardır.
Ötelerinde cehennem var. Ne kazandıkları şeyler, ne de Allah'tan başka edindikleri dostlar, kendilerinden hiçbir şeyi (azabı) kaldıramaz. Onlar için büyük bir azab vardır.
Câsiye Suresi 10. ayet, inkarcıların ahiretteki durumunu tasvir ederken, cehennemin kaçınılmazlığını, dünyada edindikleri kazançların ve Allah dışındaki dostların faydasızlığını ve büyük azabın şiddetini vurgular. Ayet, 'cehennem', 'kazanmak', 'dost edinmek' ve 'azap' gibi temel kavramlar üzerinden ahiret inancının ve tevhidin önemini dilbilimsel olarak derinleştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cehennem kelimesi, Kur'an'da ahiret azap yurdunun özel ismi olarak kullanılır. İsfehânî'ye göre, bu kelime 'derin çukur' veya 'karanlık yer' anlamlarına gelen Arapça kökenlerden türemiş olabilir, ancak Kur'an'daki kullanımıyla belirli bir azap mekanını ifade eder. Ayetteki 'مِّن وَرَآئِهِمْ جَهَنَّمُ' ifadesi, inkarcıların önünde veya ardından gelecek olan kaçınılmaz azap yurdunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, cehennemin, Allah'ın gazabının tecelligahı olan ve günahkarların cezalandırılacağı mekan olduğunu belirtir. Kelimenin etimolojik kökeni hakkında farklı görüşler olsa da, Kur'an'da belirli bir azap yurdunu ifade ettiği konusunda ittifak vardır. Ayetteki kullanımı, inkarcıların dünyadaki amellerinin bir sonucu olarak karşılaşacakları nihai akıbeti vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kesb' (kazanmak) fiilinin, kişinin kendi çabasıyla elde ettiği her türlü şeyi kapsadığını belirtir. Bu, hem maddi kazançları hem de yapılan amelleri içerir. Ayetteki 'مَّا كَسَبُوا۟' ifadesi, inkarcıların dünyada biriktirdikleri mal, mevki veya işledikleri günahlar gibi şeylerin ahirette onlara hiçbir fayda sağlamayacağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kesb' kelimesinin mecazi olarak da kullanılabileceğini, kişinin fiillerinin sonuçlarını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, inkarcıların dünyada işledikleri kötü amellerin veya edindikleri dünyevi menfaatlerin, ahiretteki azaptan kurtulmalarına yetmeyeceğini anlatır. Bu, amellerin karşılığının görüleceği ilkesini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ittihaz' (edinmek) fiilinin, bir şeyi kendine özel kılmak, benimsemek veya bir şeye yönelmek anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'مَا ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْلِيَآءَ' ifadesi, Allah'tan başka edinilen dostların veya ilahların, ahirette hiçbir fayda sağlamayacağını, aksine şirk koşmanın bir göstergesi olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ittihaz' fiilinin Kur'an'daki kullanımının, özellikle 'Allah'tan başka ilah edinmek' veya 'dost edinmek' bağlamında, tevhidin zıddı olan şirki ifade ettiğini belirtir. Bu, kişinin Allah'ın mutlak otoritesini reddederek başka varlıklara yönelmesini ve onlara güvenmesini içerir. Ayetteki kullanımı, bu tür bir yönelimin ahiretteki sonuçsuzluğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'velî' kelimesinin 'yakınlık', 'dostluk' ve 'yardımcılık' anlamlarını taşıdığını belirtir. Çoğulu olan 'evliyâ' ise, kişinin kendisine yakın hissettiği, güvendiği ve yardım beklediği kimseleri ifade eder. Ayetteki 'مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْلِيَآءَ' ifadesi, Allah'tan başka edinilen dostların veya ilahların, ahirette hiçbir fayda sağlamayacağını, çünkü gerçek velinin yalnızca Allah olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'velî' kavramının Kur'an'da hem Allah için hem de insanlar için kullanıldığını, ancak Allah için kullanıldığında mutlak koruyucu ve dost anlamına geldiğini belirtir. İnsanlar için kullanıldığında ise sınırlı bir dostluk veya yardımcılık ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'tan başka edinilen 'evliyâ'nın, ahiretteki azaba karşı hiçbir koruma veya yardım sağlayamayacağı, dolayısıyla bu tür bir yönelimin boşuna olduğu anlatılır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Halebî, 'azap' kelimesinin, kişinin hoşlanmadığı, acı veren ve eziyet çektiren her türlü durumu ifade ettiğini belirtir. Kur'an'da genellikle ahiretteki cezalandırmayı anlatmak için kullanılır. Ayetteki 'عَذَابٌ عَظِيمٌ' ifadesi, inkarcıların karşılaşacağı azabın şiddetini ve büyüklüğünü vurgulayarak, bu cezanın sıradan bir acıdan çok daha öte olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'azap' kelimesinin kökeninin 'tatlı sudan mahrum kalmak' anlamına gelen 'azb' kelimesinden geldiğini ve bu durumun verdiği acıyı ifade ettiğini belirtir. Mecazi olarak ise, kişinin ruhsal veya bedensel olarak çektiği her türlü eziyeti kapsar. Ayetteki 'büyük azap' ifadesi, bu acının boyutunun ve şiddetinin tasavvur edilemez olduğunu, inkarcıların dünyadaki amellerinin karşılığı olarak çekecekleri cezanın ağırlığını gösterir.
Duhân Sûresi
DUHAN-I MÜBİN, aşikara, apaçık bir duman demektir. Bu duman hakkında iki tefsir rivayet olunmaktadır. Birisi İbnü Mes'ud Hazretleri'nden rivayet olunduğuna göre şiddetli açlık ve kıtlık seneleridir, çünkü çok aç olan kimseye gerek gözlerinin zayıflığından ve gerek çok kuraklık ve kıtlık senelerinde havanın fenalığından Sema (gökyüzü) dumanlı görünür. Bir de Araplar gelmesi çok kuvvetle muhtemel olan şerre "Duhan" derler. Nitekim "dumanlı hava" deyimini biz de kullanırız. Olay şudur: Kureyş Resulullah (s.a.v.)a isyanda ileri gitmek isteyince aleyhlerine şöyle dua etti: "Allah'ım! Mudar kabilesine karşı cezanı şiddetlendir ve onlara Yusuf'un seneleri gibi seneler göster." Yani, Yusuf'un seneleri gibi kıtlık seneleriyle sıkıntıya uğramalarını niyaz etti. Bunun üzerine onları bir kıtlık yakaladı hatta cife, kemik, ilhiz yediler. Kişi yer ile gök arasını duman görüyordu. Söyleyenin sesini işitir dumandan kendisini görmezdi. Buyurulduğu gibi insanları sarmıştı.[10]
Duman, bir maddenin yanması ile çıkan ve içinde katı zerrelerle buğu bulunan kara veya esmer renkli gazdır.
Duman ile sis birbirine çok benzeyen, ancak aynı olmayan şeylerdir. Eğer gaz içinde ince sıvı damlacıkları yayılmış ise bu sistir. Duman ise katı, sıvı ve gazların karışımıdır. Bacadan çıkan dumanda kül, yanmamış kömür, karbon (is), yoğunlaşmış su damlacıkları ve katran tanecikleri bulunur. Duman yukarıya doğru yükselirken hava tabakalarına çarpar ve kendine uygun bir yol bulur. Kendisinde bulunan enerji zamanla kaybolur, rüzgâr varsa duman hemen havaya karışır.[11]
Melamin Reçineler gibi yanıcı maddelerin cinsine göre çıkan toksik gazlar Hidrojen siyanür, NH₃ Amonyak'tır. Görüldüğü üzere yangınlarda oluşan duman karışımda yanıcı maddenin özelliklerine bağlı olarak çok farklı zehirli – zararlı toksik gazlar ortaya çıkmaktadır.
Karbonmonoksit (CO) renksiz, kokusuz, tatsız ve zehirli bir gazdır; oksijenin yetersiz olduğu ortamlarda yanma sonucu ortaya çıkar ve oluşan duman, iç mekânda birikerek onu soluyan insanları ve hayvanları zehirleyebilir.
Toksik, Latince kökenli bir kelime olup “zehirli” anlamına gelir. Genellikle tıp, kimya ve çevre bilimlerinde kullanılır ve insan sağlığına ya da canlı yaşamına zarar verebilecek maddeleri tanımlamak için tercih edilir. Örneğin, toksik madde, vücutta istenmeyen tepkilere yol açan kimyasallardır.
Kandaki oksijen miktarının düşük olması, akciğerlere ulaşan havanın karbonmonoksit gibi zehirli bir gaz olması zehirlenmenin yaşanmasına neden olur. Ciddi sağlık problemlerine neden olan bu olay anlaşıldığı andan itibaren tedavi edilmediler. Aksi takdirde kalıcı hasarlara hatta en kötü ihtimalle ölüme neden olur.[12]
Duman, karbonmonositin insan sağlığı için ne kadar zararlı zehirli bir madde olduğu anlaşılmaktadır.
Yaşadığımız büyük şehirlerde son yıllarda doğalgazın yaygınlaşması ile kışın katı yakıt dumanı ile oluşan ve yayılan hava kirliliği azalsada küçük yerleşim yerlerinde hala bu sorunun devam ettiği yerler vardır.
Duman kirliliğinin bir başka sorunu ise Sigara ile oluşan ve sağlığı tehlikeye atan dumandır. Babam ve Kayınpederimi bu yüzden Akciğer kanseri ile yüzleşmelerinden ötürü bu konuya değinmeden geçemiyeceğim.
Gözle Görülmeyen Tehlike: Üçüncü El Sigara Dumanı Sigara kullanımının vücuda verdiği zararların yanı sıra, kullanım sonucu ortaya çıkan dumanın havaya yayılması da sağlık açısından önemli sorunlara neden olmaktadır. Sigara dumanında 4.000’den fazla zehirli kimyasal madde bulunmaktadır. Karbon monoksit, amonyak, pil asidi ve siyanür gibi çeşitli maddeler bu dumanda yer almakta olup, 50’den fazlasının da kansere neden olduğu bilinmektedir. Sigara içen kişinin kendi akciğerlerine çektiği duman birinci el dumandır. Sigaranın yanması ve sigara içen kişinin dumanı üflemesiyle ortaya çıkan bileşim de ikinci el sigara dumanıdır. Gözle görülebilen bu dumanı solumak pasif içicilik olarak adlandırılmaktadır. Sigara içilen ortamlarda bulunan ve sigara içen kişinin yanında dumanını soluyan diğer kişiler pasif içici olarak kabul edilmektedir.
Üçüncü el sigara dumanı ise içilen sigara dumanının; saç, deri, kıyafet, parke, mobilya, perde, duvar, halı ve diğer yüzeyler üzerine sinmesi sonucu oluşan kalıntılardır. Birinci ve ikinci el dumandan geriye kalan bu kalıntılar pek çok kişi tarafından bilinmemekte ve zararlı olabileceği düşünülme-mektedir. Bu kalıntıların yüzeylerde uzun süre kalabildiği çeşitli çalışmalarda tespit edilmiş olup, sigara içen kişilerin taşınıp bulunmadığı evlerde bile üçüncü el dumanın varlığına rastlanmıştır. Sigara içilen ortam ne kadar havalandırılsa da bu yöntemin, eşyalara ve duvarlara yapışan duman kalıntılarını yok etmediği bilinmektedir. Çocuklar, yetişkinlerden farklı olarak sigara dumanından daha fazla etkilenmektedir. Yapılan çalışmalar, çocukların yetişkinlerden 2 kat daha fazla toz yuttuğunu belirtmektedir.
Çocuklar, başta anne-babaları olmak üzere kendileriyle birlikte aynı ortamı paylaşan sigara içen kişiler nedeniyle ikinci ve üçüncü el sigara dumanına maruz kalmaktadır. Birlikte paylaşılan ortam sadece ev olarak düşünülmemelidir. Örneğin, arabada cam açık sigara içilse dahi araba koltuklarına duman sinmekte ve üçüncü el dumanın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Özellikle bebekler, kapalı ortamlarda ve zeminlerde daha fazla vakit geçirmekte olup daha fazla toz solumaktadırlar. Sıklıkla ellerini ağızlarına götürmektedirler ve eğer sigara içilen bir ortamda bulunuyorlarsa bu yolla direkt üçüncü el duman kalıntılarını vücutlarına almaktadırlar. Bu nedenle sigara içen ebeveynler ile büyüyen çocukların daha sık enfeksiyon hastalıklarına yakalandıkları bilinmektedir.
Üçüncü el dumanın varlığı nedeniyle sadece açık havada sigara içerek çocukları dumandan korumak pek mümkün görünmemektedir. Sigara açık havada içilip kapalı ortama giriş yapıldıktan sonra bile nefesten, sigara tutulan elden ve giysilerden karbon monoksit gibi sigarada bulunan zararlı maddeler yayılmaya devam etmektedir.
Sigara içme davranışı sonrası çocuğuna sarılan, onu kucağına alan bir anne veya baba bu davranışıyla çocuğunu üçüncü el dumana maruz bırakmış olur. Kıyafetler değiştirilip eller yıkanırsa ve yakın temas kurulmazsa üçüncü el dumandan ancak korunma sağlanabilir.
Çocukları pasif içicilikten korumak için sigarayı açık havada içmek, bir zarar azaltma yöntemi olup üçüncü el dumanın varlığını yok etmemektedir.
Sigara dumanına maruz kalmanın, sigara içme davranışı sonlandıktan sonra bile devam ettiği bilindiğine göre, anne ve babaların üçüncü el sigara dumanına karşı farkındalıklarının oluşması ve çocuklarının sağlığı için sorumluluk üstlenmesi gerekmektedir.
YEDAM, 12 yaş ve üzeri bireylere tütün danışmanlık desteği sağlar. Gerekli durumlarda tıbbi destek için yönlendirmeler ve aile görüşmeleri gerçekleştirilir. Sigara kullanım isteği ve yoksunluk belirtileri ile başa çıkma, tekrarı önleme gibi konularda ücretsiz danışmanlık hizmeti verilir. Destek almak isteyen herkes 115 Danışma Hattını arayabilir.[13]
Bekli bu çalışma bir tefsir ve tefekkür çalışması ama bu sorun toplumu ilgilendiren ve sağlığın etkileyen bir durum ve önemli gördüğüm için ve farkındalık oluşturması bakımından buraya aldım. Bu kadar ile iktifa ederek yolumuza devam edelim.
Duman, karbonmınoksit olarak adlandırılıyor ve “CO” kimyasl formülü ile ifade ediliyor. Atom numaraları “Karbon” 6 ve “Oksijen” 8 ile ifade ediliyor. Ne kadar garip ki içinde Oksjen olduğu halde başka bir forma giriyor ve zehirleyip nefes almayı engelleyip ölümü tadışa sepep oluyor.
Sayısal değeride 8+6= 14 dür. (14) ise Nûr-u Muhammedidir. Dumanın bağlı olduğu yer burasıdır. Ve her mertebeye seyran edip o mertebenin havasını bozabildiği aşikardır. Onun için dikkatli olmalıdır.
Gök, gönül olduğuna göre gönül göğünün dumanla kaplanmasıda oranın artık nefsi emmarenin ateşi ile dolması ve Nûr-u Muhammedinin aydınlatmasından istifade edemeyecek hale gelmesidir. Duman kaplanan yerde bir müddet sonra yanıcı sıcaklığa ulaştığı zaman orada bulunan nesneler yanıp tutuşmaya başlar. Kişinin nefsani, hayali ve vehimi firikleri olan ne varsa yanar ve tutuşur elde bir şey kalmaz ve bu onun için elem verici bir azap olur.
İrfan ehlinin ise gönlüne nefesi rahmani olan ilahi Muhabbet ateşi dolar ve nefsani hayal ve vehimi yakar yine bu nefsi emmare için elem dolu bir azaptır. Gönül kabesindeki putlar yanıp yok olacaktır. (M.D.) Duman hakkkında faydalı olur düşüncesi ile Rahmân sûresi ile yolumuza devam edelim.
(55/35) “yürselü aleyküma şüvazun min narun ve nühasün fela tentesırani “nardan/ateşten şüvaza/alev (şevk, gayreti) ve nühas/alevsiz dumandan üzerinize irsal edilir/gönderilir bu alde la tentesırani/savunamaz, destek olamazsın (55/35) “Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir, kendinizi savunamazsınız”.
Cin ve insan topluluklarının özelliklerinden olan ateş arttıkça, bulunduğu yere zarar vermeye başlar.
Eğer azaltılmazsa, kendini de yakar, yok eder.
Bu ateş dengelenmezse “nur”a ulaşılamaz.
Allah’a ulaşmak için varlığımızda mevcut olan ilahi “nur” ve “ruh”u ortaya çıkarıp güçlendirmek zorundayız. Başka türlü yukarıda bahsedilen yerleri aşmak mümkün olmamaktadır.
İşte kendinde bulunan ilahi hakikatleri zuhura çıkarmaya dönük faaliyetleri gerçekleştiremeyen kimsede, nefsani ve bireysel faaliyetler ortaya çıkacağından, bu da ateş unsurunu arttırmış olacağından, böylece Hak’tan o nispette uzaklaşmış olacaktır.
“Üzerinize alev ve duman gönderilir.”
“Alev”, ihtiras; “duman” ise, perde ve belirsizliktir.
Eğer Hakk’ın belirlediği hayat düzeninin dışında yaşamaya devam edersek, yukarıdaki ayetin hükmü altına girmiş olduğumuzdan üzerimize, yani kalbimizin üzerine dünya ihtirası, perdelenme ve kargaşa gönderilir de bunu döndürmemiz mümkün olmaz. Ancak “sultan” (ilahi bir yardım) ile bunlardan savunmak mümkün olabilmektedir.
Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor:
[Ve bir bakır, yani erimiş bakır yahut bakır gibi kızıl bir duman veya zehirli bir duman ki; hem yakar, hem boğar. Bundan kendinizi savunamaz ve kaçıp gidemezsiniz. Yakalanır ve yakılırsınız.][14] “ İz- -T-B- ”
رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ {الدخان/12}
(44/12) “Rabbenâ-kşif ‘annâ-l’azâbe innâ mu/minûn(e)”
(44/12) “Rabbimiz, üzerimizden azabı kaldır, bizler artık inanmaktayız” (diyecekler).