Ve-iżâ câûkum kâlû âmennâ vekad deḣalû bilkufri vehum kad ḣaracû bih(i)(c) va(A)llâhu a'lemu bimâ kânû yektumûn(e)
(Yanınıza) küfürle girip yine (yanınızdan) küfürle çıktıkları halde, size geldiklerinde "İnandık" dediler. Allah, onların saklamakta oldukları şeyi daha iyi bilir.
Onlar, size geldikleri zaman, "iman ettik" dediler. Oysa yanınıza kâfir olarak girip, kâfir olarak çıkmışlardır. Allah, onların gizlediklerini çok iyi bilir.
Mâide 61. ayet, münafıkların ikiyüzlü tavrını, dışarıdan iman iddia ederken içlerinde küfrü barındırmalarını ve bu gizli hallerinin Allah tarafından bilindiğini vurgular. Ayet, 'gelmek', 'iman etmek', 'girmek', 'çıkmak' ve 'gizlemek' gibi fiiller üzerinden bu ikiyüzlülüğü dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): C-y-e kökü, bir şeyin bir yere ulaşması veya bir durumun meydana gelmesi anlamında kullanılır. Ayetteki 'câûkum' ifadesi, münafıkların müminlerin huzuruna gelmesini, onlarla yüz yüze gelmesini belirtir ve bu gelişin bir aldatma amacı taşıdığına işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): C-y-e fiili, 'gelmek' manasına gelir ve burada münafıkların müminlerin yanına fiziki olarak gelmelerini, ancak bu gelişin samimiyetsiz bir niyetle olduğunu vurgular. Ayetteki kullanımı, onların dış görünüşteki yakınlaşmalarını anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): E-m-n kökü, kalbin tasdik etmesi, güven duyması ve emin olması anlamına gelir. 'Âmennâ' ifadesi, münafıkların dilleriyle iman ettiklerini söylemelerini, ancak kalplerinin bu tasdikten yoksun olduğunu belirtir. Ayet, bu sözlü imanın içsel bir karşılığı olmadığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İman kavramı, Kur'an'da sadece sözlü bir ikrar değil, aynı zamanda kalbin tasdiki ve amellerle desteklenen bir güven halidir. Ayetteki 'âmennâ' ifadesi, münafıkların bu kavramın sadece dışsal ve yüzeysel boyutunu kullandıklarını, gerçek imanla alakalarının olmadığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): D-h-l kökü, bir şeyin içine nüfuz etmek, bir yere girmek anlamında kullanılır. Ayetteki 'dahalu bi'l-küfri' ifadesi, münafıkların müminlerin topluluğuna veya ortamına girerken, içlerinde küfrü barındırdıklarını, yani samimiyetsiz bir şekilde aralarına karıştıklarını anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): D-h-l fiili, bir şeye dahil olmayı ifade eder. Burada 'bi'l-küfri' ile birlikte kullanılması, onların sadece fiziki olarak girmediklerini, aynı zamanda küfür halini de beraberlerinde getirdiklerini, yani içsel durumlarının küfür üzere olduğunu belirtir. Bu, onların niyetlerinin bozukluğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): H-r-c kökü, bir yerden ayrılmak, dışarı çıkmak anlamına gelir. Ayetteki 'haracû bihi' (yani bi'l-küfri) ifadesi, münafıkların müminlerin yanından ayrılırken de küfür hallerini muhafaza ettiklerini, yani geldikleri gibi gittiklerini, içsel durumlarında bir değişiklik olmadığını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): H-r-c fiili, bir yerden ayrılmayı ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, münafıkların müminlerle olan ilişkilerinin geçici ve yüzeysel olduğunu, onların yanından ayrıldıklarında da küfürlerinin devam ettiğini, yani bu etkileşimin onların iç dünyalarında bir değişim yaratmadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-t-m kökü, bir şeyi örtmek, gizlemek, açığa vurmamak anlamına gelir. 'Yektumûne' ifadesi, münafıkların kalplerindeki küfrü, düşmanlığı ve kötü niyetleri müminlerden sakladıklarını, dışarıdan farklı bir görünüm sergilediklerini belirtir. Allah'ın bu gizli şeyleri bildiği vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ketm (gizlemek) kavramı, Kur'an'da genellikle hakikati, bilgiyi veya kötü niyetleri saklama bağlamında kullanılır. Bu ayette münafıkların iman iddialarının aksine, içlerinde besledikleri küfrü ve düşmanlığı gizlemeleri durumunu ifade eder. Allah'ın bu gizli hallere vakıf olduğu mesajı verilir.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(61) (Ve izâ câuküm kâlâ amennâ ve kad dehalu bil küfri ve hüm kad harecu Bih* vAllahu a'lemü Bi mâ kânu yektümun;)
“Onlar, size geldikleri zaman, "imân ettik" dediler. Oysa yanınıza kâfir olarak girip, kâfir olarak çıkmışlardır. Allah, onların gizlediklerini çok iyi bilir.”