Kad seelehâ kavmun min kablikum śümme asbehû bihâ kâfirîn(e)
Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kafir oldu.
Sizden önce gelen bir kavim bunları sormuştu da sonra inkâr etmişti.
Bu ayet, geçmiş ümmetlerin peygamberlerine sordukları gereksiz soruların ve bu soruların sonucunda düştükleri inkârın bir tasviridir. Ayet, 'sormak' ve 'inkâr etmek' fiilleri üzerinden, bilginin yanlış kullanımının ve hakikati reddetmenin tehlikesine işaret etmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'سأل' kelimesinin burada sadece 'sormak' değil, aynı zamanda 'talep etmek' ve 'araştırmak' anlamlarını da içerdiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, bu soruların, kendilerine açıklanması durumunda hoşlarına gitmeyecek hükümlerin ortaya çıkmasına neden olabilecek türden sorular olduğu anlaşılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سؤال' kelimesinin hem bilgi edinme amaçlı hem de bir şeyi talep etme amaçlı kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'سألها' fiili, geçmiş kavimlerin peygamberlerinden mucizeler veya açıklanması istenmeyen hükümler talep etmeleri şeklinde yorumlanır ki bu da onların imtihanını ağırlaştırmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'sormak' fiilinin bazen hakikati anlama arayışını, bazen de gereksiz ve zorlayıcı talepleri ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanım, ikinci anlama daha yakındır; yani, kavmin sorduğu sorular, hakikati öğrenme arayışından ziyade, peygamberi zorlama veya kendilerine yükümlülük getirme amacı taşımıştır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'قوم' kelimesinin Kur'an'da genellikle belirli bir peygambere gönderilmiş, onunla birlikte yaşayan veya ona karşı çıkan insan topluluğunu ifade ettiğini belirtir. Burada 'sizden önce bir kavim' ifadesi, geçmiş ümmetlere atıfta bulunur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'قوم' kelimesinin 'kıyam' kökünden geldiğini ve bir araya gelmiş, belirli bir amaç veya inanç etrafında toplanmış insan grubunu ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'قوم' ifadesi, geçmişte yaşamış, peygamberlerine karşı belirli bir tutum sergilemiş bir topluluğu işaret eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'أصبح' fiilinin sadece 'sabahlamak' anlamına gelmediğini, aynı zamanda 'bir hale gelmek', 'dönüşmek' anlamında da kullanıldığını belirtir. Bu ayette, sordukları soruların bir sonucu olarak inkârcı bir duruma geldiklerini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'أصبح' fiilinin 'kâne' (olmak) fiili gibi, bir durumun gerçekleştiğini veya bir halin meydana geldiğini bildirdiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, o kavmin sordukları sorular neticesinde inkâr durumuna düştüklerini, bu durumun onların nihai akıbeti olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'كفر' kelimesinin temel anlamının 'örtmek' olduğunu ve bu anlamdan türeyerek nimeti örtmek (nankörlük) ve hakikati örtmek (inkâr) anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kafirîn' ifadesi, o kavmin sordukları soruların cevabı kendilerine açıklandığında veya mucizeler gösterildiğinde dahi hakikati reddedip inkâr ettiklerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece Allah'ı inkâr etmekle sınırlı olmadığını, aynı zamanda Allah'ın ayetlerini, peygamberlerini ve getirdikleri hakikatleri reddetmeyi de kapsadığını vurgular. Bu ayetteki 'kafirîn', kendilerine gösterilen delillere rağmen imanı reddeden ve hakikati örtenleri ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'küfr'ün, hakikati bilmesine rağmen onu kabul etmeme, görmezden gelme ve reddetme eylemi olduğunu belirtir. Ayetteki 'kafirîn' ifadesi, geçmiş kavmin, sordukları soruların cevabını aldıktan sonra dahi, bu cevapları veya peygamberin getirdiği mesajı inkâr etme durumuna düştüklerini açıkça ortaya koyar.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(102) (Kad seeleha kavmün min kabliküm sümme asbehu kafirîn;)
“Sizden önce gelen bir kavim bunları sormuştu da sonra inkâr etmişti.”