İçeriğe atla
Kamer 31Cüz 27 · Sayfa 530

Kamer Sûresi 31. Âyet

القمر

Sohbete sor

İnnâ erselnâ ‘aleyhim sayhaten vâhideten fekânû keheşîmi-lmuhtazir(i)

Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler gibi oldular.

Kamer Sûresi

Âyet-i kerime zât mertebesi âyetlerindendir.


Sayha, sesin en yüksek hâlidir. Tabiatın çıkardığı bilinen en yüksek ses yanardağ patlamasıdır. Zaten ufalanmış ve sıcaktan kavrulmuş ot benzetmesi, aktif volkanik hareketliliğin bir anda yeryüzüne çıkması ile oluşan ultrasonik ses dalgalarının yıkıcılığını net olarak tarif etmektedir. İbn Aşür’e göre onları helak eden büyük, olağanüstü bir yıldırım da olabilir.[116]

Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyitleri ile devam edelim.

Şimdi o ona hudüdsuz safâ verdi ve ondan sonra da o zulmetten onun zıddını koydu.

Ya’nî, Hak Teâlâ o kalb sâhibi olan insân-ı kâmile nihâyetsiz ve hudûdsuz safa ve temizlik ve parlaklık verdi; ve bu safvetten sonra yine Hak Teâlâ zulmet ve küdûret cihetinden o safvetin zıddı olan cismâniyeti de koydu. Binâenaleyh insân-ı kâmil sûret cihetinden kesîf ve bulanık ve kalb ve ma’nâ cihetinden latîf ve sâf oldu.

Beyaz ve siyah iki bayrak yaptı. O birisi Âdem, diğeri yolun İblîs'idir.

Hak Teâlâ bu âlem-i keserât ve kesâfete iki bayrak dikti. Birisi cem’iyyet-i esmâiyyeyi hâiz olan halîfe ve insân-ı kâmil ve diğeri de Hak yolunun İblîs’idir. Bu bayrakların birisi beyaz ve diğeri karadır. Zîrâ esmâ-i ilâhiyye mütekâbil ve mütezâddır. İnsân-ı kâmil ism-i Hâdî’nin mazhar-ı etemmi olup beyaz ve sâf bayraktır; ve İblîs ism-i Mudill’in mazhar-ı etemmi olup kara ve münkedir bayraktır ve insanlann bir kısmı bu beyaz bayrak altında ve bir kısmı da kara bayrak altında toplanırlar.

Semûd için dahi, onların cânını kapan bir sayhayı hizmetkâr yaptı.

“Sayha”, son derece şiddetli bir ses çıkarmak demektir. Ya'nî, Hicâz ile Şâm arasında sâkin olan Semûd kavmine Hak Teâlâ beyaz bayrak sâhibi olan Sâlih (a.s.)ı gönderdi. Onlar İblîs’in kara bayrağına tâbi’ olup muhâlefet ettiler. Hak Teâlâ salâh kabûl etmeyen bu kavmin cânını kapan ve kendilerini helâk eden bir sayhayı hizmetçi yaptı. Nitekim âyet-i kerîmede (Kamer, 54/31) ya’nî “Muhakkak biz onların üzerine bir sayha gönderdik" buyurulur. Bu sayhanın keyfiyeti meçhûldür. Semûd kavminin helâkine sebeb olduğuna bakılırsa, gâyet dehşetli bir ses olup, korkularının şiddetinden ödleri patladığı anlaşılır.[117]

Sayhanın (sarsıntının) şiddetinden hepsinin ödleri patladı. Hepsi helâk olup gittiler. Bundan sonra da yurtları hiç mâmur edilmedi. Sanki hiç insân yaşamamış bir yer hâlini aldı. Semûd kavmi helâk edildikten sonra Sâlih aleyhisselâm, îman edenlerle birlikte gelip, yerle bir edilen şehre ibretle bakarak; “Ey kavmim! Sizden hiçbir ücret istemeden, sizi sâdece Allahü teâlâ îman etmeye dâvet ettim ve bunu size nice nasihatlar yaptım. Fakat siz dinlemediniz. Sonra bu azâba uğradınız!” dedi. Sâlih aleyhisselâm, kavminin helâkinden sonra kendisine îman edenlerle birlikte Mekke’ye veya Şam taraflarına gitti. Remle kasabasına yerleşti. Hadramût tarafına gittiğine dâir rivâyetler de vardır.[118] “ İz- -T-B- ”

“keheşîmi-lmuhtazir” Ağıldaki veya ahırdaki kurumuş ot gibi… Hayvanlar gündüzleri yayıldıktan sonra akşam ahırlarına – ahirlerine yani sonlarına dönerler. Kışın taze ot bulamadıklarından ahirlerinde kurumuş otları yerler. Kışın ise celal tecellisidir. Kurumuş ot ise fikirlerdir. Nefsin heva ve hevesinin fikirleri hakikatin sayhasını duyunca kurumuş ota döner ve sonlarında bu düşünce ve fikirleri bir işe yaramaz. (M.D.)


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)