Mâ ‘alâ-rrasûli illâ-lbelâġ(u)(k) va(A)llâhu ya'lemu mâ tubdûne vemâ tektumûn(e)
Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğdir. Allah, sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.
Peygamber'in üzerine düşen sadece duyurmadır. Allah, açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.
Mâide Suresi'nin 99. ayeti, peygamberin temel vazifesini ve Allah'ın her şeyi kuşatan ilmini vurgulamaktadır. Ayet, tebliğ ve bilme fiilleri üzerinden ilahi irade ile beşeri sorumluluk arasındaki ilişkiyi dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'resul' kelimesini 'risalet' kökünden türeterek, bir yerden diğerine gönderilen, özellikle de Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara ulaştıran kişi olarak tanımlar. Ayetteki 'er-Resûl', Hz. Muhammed'i ifade ederek, onun görevinin ilahi mesajı insanlara ulaştırmakla sınırlı olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'resul' kavramını 'nebi'den ayırarak, resulün kendisine özel bir şeriat ve kitap verilen, tebliğle görevli kişi olduğunu vurgular. Ayetteki kullanım, peygamberin asli vazifesinin tebliğ olduğunu, bunun ötesinde bir zorlama yetkisinin olmadığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'belâğ' kelimesini 'ulaşmak, varmak' anlamında kullanır ve Kur'an bağlamında mesajın muhatabına eksiksiz bir şekilde ulaştırılması olarak açıklar. Ayetteki 'el-belâğ', peygamberin görevinin sadece ilahi mesajı insanlara olduğu gibi aktarmak olduğunu, hidayetin Allah'tan olduğunu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'belâğ'ı 'tebliğ' ile eş anlamlı tutar ve Kur'an'da bu kelimenin, Allah'ın emirlerinin insanlara ulaştırılması anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'illâ el-belâğ' ifadesi, peygamberin görevinin sadece bu tebliğle sınırlı olduğunu, zorlama veya hidayet etme yetkisinin olmadığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'belâğ' kavramını Kur'an'ın temel iletişim stratejilerinden biri olarak ele alır. Ona göre 'belâğ', ilahi mesajın insanlara açık ve anlaşılır bir şekilde sunulmasıdır. Ayetteki bağlamda, peygamberin görevinin bu mesajı net bir biçimde iletmekten ibaret olduğunu, sonucun Allah'a ait olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' kökünü 'bir şeyin hakikatini idrak etmek' olarak tanımlar ve Allah'ın ilminin her şeyi kuşattığını, gizli ve açık hiçbir şeyin O'ndan saklı kalmadığını belirtir. Ayetteki 'ya'lemu', Allah'ın insanların açıkladıkları ve gizledikleri her şeyi tam olarak bildiğini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ilm'i, bir şeyin hakikatini olduğu gibi kavramak olarak açıklar ve Allah'ın ilminin mutlak ve sınırsız olduğunu vurgular. Ayetteki 'ya'lemu', Allah'ın insanların niyetlerini, düşüncelerini ve eylemlerini tam bir vukufiyetle bildiğini, dolayısıyla tebliğin sonucunun da O'nun takdirinde olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'bedâ' fiilini 'zuhur etmek, ortaya çıkmak' anlamında kullanır. Ayetteki 'tübdûne', insanların söz ve fiilleriyle dışa vurdukları, başkaları tarafından görülebilen veya duyulabilen şeyleri ifade eder. Allah'ın bu açık eylemleri bildiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'ibdâ'' fiilinin 'izhar etmek, açığa vurmak' manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mâ tübdûne', insanların aleni olarak yaptıkları veya söyledikleri şeyleri kapsar. Bu, Allah'ın sadece gizli olanı değil, aynı zamanda açık olanı da bildiğini pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ketm' fiilini 'gizlemek, örtmek' olarak açıklar. Ayetteki 'tektumûne', insanların içlerinde sakladıkları, başkalarından gizledikleri niyetleri, düşünceleri veya sırları ifade eder. Bu, Allah'ın ilminin sadece görüneni değil, görünmeyeni de kuşattığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ketm' kavramının Kur'an'da genellikle hakikati gizleme, bilgiyi saklama bağlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mâ tektumûne', insanların kalplerinde veya zihinlerinde sakladıkları her türlü düşünce ve niyeti kapsar. Bu, Allah'ın mutlak ilminin bir göstergesidir.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(99) (Ma aler Resuli illel belağ* vAllahu ya'lemü ma tübdune ve ma tektümun;)
“Peygamber'in üzerine düşen sadece duyurmadır. Allah, açıkladıklarınızı da gizledikleri-nizi de bilir.” Yâni o kendisine bildirileni tebliğ eder ve kendisinden bir şey ilâve etmez.