Kâlû yâ mûsâ innâ len nedḣulehâ ebeden mâ dâmû fîhâ(s) fe-żheb ente verabbuke fekâtilâ innâ hâhunâ kâ'idûn(e)
Dediler ki: "Ey Musa! Onlar orada bulundukça, biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın. Biz burada oturacağız."
Kavmi Musa'ya: "Ey Musa! Onlar orada olduğu sürece biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabb'in gidin savaşın. Biz burada oturacağız" dediler.
Bu ayet, İsrailoğullarının Hz. Musa'ya itaatsizliğini ve cihad emrine karşı direnişini dilbilimsel olarak yansıtmaktadır. Özellikle 'girmek', 'kalmak', 'savaşmak' ve 'oturmak' fiilleri, onların pasif direnişini ve sorumluluktan kaçışını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dehale (دَخَلَ) kelimesi, bir şeyin içine nüfuz etmek, dahil olmak demektir. Ayetteki 'nedhulehâ' (نَّدْخُلَهَآ) ifadesi, İsrailoğullarının Allah'ın emrettiği yere girmeyi, yani o topraklara ayak basmayı reddetmelerini açıkça belirtir. Bu, sadece fiziksel bir giriş değil, aynı zamanda ilahi emre itaatsizlik ve teslimiyetsizliktir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Dehale (دَخَلَ) fiili, bir yere girmek anlamında kullanılır. Ayetteki 'len nedhulehâ' (لَن نَّدْخُلَهَآ) ifadesi, İsrailoğullarının kesin bir dille o topraklara girmeyeceklerini beyan etmelerini, yani ilahi emre karşı gelmelerini mecazi olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Devâm (دَوَام) kelimesi, bir şeyin kesintisiz olarak sürmesi, kalıcı olması demektir. Ayetteki 'mâ dâmû fîhâ' (مَّا دَامُوا۟ فِيهَا) ifadesi, düşmanların o topraklarda varlıklarını sürdürdükleri sürece İsrailoğullarının oraya girmeyeceklerini şart koşmalarını gösterir. Bu, onların korkaklıklarını ve sorumluluktan kaçışlarını pekiştirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Dâmet (دَامَت) fiili, bir şeyin sabit kalması, devam etmesi anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, düşmanların o bölgedeki mevcudiyetinin devamlılığını vurgulayarak, İsrailoğullarının bu durumu bir mazeret olarak öne sürmelerini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Katl (قَتْل) kelimesi, can almak, öldürmek demektir. Mufâale babından 'kâtile' (قَاتَلَ) ise karşılıklı savaşmak, mücadele etmek anlamına gelir. Ayetteki 'fekâtilâ' (فَقَـٰتِلَآ) emri, İsrailoğullarının Hz. Musa ve Allah'a hitaben, kendileri yerine düşmanla savaşmalarını istemelerini, yani cihad emrinden kaçınmalarını ve sorumluluğu başkalarına yüklemelerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Katl (قتل) kökünden türeyen 'kital' (قتال) kavramı, Kur'an'da genellikle Allah yolunda savaşmayı, cihadı ifade eder. Ancak bu ayetteki 'fekâtilâ' (فَقَـٰتِلَآ) ifadesi, İsrailoğullarının bu kutsal görevi alaycı bir şekilde Hz. Musa ve Rabbine havale etmeleriyle, kavramın dinî ve ahlakî boyutunu çarpıttıklarını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ka'ade (قَعَدَ) fiili, oturmak, bir yerde kalmak demektir. Ayetteki 'kâ'idûn' (قَـٰعِدُونَ) kelimesi, İsrailoğullarının savaşa gitmeyip yerlerinde oturacaklarını, yani pasif bir direniş sergileyerek cihad emrine karşı geldiklerini açıkça belirtir. Bu, onların tembelliklerini ve korkaklıklarını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ka'd (قَعْد) kelimesi, oturma eylemini ifade eder. Ayetteki 'innâ hâhunâ kâ'idûn' (إِنَّا هَـٰهُنَا قَـٰعِدُونَ) ifadesi, İsrailoğullarının 'biz burada kalacağız, savaşa katılmayacağız' şeklindeki kesin ve net duruşlarını, yani ilahi emre karşı gelme ve sorumluluktan kaçma niyetlerini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ka'ade (قَعَدَ) fiili, sadece fiziksel oturmayı değil, aynı zamanda bir işten geri durmayı, pasif kalmayı da ifade edebilir. Bu ayetteki 'kâ'idûn' (قَـٰعِدُونَ) kelimesi, İsrailoğullarının savaşa katılmama, yani cihad görevinden geri durma ve sorumluluktan kaçınma anlamında kullanılmıştır. Bu, onların itaatsizliğini ve miskinliğini vurgular.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(24) (Kâlû ya Mûsâ innâ len nedhuleha ebeden ma damu fîha fezheb ente ve Rabbüke fe katila innâ hahüna kaıdun;)
“Kavmi Mûsâ'ya: "Ey Mûsâ! Onlar orada olduğu sürece biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabb'in gidin savaşın. Biz burada oturacağız" dediler.”