Veterâ keśîran minhum yusâri'ûne fî-l-iśmi vel'udvâni veeklihimu-ssuht(e)(c) lebi/se mâ kânû ya'melûn(e)
Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
Onlardan çoğunu, günah işlemede, düşmanlıkta ve haram yemede yarış ederken görürsün. Bu yaptıkları şeyler ne kötüdür!
Mâide Suresi'nin 62. ayeti, Yahudilerin günaha, haksızlığa ve haram yemeye olan düşkünlüklerini eleştirmekte, bu davranışların kötülüğünü vurgulamaktadır. Ayet, özellikle 'günah', 'haksızlık' ve 'haram mal' kavramları üzerinden ahlaki yozlaşmayı ve ilahi sınırlara tecavüzü dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sar' (سرع) kelimesi, bir işi aceleyle yapmak anlamına gelir. 'Yüsâri'ûne' (يسارعون) ise, bir şeye doğru hızla ilerlemek, yarışmak demektir. Ayetteki kullanımı, onların günah ve haksızlığa karşı istekliliklerini, adeta bu kötülüklere ulaşmak için birbirleriyle yarıştıklarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yüsâri'ûne (يسارعون) fiili, mecazi olarak bir şeye hevesle ve büyük bir arzuyla yönelmek anlamındadır. Burada günah ve haksızlığa karşı gösterilen aşırı istekliliği, bu fiilleri işlemek için acele etmelerini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsm (إثم), insanı hayırdan alıkoyan, sevaptan uzaklaştıran her türlü fiildir. Ayetteki 'el-İsm' (الإثم) ifadesi, genel anlamda Allah'ın yasakladığı, dinen kötü kabul edilen her türlü günahı kapsar ve Yahudilerin bu tür fiillere düşkünlüğünü vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İsm (إثم) kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın koyduğu sınırları aşma, ilahi iradeye karşı gelme anlamında kullanılır. Bu ayette, Yahudilerin Allah'ın emirlerine aykırı düşen, ahlaki ve dini açıdan yanlış olan davranışlara yönelmesini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İsm (إثم), günah ve hatadır. Ayetteki kullanımı, onların Allah'ın hududunu aşan, şeriatın yasakladığı fiilleri işlemekteki ısrarlarını ve bu fiillere koşuşmalarını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Udvân (عدوان), haddi aşmak, başkasının hakkına tecavüz etmek, zulmetmektir. Ayetteki 'el-Udvân' (العدوان) kelimesi, özellikle başkalarına karşı yapılan haksızlıkları, zulmü ve düşmanlığı ifade eder; Yahudilerin bu tür davranışlara meyilli olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Udvân (عدوان), düşmanlık ve zulümdür. Ayetteki bağlamda, onların insanlara karşı işledikleri haksızlıkları, düşmanca tutumlarını ve başkalarının haklarını çiğnemelerini anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Udvân (عدوان), bir şeyde sınırı aşmak, haddi tecavüz etmektir. Ayetteki kullanımı, onların hem Allah'ın koyduğu sınırları hem de insanlar arasındaki adalet sınırlarını aşarak haksızlık yapmalarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Suht (سحت), haram maldır. Bu kelime, bir şeyi kökünden kazımak, yok etmek anlamındaki 'sahte' (سحت) fiilinden türemiştir. Haram malın bereketi yok etmesi ve sahibini helake sürüklemesi sebebiyle bu isim verilmiştir. Ayetteki 'es-Suht' (السحت) ifadesi, Yahudilerin rüşvet, faiz gibi haram yollardan elde ettikleri malları yemelerini, yani bu tür kazançlara düşkünlüklerini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Suht (سحت), haram kazançtır. Bu kelime, malı helak eden, bereketi gideren anlamında kullanılmıştır. Ayetteki 'eklihimu's-suhte' (أكلهم السحت) ifadesi, onların haram yollardan elde ettikleri malları tüketmelerini, yani rüşvet ve benzeri gayrimeşru kazançlara yönelmelerini mecazi olarak ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Suht (سحت), haram olan ve bereketi olmayan maldır. Ayetteki kullanımı, Yahudilerin rüşvet, faiz ve benzeri yollarla elde ettikleri, dinen yasaklanmış malları tüketmelerini ve bu tür kazançlara olan düşkünlüklerini açıkça ortaya koyar.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(62) (Ve terâ kesîren minhüm yüsariune fîl' ismi vel udvani ve eklihimüssuht* le bi'se ma kânu ya'melun;)
“Onlardan çoğunu, günah işlemede, düşmanlıkta ve haram yemede yarış ederken görürsün. Bu yaptıkları şeyler ne kötüdür!”