Kul etu'allimûna(A)llâhe bidînikum va(A)llâhu ya'lemu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(c) va(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîm(un)
(Ey Muhammed!) De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir."
De ki: Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah herşeyi hakkıyla bilendir.
Hucurât Suresi 16. ayet, imanın ve bilginin kaynağına dair temel bir sorgulama sunar. Ayet, insanın Allah'a dinini öğretme iddiasının anlamsızlığını, Allah'ın mutlak ve kuşatıcı ilmi karşısında vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ilm' kökünü 'bir şeyin hakikatini idrak etmek' olarak tanımlar. 'Ta'lîm' ise bu idraki başkasına aktarmaktır. Ayetteki 'tü'allimûne' ifadesi, insanların kendi din anlayışlarını, her şeyi bilen Allah'a öğretmeye kalkışmalarının beyhudeliğini vurgular, zira Allah'ın ilmi zaten her şeyi kuşatmıştır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ta'lîm'i, 'bir şeyi başkasına bildirmek, öğretmek' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, insanların kendi sınırlı bilgilerini ve din anlayışlarını, mutlak bilgi sahibi olan Allah'a sunma çabasının mantıksızlığını ortaya koyar. Bu, Allah'ın zaten bildiği bir şeyi O'na bildirme teşebbüsüdür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilm' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker. 'Ta'lîm' fiili, bir bilgiyi aktarma eylemini ifade eder. Ayetteki 'tü'allimûne' ifadesi, Allah'ın mutlak ilmi karşısında insanın 'öğretme' konumuna geçmesinin imkansızlığını ve haddini aşan bir davranış olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'dîn' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'dîn' kelimesi, 'amel' ve 'itaat' anlamlarını taşır. Yani, 'Allah'a yaptığınız amelleri ve itaatlerinizi mi öğretiyorsunuz?' şeklinde bir anlamı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'dîn' kelimesinin 'itaat, ceza, şeriat ve millet' gibi anlamlara geldiğini ifade eder. Ayetteki 'dîn' kelimesi, insanların Allah'a karşı sergiledikleri inanç, ibadet ve yaşam biçimini kapsar. Allah'a kendi dinlerini öğretme iddiası, O'nun zaten her şeyi kuşatan bilgisine karşı bir küstahlıktır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dîn' kavramının Kur'an'da 'Allah'a teslimiyet' ve 'yargı/ceza günü' gibi temel anlamlara sahip olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'dîn', insanların Allah'a karşı benimsediği inanç sistemini ve yaşam tarzını ifade eder. İnsanların kendi dinlerini Allah'a öğretme çabası, O'nun mutlak otoritesini ve bilgisini göz ardı etmektir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ilm' kelimesinin 'bir şeyin hakikatini idrak etmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'ya'lemu' fiili, Allah'ın göklerde ve yerde olan her şeyi, gizli ve açık tüm gerçekleri eksiksiz ve tam olarak bildiğini vurgular. Bu, insanların Allah'a bir şey öğretme iddiasının temelsizliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ilm'i 'bir şeyin hakikatini idrak etmek' olarak tanımlar. Allah için kullanıldığında, O'nun ilminin sınırsız, ezeli ve ebedi olduğunu ifade eder. Ayetteki 'ya'lemu', Allah'ın göklerde ve yerde olan her şeyi, en ince ayrıntısına kadar bildiğini, dolayısıyla insanların O'na bir şey öğretmesinin anlamsızlığını pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilm' kavramının Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun her şeyi kuşatan, mutlak ve eksiksiz bilgisini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ya'lemu', Allah'ın göklerde ve yerde olan her şeyi, yani tüm varoluşu ve tüm olayları bildiğini, bu bilginin hiçbir şeye muhtaç olmadığını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'Alîm' isminin, 'her şeyi bilen, ilmiyle her şeyi kuşatan' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Alîm' kelimesi, Allah'ın sadece göklerde ve yerde olanları bilmekle kalmayıp, her şeyi, en ince ayrıntısına kadar, gizli ve açık her şeyi bildiğini vurgular. Bu, O'nun ilminin mutlak ve sınırsız olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Alîm' isminin 'ilmiyle her şeyi kuşatan, hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığı' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'Alîm' kelimesi, Allah'ın bilgisinin kapsamını ve derinliğini vurgulayarak, insanların O'na bir şey öğretme düşüncesinin ne kadar yersiz olduğunu ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Alîm' isminin Kur'an'da Allah'ın en önemli sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun mutlak, eksiksiz ve her şeyi kuşatan bilgisini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Alîm' kelimesi, Allah'ın sadece geçmişi ve bugünü değil, geleceği de, görüneni ve görünmeyeni de bildiğini, dolayısıyla O'na bilgi aktarımının imkansızlığını vurgular.
Hucurât Sûresi
Alllah c.c. risalet mertebesinden âlemin ef’alinden zatına ve kullarının beden arzından gönül göğüne kadar olan her şeye alimdir. “La mevcude illa hu” tevhidi ile vücut varlık ondan başkası değildir. Gafil olanlar bunun farkında değildir. Nefsin hevasını din edinmişlerdir. (Murat Derûni)