Seya'lemûne ġaden meni-lkeżżâbu-l-eşir(u)
Onlar yarın bilecekler: Kimmiş yalancı, kimmiş şımarık!
Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.
Kamer Suresi 26. ayet, kıyamet gününde veya yakın gelecekte, kimin yalancı ve şımarık olduğunun ortaya çıkacağını vurgular. Ayet, 'bilmek', 'yarın', 'yalancı' ve 'şımarık' gibi temel kavramlar üzerinden bir tehdit ve uyarı mesajı taşımaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmektir. Bu ayetteki 'se-ya'lemûne' ifadesi, gelecekteki bir zamanda, inkar edenlerin hakikati kesin olarak anlayacaklarını, yani kendilerine vaat edilen azabın veya gerçeğin vuku bulduğunu idrak edeceklerini belirtir. Bu, sadece bir bilgi edinme değil, aynı zamanda bir tecrübe ve yüzleşme anlamı taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'ilm' kavramının Kur'an'da sadece teorik bilgi değil, aynı zamanda pratik ve deneyimsel bir kavrayışı da ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'se-ya'lemûne', inkar edenlerin 'yarın' (kıyamet günü veya yakın bir azap anı) kendi yalanlarının ve şımarıklıklarının sonuçlarını bizzat yaşayarak öğrenecekleri, yani hakikatin onlara apaçık bir şekilde tezahür edeceği anlamına gelir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Ğaden' kelimesi, sözlükte 'yarın' anlamına gelir. Ancak Kur'an bağlamında, bazen mecazi olarak 'gelecek zaman' veya 'yakın gelecek' anlamında da kullanılır. Bu ayette, inkar edenlerin akıbetlerinin çok da uzak olmayan bir zamanda kendilerine gösterileceği, yani kıyamet günü veya dünyevi bir azapla karşılaşacakları ima edilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ğaden' kelimesinin Kur'an'da bazen 'yakın gelecek' veya 'kıyamet günü' için bir kinaye olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, tehdidin ve uyarının aciliyetini ve kaçınılmazlığını vurgular; yani 'yarın' ifadesi, 'çok geçmeden' veya 'hesap günü geldiğinde' anlamlarına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Kezzâb', 'kizb' kökünden türemiş mübalağa sigasıdır ve çok yalan söyleyen, yalanı meslek edinmiş kişi anlamına gelir. Ayette, peygamberi yalanlayan ve hakikati inkar edenlerin bu sıfatla nitelendirildiği, onların yalanlarının sadece bir kerelik değil, sürekli ve karakterlerinin bir parçası olduğu vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kezzâb' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'a, peygamberlere veya ilahi mesajlara karşı yalan söyleyenler için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, peygamberin getirdiği mesajı yalanlayan ve kendilerini haklı görenlerin, aslında 'pek yalancı' oldukları ve bu yalanlarının sonuçlarıyla yüzleşecekleri ifade edilir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): 'Eşir', 'eşer' kökünden gelir ve şımarıklık, azgınlık, kibir ve haddi aşma anlamlarını taşır. Bu ayette, inkar edenlerin sadece yalancı olmakla kalmayıp, aynı zamanda sahip oldukları güç veya refah nedeniyle şımarıkça davranan, kibirli ve azgın kişiler oldukları belirtilir. Bu durum, onların hakikati kabul etmelerine engel olan ahlaki bir kusuru ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'eşer' kelimesinin, nimetlere karşı nankörlük edip azgınlaşmak, şımarmak ve kibirlenmek anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'el-eşir' ifadesi, inkar edenlerin, Allah'ın kendilerine verdiği imkanları kötüye kullanarak, peygamberi ve mesajını küçümseyen, haddini bilmez bir tavır içinde olduklarını vurgular.
Kamer Sûresi
Bunun bugün farkında değillerdir. Ama nefsi emmarenin bu yaşantısının hakikatini açığa çıkacağı o gün - bu gün men-kim bu rububiyet hakikatini bugünden farkederse ve bu âyet onun gönlünde açılmışsa, görmektedir. (M.D.)