Kânû lâ yetenâhevne ‘an munkerin fe'alûh(u)(c) lebi/se mâ kânû yef'alûn(e)
İşledikleri herhangi bir kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yapmakta oldukları ne kötüydü!
Onlar, yaptıkları kötülüklerden vazgeçmiyorlardı. Yaptıkları şey ne kötü idi.
Mâide Suresi'nin 79. ayeti, İsrailoğulları'nın ahlaki çöküşünü ve birbirlerini kötülükten alıkoymamalarını ele almaktadır. Ayet, 'nehy-i anil münker' ilkesinin terk edilmesinin toplumsal yozlaşmadaki rolünü dilbilimsel ve semantik derinlikle vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nehy (نهي), bir şeyi yapmaktan alıkoymak, men etmektir. 'Tenâhî' (تناهي) ise karşılıklı olarak birbirini bir şeyden alıkoymak anlamına gelir. Ayetteki 'lâ yetenâhevne' ifadesi, onların birbirlerini işledikleri münkerden men etmediklerini, yani bu sorumluluğu yerine getirmediklerini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu kelime, 'nehy' kökünden türemiştir ve karşılıklı olarak bir şeyi bırakmayı veya bir şeyden vazgeçmeyi ifade eder. Ayetteki kullanımı, onların birbirlerini kötülükten alıkoyma görevini ihmal ettiklerini, bu konuda pasif kaldıklarını mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'nehy' kavramını Kur'an'daki ahlaki buyruklar sisteminin temel direklerinden biri olarak inceler. 'Nehy-i anil münker' (kötülükten sakındırma) ilkesinin terk edilmesi, toplumsal düzenin bozulmasına yol açan önemli bir faktördür. Ayetteki 'yetenâhevne' fiili, bu ilkenin karşılıklı olarak uygulanmamasının bir eleştirisidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Münker (منكر), akıl veya şeriat tarafından çirkin görülen, hoş karşılanmayan her şeydir. Maruf'un (معروف) zıttıdır. Ayetteki 'münker' kelimesi, onların işledikleri ve birbirlerini alıkoymadıkları her türlü kötü, çirkin ve dinen yasaklanmış fiili kapsar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Münker, insanların kalplerinin hoşlanmadığı, akıllarının reddettiği ve şeriatın yasakladığı her şeydir. Ayette, İsrailoğulları'nın birbirlerini bu türden çirkin fiillerden men etmedikleri vurgulanarak, ahlaki duyarsızlıkları eleştirilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'münker' kelimesinin Kur'an'daki kullanımını incelerken, onun sadece bireysel günahları değil, aynı zamanda toplumsal yozlaşmaya yol açan her türlü kötü davranışı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'münker', toplumsal bir sorumluluk olan 'nehy-i anil münker'in ihmal edildiği geniş bir kötülük yelpazesini işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Fiil (فعل), bir işi yapmak, bir eylemi gerçekleştirmektir. Ayetteki 'fe'alûhu' (onu yaptılar) ifadesi, İsrailoğulları'nın 'münker'i sadece düşünmekle kalmayıp, bizzat işlediklerini ve bu eylemlerin somut bir gerçeklik olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Fiil, bir şeyin meydana gelmesini sağlayan eylemdir. Ayetteki 'fe'alûhu' kelimesi, 'münker'in sadece bir niyet veya düşünce olmadığını, aksine fiiliyata dökülmüş, gerçekleşmiş bir eylem olduğunu açıkça belirtir. Bu, onların sorumluluğunu daha da artırır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Bi'se (بئس), zem (kınama) fiillerindendir ve bir şeyin ne kadar kötü olduğunu ifade etmek için kullanılır. Ayetteki 'lebi'se' (lam-ı te'kid ile) ifadesi, onların yaptıkları 'münker'in ve birbirlerini ondan alıkoymamalarının şiddetli bir şekilde kınandığını ve çok kötü bir davranış olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Bi'se, bir şeyin çirkinliğini ve kötülüğünü belirtmek için kullanılan bir fiildir. Ayetteki 'lebi'se mâ kânû yef'alûn' ifadesi, İsrailoğulları'nın süreklilik arz eden kötü fiillerinin ve bu fiiller karşısındaki pasifliklerinin Allah katında ne denli büyük bir olumsuzluk taşıdığını kesin bir dille ifade eder.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(79) (Kânu la yetenahevne an münkerin fealuh* lebi'se ma kânu yef’âlun;)
“Onlar, yaptıkları kötülüklerden vazgeçmiyorlar dı. Yaptıkları şey ne kötü idi.”