Bi-ekvâbin ve ebârîka veke/sin min ma'în(in)
(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.
Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.
Vâkıa Suresi'nin 18. ayeti, cennet tasvirinin bir parçası olarak, cennet ehlinin içeceklerini sunan kapları ve bu içeceklerin kaynağını dilbilimsel bir zenginlikle anlatır. Ayet, 'ekvâb', 'ebârîk' ve 'ke's' gibi kelimelerle farklı içecek kaplarını ifade ederken, 'ma'în' kelimesiyle de bu içeceklerin berrak ve sürekli akışını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kevbe' kelimesinin kulpsuz ve ağızsız kap anlamına geldiğini belirtir. Ayette geçen 'ekvâb' ise bunun çoğuludur ve cennetteki içeceklerin sunulduğu özel kapları ifade eder, bu da cennet nimetlerinin eksiksizliğini ve estetiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ekvâb'ı 'kulpsuz kadehler' olarak açıklar. Bu, cennet ehlinin rahat ve zahmetsizce içeceklerini tüketebilecekleri, dünyadaki kaplardan farklı, özel bir tasarıma sahip kapları işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kevb' kelimesinin 'kadeh' anlamında kullanıldığını ve 'ekvâb'ın kulpsuz kadehler olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, cennetin maddî zenginliğini ve içeceklerin sunumundaki ihtişamı gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ibrîk' kelimesinin 'kulplu ve emzikli kap' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'ebârîk' kelimesi, cennet içeceklerinin servis edildiği, estetik ve fonksiyonel açıdan zengin kapları tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ibrîk' kelimesinin 'parlamak' (beraka) kökünden geldiğini ve suyun parlaklığını yansıtan bir kap olduğunu belirtir. Cennet bağlamında, bu ibriklerin hem maddî güzelliğini hem de içlerindeki içeceğin berraklığını ima eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ibrîk'in kulplu ve emzikli kap olduğunu ve 'ebârîk'in bunun çoğulu olduğunu açıklar. Bu, cennet ehlinin içeceklerini dökmek ve sunmak için kullanılan çeşitli ve zarif kaplara sahip olacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ke's' kelimesinin genellikle içinde içecek bulunan kadeh anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, cennet ehlinin keyif ve zevk içinde içeceklerini tüketecekleri, özel olarak tasarlanmış kadehleri ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ke's'in içi dolu kadeh olduğunu, boş olduğunda ise 'kadeh' olarak adlandırılmadığını belirtir. Bu, cennetteki kadehlerin her zaman dolu ve içime hazır olacağını, dolayısıyla nimetlerin sürekliliğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ke's' kelimesinin Kur'an'da genellikle cennet şarabı ile birlikte kullanıldığını ve bu bağlamda dünyevî içki kadehinden farklı, ilahî bir zevki temsil ettiğini belirtir. Ayetteki 'ke's', cennetin manevi ve maddi hazlarını bir araya getiren bir semboldür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ma'în' kelimesinin 'akan su' anlamına geldiğini ve gözle görülebilir olduğunu belirtir. Ayetteki 'min ma'în' ifadesi, cennet içeceklerinin kaynağının berrak, temiz ve kesintisiz olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ayn' (göz) kökünden türeyen 'ma'în'in, gözle görülebilen ve sürekli akan su kaynağı olduğunu açıklar. Bu, cennetin su kaynaklarının bolluğunu, saflığını ve erişilebilirliğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ma'în' kelimesinin 'göz' anlamından hareketle, gözle görülebilen, akıp giden su kaynağı anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, cennet içeceklerinin kaynağının hem berrak hem de sürekli akış halinde olduğunu, dolayısıyla tükenmez bir nimet olduğunu gösterir.
Vâkı'a Sûresi
لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ ﴿١٩﴾