Kâle rabbi innî lâ emliku illâ nefsî ve eḣî(s) fefruk beynenâ vebeyne-lkavmi-lfâsikîn(e)
Musa, "Ey Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebilirim. Artık bizimle, o yoldan çıkmışların arasını ayır" dedi.
Musa: "Ey Rabbim! Ben, kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum, artık bizimle bu fâsık kavmin arasını ayır" dedi.
Bu ayet, Hz. Musa'nın Allah'a yakarışını ve kavminin itaatsizliği karşısındaki çaresizliğini ifade eder. Anahtar kavramlar, mülkiyet, nefis, kardeşlik ve fasıklık üzerinden bir liderin sorumluluğunu ve ilahi müdahale talebini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mülk (ملك) kelimesi, bir şeye sahip olmak ve üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmak anlamına gelir. Ayetteki 'emlikü' (أَمْلِكُ) fiili, Hz. Musa'nın kendi nefsi ve kardeşi üzerindeki tasarruf ve kontrol gücünü, diğerleri üzerindeki bu gücün yokluğunu ifade eder. Bu, bir liderin dahi her şeye tam anlamıyla hükmedemeyeceğinin bir göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Arapçada 'emleke' (أملكَ) fiili, bir şeye sahip olmak ve onu idare etmek anlamında kullanılır. Burada Hz. Musa'nın 'nefsî ve ahî' (kendisi ve kardeşi) üzerinde bir tür 'mülkiyet' yani kontrol ve yönlendirme gücüne sahip olduğunu, ancak 'kavm-i fâsikîn' (yoldan çıkmış millet) üzerinde bu gücün olmadığını mecazi bir dille ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Mülk (ملك) kavramı, Kur'an'da hem Allah'ın evren üzerindeki mutlak egemenliğini hem de insanın sınırlı sahiplik ve kontrolünü ifade eder. Hz. Musa'nın 'emlikü' ifadesi, kendi iradesi ve kardeşinin iradesi üzerindeki sınırlı kontrolünü vurgulayarak, ilahi iradeye teslimiyetini ve kavmi üzerindeki acizliğini dile getirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefs (نفس) kelimesi, Arapçada hem ruh, can, hem de bir şeyin kendisi, özü anlamlarına gelir. Ayette 'nefsî' (نفسي) ifadesi, Hz. Musa'nın bizzat kendi varlığını, benliğini ve iradesini kasteder. Bu, kişinin kendi üzerinde sahip olduğu kontrolü vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nefs (نفس), bazen bir şeyin hakikati ve özü, bazen de ruh ve can anlamında kullanılır. Hz. Musa'nın 'nefsî' demesi, kendi şahsı ve iradesi üzerindeki hakimiyetini, yani kendi kararlarını ve eylemlerini kontrol edebilme yeteneğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Nefs (نفس) kelimesi Kur'an'da farklı bağlamlarda 'can', 'ruh', 'benlik', 'kişi' gibi anlamlarda kullanılır. Bu ayette 'nefsî' ifadesi, Hz. Musa'nın kendi kişisel iradesi ve eylemleri üzerindeki kontrolünü, yani kendi nefsine söz geçirebildiğini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Arapçada 'ah' (أخ) kelimesi, kan bağı olan kardeşi ifade eder. Burada Hz. Musa'nın 'ahî' (أخي) demesi, kardeşi Harun'u kastettiğini açıkça gösterir. Hz. Musa, Harun'un da kendisi gibi Allah'a itaatkar olduğunu ve onun üzerinde de bir nevi 'söz geçirme' gücüne sahip olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ah (أخ) kelimesi, soy birliği veya süt birliği ile oluşan kardeşliği ifade eder. Ayetteki 'ahî' (أخي) ifadesi, Hz. Musa'nın kardeşi Harun'u işaret eder ve onun da Musa ile aynı çizgide, Allah'a itaatkar olduğunu ve bu nedenle Musa'nın onun üzerindeki etkisinin devam ettiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Fark (فرق) kelimesi, iki şeyin arasını ayırmak, birbirinden uzaklaştırmak anlamına gelir. 'İfruk beynena' (افرق بيننا) ifadesi, mecazi olarak 'aramızda hüküm ver, bizi onlardan ayır' demektir. Hz. Musa, Allah'tan kendileri ile fasık kavmi arasında bir ayrım yapmasını, yani onlara farklı muamele etmesini talep etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fark (فرق), bir şeyi diğerinden ayırmak, iki şey arasında ayrım yapmak demektir. Ayetteki 'ifruk' (افرق) emri, Hz. Musa'nın Allah'tan kendisi ve kardeşi ile itaatsiz kavmi arasında bir ayrım yapmasını, yani ilahi bir hükümle onları birbirinden ayırmasını istemesidir. Bu, bir nevi ilahi adaletin tecellisi talebidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Fark (فرق) kelimesi, bir şeyi diğerinden ayırmak ve belirgin kılmak anlamındadır. Hz. Musa'nın 'ifruk beynena' (افرق بيننا) talebi, kendisi ve kardeşi ile fasık kavmi arasında hem manevi hem de fiili bir ayrım yapılmasını, yani onların akıbetlerinin farklı olmasını dilemesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fısk (فسق), bir şeyin sınırından çıkmak, itaatten ayrılmak demektir. 'Fâsikîn' (فاسقين) kelimesi, Allah'ın emirlerine karşı gelerek doğru yoldan sapmış, itaatsiz kimseleri ifade eder. Ayette, Hz. Musa'nın kavminden, Allah'ın emrine uymayan ve isyan eden kesimi tanımlamak için kullanılmıştır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Fısk (فسق), hurmanın kabuğundan çıkması gibi, bir şeyin asıl yerinden veya doğru yoldan ayrılmasıdır. 'Fâsikîn' (فاسقين) ise, Allah'ın emrinden ve dinin sınırlarından çıkan, günah işleyen kimselerdir. Hz. Musa'nın kavminden bahsedilirken, onların Allah'ın emrine itaatsizlikleri ve isyanları vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Fısk (فسق) kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'a karşı gelme, itaatsizlik ve doğru yoldan sapma anlamında kullanılır. 'Fâsikîn' (فاسقين) terimi, Allah'ın koyduğu sınırları aşan, ahlaki ve dini normlara uymayan kişileri tanımlar. Bu ayette, İsrailoğulları'nın Allah'ın emrine karşı gelerek çölde kalma cezasına çarptırılmalarına yol açan itaatsizlikleri bu kavramla ifade edilir.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(25) (Kâle Rabbi innî lâ emlikü illâ nefsî ve ehıy fefruk beynenâ ve beynel kavmil fasikın;)
“Mûsâ: "Ey Rabbim! Ben, kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum, artık bizimle bu fâsık kavmin arasını ayır" dedi.”