Yes-elûneke mâżâ uhille lehum(s) kul uhille lekumu-ttayyibâtu(ﻻ) vemâ ‘allemtum mine-lcevârihi mukellibîne tu'allimûnehunne mimmâ ‘allemekumu(A)llâh(u)(s) fekulû mimmâ emsekne ‘aleykum veżkurû-sma(A)llâhi ‘aleyh(i)(s) vettekû(A)llâh(e)(c) inna(A)llâhe serî'u lhisâb(i)
(Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helal kılındığını soruyorlar. De ki: "Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah'ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) helal kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin). Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Sana, kendilerine neyin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: "Size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı." Allah'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvânların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin), Allah'tan korkun. Muhakkak Allah, hesabı çabuk görendir.” Zâhiren yiyeceklerin tayyib olması, bâtıni mânâ da ise temiz yâni nefs kirleriyle kirlenmemiş olan şeylerden rahmâni, nurâni gıdâları almamız gerekiyor. Bunlarda temiz ve pak olan tevhid ilmidir. Başta Kûr’ân-ı Kerîm sonra Hadis-i şerifler, sonra irfan ehlinin bildirdiği ilimlerdir.
Zâhiren şahin, av köpeği gibi hayvânların öldürmeden getirdikleri avlardır. Dikkat edersek bunlar normalde yırtıcı hayvânlardır ve eğitimden sonra av getirebiliyorlar işte bunlar nefsi emmâreyi ifâde etmektedirler. Görüldüğü gibi nefsi emmâre de eğitildiğinde artık bize düşman değil gıdâ getiren bir konuma geçiyor, mesele onu eğitebilmekte, eğitilmediği zaman zâten bize getirmiyor kendisi yiyor onları.
Zâten Allah bizim varlığımızla birlikte olduğundan hesabı anında görmektedir.