Ve nebbi/hum enne-lmâe kismetun beynehum(s) kullu şirbin muhtedar(un)
"Onlara, suyun (deve ile) kendileri arasında (nöbetleşe) paylaştırıldığını, bildir. Her su nöbetinde sahibi hazır bulunsun."
Kamer Sûresi
O zamanın “Kâmil insan-ı” Rasûlu, onlara devenin sulanması lâzım geldiğini ifade etti. Çünkü devenin hedefine varması için yakıta ihtiyacı vardır. Bu yakıtında verilmesi kişiye aittir. Onlar bu suyu vermek istemediler. Allah’ın taksimi olan bir gün devenin bir gün kavmin kullanmasını istemediler. Ve bu yüzden hakk’ın taksimini beğenmeyip kendi akılları üzere suyun kandilerine kalması için deveyi öldürdüler. Ve böylece kendi yol vasıtalarını kendileri yok etmiş oldular. O bedenin de yükünü çeken gönül devesinin ilmi, ilmi İlâhiyye olan, bâtın âleminin deryasından gelen hayat ve ilim suyudur.
Kişinin bu hayat suyunu kullana bilmesi için o suyun abone merkezi olan bir İnsân-ı Kâmile gidip, oradan kendi hesabına, eğer verirlerse! Bir abone alması lâzımdır ki o hayat ve ilim suyunu kullanma hakkını kazanmış olsun, eğer bu yol ile İlâh-i hayat ve ilim suyuna abone olamazsa oradan kullanmaya kalktığı suyu kesilir, ancak o suyun zahirde olan tortusunu kullanabilir. O ise kabuk hükmünde olan zâhiri sûret bilgilerdir. Bizi “râh-ı aşk” aşk ve muhabbetullah yoluna, ilmi ilâhiyye derslerine götürecek olan beden devemizi “sulayınız.” hükmüne uymadan susuz bırakarak ölümüne sebep olursak o deve bizden bunun hesabını ahrette soracaktır. Eğer “sulayınız.” Hükmüne uyarak onun bu ihtiyacını karşılarsak o deve hengi mertebeye gelirsek gelelim bizim binitimiz olacaktır. “ İz- -T-B- ”