Terâ keśîran minhum yetevellevne-lleżîne keferû(c) lebi/se mâ kaddemet lehum enfusuhum en saḣita(A)llâhu ‘aleyhim vefî-l'ażâbi hum ḣâlidûn(e)
Onlardan birçoğunun inkar edenleri dost edindiklerini görürsün. Andolsun ki kendileri için önceden (ahirete) gönderdikleri şey; Allah'ın onlara gazap etmesi ne kötüdür! Onlar azap içinde ebedi kalıcıdırlar.
Onlardan birçoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kadar kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir. Onlar ebedî olarak azap içinde kalacaklardır.
Mâide Suresi 80. ayet, münafıkların veya zayıf imanlıların inkarcılarla dostluk kurmasını eleştirmekte, bu davranışın Allah'ın gazabına ve ebedi azaba yol açacağını vurgulamaktadır. Ayet, 'tevelli' (dost edinme), 'küfür' (inkar), 'sakhat' (gazap) ve 'hulûd' (ebedi kalma) gibi temel kavramlar üzerinden bu tehlikeli ilişkiyi ve sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vely (ولى) kelimesi, iki şey arasında aracı olmaksızın yakınlık bulunmasıdır. Tevellî (تولّي) ise, bir şeyi dost edinmek, ona yönelmek, onu desteklemek ve ona tabi olmak anlamına gelir. Ayetteki 'yetevvellevne' ifadesi, müminlerin inkarcıları dost ve sırdaş edinerek onlara yakınlaşmasını, onlara arka çıkmasını ve onların tarafını tutmasını kınamaktadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Vely (ولى) kelimesi, 'yardım etmek' ve 'dost edinmek' anlamlarına gelir. 'Yetevvellevne' ifadesi, onların inkarcılara yardım ettiklerini ve onları kendilerine dost edindiklerini, böylece onlara meylettiklerini ve onlarla ittifak kurduklarını mecazi bir dille ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): V-l-y kökünden türeyen 'velî' ve 'tevellî' kavramları, Kur'an'da 'koruyucu, dost, yardımcı' ve 'dost edinmek, birine bağlanmak' anlamlarında merkezi bir rol oynar. Bu ayetteki 'yetevvellevne' ifadesi, müminlerin, Allah'a ve müminlere karşı düşmanlık besleyen inkarcılarla kurdukları bu 'dostluk' ve 'bağlılık' ilişkisinin, dinî kimliklerine aykırı olduğunu ve ciddi bir sapma teşkil ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfr (كفر) kelimesi, bir şeyi örtmek anlamına gelir. Şer'î anlamda ise, Allah'ın birliğini, peygamberlerini, kitaplarını veya ahiret gününü inkar etmek, yani hakikati örtmek demektir. Ayetteki 'keferû' ifadesi, Allah'ın ayetlerini ve peygamberin getirdiği dini inkar eden, hakikati bile bile reddeden kimseleri ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Küfr (كفر), Allah'ın nimetlerini örtmek, nankörlük etmek ve O'na isyan etmek anlamlarına gelir. Bu ayetteki 'keferû' kelimesi, Allah'ın emirlerini ve yasaklarını tanımayan, O'nun varlığını ve birliğini reddeden, böylece hakikati gizleyen kimseleri tanımlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Küfr (كفر) kavramı, Kur'an'ın temel karşıt kavramlarından biridir ve 'iman'ın zıddıdır. Hakikati örtmek, nankörlük etmek ve Allah'ın mesajını reddetmek anlamlarını içerir. Ayetteki 'ellezîne keferû' ifadesi, Allah'ın vahyine karşı çıkan, onu kabul etmeyen ve bu nedenle ilahi düzene aykırı bir yaşam süren kişileri işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kadem (قدم) kelimesi, öne geçmek, ilerlemek anlamına gelir. Takdîm (تقديم) ise, bir şeyi öne sürmek, göndermek demektir. Ayetteki 'kaddemet lehum enfusuhum' ifadesi, kişilerin kendi nefislerinin arzularına uyarak işledikleri ve ahiret için önceden gönderdikleri kötü amelleri ve bu amellerin getireceği kötü sonuçları mecazi olarak anlatır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kadem (قدم) fiili, bir şeyi öne almak, ilerletmek anlamındadır. 'Kaddemet' fiili, kişinin kendi eliyle veya iradesiyle geleceği için hazırladığı şeyleri ifade eder. Bu ayette, nefislerin inkarcılarla dostluk kurma gibi kötü bir eylemi 'önceden gönderdiği' bir amel olarak sunulur ki, bu da ahiretteki kötü akıbetin sebebi olacaktır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sahat (سخط) kelimesi, rızanın zıddı olup, şiddetli hoşnutsuzluk ve gazap anlamına gelir. Allah'ın gazabı ise, O'nun cezalandırma iradesinin tecellisidir. Ayetteki 'en sahita Allahu aleyhim' ifadesi, inkarcılarla dostluk kuranların bu davranışları nedeniyle Allah'ın şiddetli gazabına uğradıklarını ve O'nun rahmetinden mahrum kaldıklarını belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sahat (سخط), Allah'ın bir kuldan razı olmaması, ona karşı öfkelenmesi ve onu cezalandırmayı dilemesi demektir. Bu ayetteki 'sahita' kelimesi, Allah'ın, müminlerin inkarcılarla dostluk kurmasından duyduğu derin hoşnutsuzluğu ve bu davranışın ahiretteki cezai karşılığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hulûd (خلود) kelimesi, bir şeyin uzun süre kalması veya ebediyen devam etmesi anlamına gelir. Cennet ve cehennem ehli için kullanıldığında ise, ebediyen kalmayı ifade eder. Ayetteki 'hum hâlidûn' ifadesi, Allah'ın gazabına uğrayanların, azabın içinde sonsuza dek kalacaklarını, bu durumun geçici olmadığını ve bir sonu olmadığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hulûd (خلود), bir yerde sürekli ve kesintisiz olarak ikamet etmek demektir. Kur'an'da cehennem ehli için kullanıldığında, onların azabın içinde ebediyen kalacaklarını, oradan bir daha çıkamayacaklarını kesin bir dille ifade eder. Bu ayetteki 'hâlidûn' kelimesi, inkarcılarla dostluk kurmanın getirdiği ilahi gazabın nihai ve kalıcı sonucunu, yani ebedi azabı belirtir.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(80) (Terâ kesîren minhüm yetevellevnellezîne keferu* le bi'se ma kaddemet lehüm enfüsühüm en sehıtAllahu aleyhim ve fîl azâbi hüm hâlidun;)
“Onlardan birçoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kadar kötüdür! Allah onlara gazâbetmiştir. Onlar ebedî olarak azap içinde kalacaklardır.”