İçeriğe atla
TefsirVâkıa
Sure 56Mekkî96 ayet

Vâkıa

Kıyamet

الواقعة

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ

1Cüz 27 · Sayfa 534

إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

İżâ veka'ati-lvâki'a(tu)

(1-2) Kesin gerçekleşecek (olan Kıyamet) koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır.

2Cüz 27 · Sayfa 534

لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

Leyse livak'atihâ kâżibe(tun)

(1-2) Kesin gerçekleşecek (olan Kıyamet) koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır.

3Cüz 27 · Sayfa 534

خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ

Ḣâfidatun râfi'a(tun)

(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

4Cüz 27 · Sayfa 534

إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا

İżâ rucceti-l-ardu raccâ(n)

(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

5Cüz 27 · Sayfa 534

وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا

Ve busseti-lcibâlu bessâ(n)

(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

6Cüz 27 · Sayfa 534

فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا

Fekânet hebâen munbeśśâ(n)

(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

7Cüz 27 · Sayfa 534

وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَـٰثَةً

Ve kuntum ezvâcen śelâśe(ten)

(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

8Cüz 27 · Sayfa 534

فَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ

Fe-ashâbu-lmeymeneti mâ ashâbu-lmeymene(ti)

Ahiret mutluluğuna erenler var ya; ne mutlu kimselerdir!

9Cüz 27 · Sayfa 534

وَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ

Ve ashâbu-lmeş-emeti mâ ashâbu-lmeş-eme(ti)

Kötülüğe batanlara gelince; ne mutsuz kimselerdir!

10Cüz 27 · Sayfa 534

وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ

Ve-ssâbikûne-ssâbikûn(e)

(10-11) (İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette de) öne geçenlerdir. İşte onlar (Allah'a) yaklaştırılmış kimselerdir.

11Cüz 27 · Sayfa 534

أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ

Ulâ-ike-lmukarrabûn(e)

(10-11) (İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette de) öne geçenlerdir. İşte onlar (Allah'a) yaklaştırılmış kimselerdir.

12Cüz 27 · Sayfa 534

فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Fî cennâti-nna'îm(i)

Onlar, Naim cennetlerindedirler.

13Cüz 27 · Sayfa 534

ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Śulletun mine-l-evvelîn(e)

(13-14) Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir.

14Cüz 27 · Sayfa 534

وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

Ve kalîlun mine-l-âḣirîn(e)

(13-14) Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir.

15Cüz 27 · Sayfa 534

عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ

‘Alâ sururin mevdûne(tin)

(15-16) Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

16Cüz 27 · Sayfa 534

مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَـٰبِلِينَ

Mutteki-îne ‘aleyhâ mutekâbilîn(e)

(15-16) Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

17Cüz 27 · Sayfa 535

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ

Yatûfu ‘aleyhim vildânun muḣalledûn(e)

(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

18Cüz 27 · Sayfa 535

بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ

Bi-ekvâbin ve ebârîka veke/sin min ma'în(in)

(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

19Cüz 27 · Sayfa 535

لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ

Lâ yusadde'ûne ‘anhâ velâ yunzifûn(e)

(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

20Cüz 27 · Sayfa 535

وَفَـٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

Ve fâkihetin mimmâ yeteḣayyerûn(e)

(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

21Cüz 27 · Sayfa 535

وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

Ve lahmi tayrin mimmâ yeştehûn(e)

(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

22Cüz 27 · Sayfa 535

وَحُورٌ عِينٌ

Ve hûrun ‘în(un)

(22-23) Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır.

23Cüz 27 · Sayfa 535

كَأَمْثَـٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ

Ke-emśâli-llu/lui-lmeknûn(i)

(22-23) Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır.

24Cüz 27 · Sayfa 535

جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

Cezâen bimâ kânû ya'melûn(e)

(Bütün bunlar) işledikleri amellere karşılık bir mükafat olarak (verilir.)

25Cüz 27 · Sayfa 535

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا

Lâ yesme'ûne fîhâ laġven velâ te/śîmâ(n)

Orada ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir şey işitirler.

26Cüz 27 · Sayfa 535

إِلَّا قِيلًا سَلَـٰمًا سَلَـٰمًا

İllâ kîlen selâmen selâmâ(n)

Sadece "selam!", "selam!" sözünü işitirler.

27Cüz 27 · Sayfa 535

وَأَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ

Ve ashâbu-lyemîni mâ ashâbu-lyemîn(i)

Ahiret mutluluğuna erenler, ne mutlu kimselerdir!

28Cüz 27 · Sayfa 535

فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ

Fî sidrin maḣdûd(in)

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

29Cüz 27 · Sayfa 535

وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ

Ve talhin mendûd(in)

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

30Cüz 27 · Sayfa 535

وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ

Ve zillin memdûd(in)

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

31Cüz 27 · Sayfa 535

وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ

Ve mâ-in meskûb(in)

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

32Cüz 27 · Sayfa 535

وَفَـٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ

Ve fâkihetin keśîra(tin)

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

33Cüz 27 · Sayfa 535

لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ

Lâ maktû'atin velâ memnû'a(tin)

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

34Cüz 27 · Sayfa 535

وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ

Ve furuşin merfû'a(tin)

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

35Cüz 27 · Sayfa 535

إِنَّآ أَنشَأْنَـٰهُنَّ إِنشَآءً

İnnâ enşe/nâhunne inşâ-â(n)

Biz onları (hurileri) yepyeni bir yaratılışta yarattık.

36Cüz 27 · Sayfa 535

فَجَعَلْنَـٰهُنَّ أَبْكَارًا

Fece'alnâhunne ebkârâ(n)

(36-38) Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.

37Cüz 27 · Sayfa 535

عُرُبًا أَتْرَابًا

‘Uruben etrâbâ(n)

(36-38) Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.

38Cüz 27 · Sayfa 535

لِّأَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ

Li-ashâbi-lyemîn(i)

(36-38) Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.

39Cüz 27 · Sayfa 535

ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Śulletun mine-l-evvelîn(e)

(39-40) Bunların birçoğu öncekilerden, birçoğu da sonrakilerdendir.

40Cüz 27 · Sayfa 535

وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

Ve śulletun mine-l-âḣirîn(e)

(39-40) Bunların birçoğu öncekilerden, birçoğu da sonrakilerdendir.

41Cüz 27 · Sayfa 535

وَأَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ

Ve ashâbu-şşimâli mâ ashâbu-şşimâl(i)

Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir!

42Cüz 27 · Sayfa 535

فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ

Fî semûmin ve hamîm(in)

(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.

43Cüz 27 · Sayfa 535

وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ

Ve zillin min yahmûm(in)

(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.

44Cüz 27 · Sayfa 535

لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ

Lâ bâridin velâ kerîm(in)

(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.

45Cüz 27 · Sayfa 535

إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ

İnnehum kânû kable żâlike mutrafîn(e)

Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi.

46Cüz 27 · Sayfa 535

وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ

Ve kânû yusirrûne ‘alâ-lhinśi-l'azîm(i)

Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

47Cüz 27 · Sayfa 535

وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

Ve kânû yekûlûne e-iżâ mitnâ ve kunnâ turâben ve 'izâmen e-innâ lemeb'ûśûn(e)

Diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?"

48Cüz 27 · Sayfa 535

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

Eve âbâunâ-l-evvelûn(e)

"Evvelki atalarımız da mı?"

49Cüz 27 · Sayfa 535

قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ

Kul inne-l-evvelîne vel-âḣirîn(e)

(49-50) De ki: "Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır."

50Cüz 27 · Sayfa 535

لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

Lemecmû'ûne ilâ mîkâti yevmin ma'lûm(in)

(49-50) De ki: "Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır."

51Cüz 27 · Sayfa 536

ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ

Śumme innekum eyyuhâ-ddâllûne-lmukeżżibûn(e)

(51-52) Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.

52Cüz 27 · Sayfa 536

لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ

Leâkilûne min şecerin min zakkûm(in)

(51-52) Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.

53Cüz 27 · Sayfa 536

فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

Femâli-ûne minhâ-lbutûn(e)

Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.

54Cüz 27 · Sayfa 536

فَشَـٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ

Feşâribûne ‘aleyhi mine-lhamîm(i)

Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz.

55Cüz 27 · Sayfa 536

فَشَـٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ

Feşâribûne şurbe-lhîm(i)

Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.

56Cüz 27 · Sayfa 536

هَـٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ

Hâżâ nuzuluhum yevme-ddîn(i)

İşte bu hesap ve ceza gününde onlara ziyafetleridir.

57Cüz 27 · Sayfa 536

نَحْنُ خَلَقْنَـٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

Nahnu ḣalaknâkum felevlâ tusaddikûn(e)

Sizi biz yarattık. Hala tasdik etmeyecek misiniz?

58Cüz 27 · Sayfa 536

أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ

Eferaeytum mâ tumnûn(e)

Attığınız o meniye ne dersiniz?!

59Cüz 27 · Sayfa 536

ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَـٰلِقُونَ

E-entum taḣlukûnehu em nahnu-lḣâlikûn(e)

Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?

60Cüz 27 · Sayfa 536

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

Nahnu kaddernâ beynekumu-lmevte vemâ nahnu bimesbûkîn(e)

(60-61) Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.

61Cüz 27 · Sayfa 536

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَـٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ

‘Alâ en nubeddile emśâlekum ve nunşi-ekum fî mâ lâ ta'lemûn(e)

(60-61) Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.

62Cüz 27 · Sayfa 536

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ

Ve lekad ‘alimtumu-nneş-ete-l-ûlâ felevlâ teżekkerûn(e)

Andolsun, birinci yaratılışı(nızı) biliyorsunuz. O halde düşünseniz ya!

63Cüz 27 · Sayfa 536

أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ

Eferaeytum mâ tahruśûn(e)

Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?!

64Cüz 27 · Sayfa 536

ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

E-entum tezra'ûnehu em nahnu-zzâri'ûn(e)

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

65Cüz 27 · Sayfa 536

لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَـٰهُ حُطَـٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

Lev neşâu lece'alnâhu hutâmen fezaltum tefekkehûn(e)

Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz:

66Cüz 27 · Sayfa 536

إِنَّا لَمُغْرَمُونَ

İnnâ lemuġramûn(e)

"Muhakkak biz çok ziyandayız!"

67Cüz 27 · Sayfa 536

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

Bel nahnu mahrûmûn(e)

"Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!"

68Cüz 27 · Sayfa 536

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ

Eferaeytumu-lmâe-lleżî teşrabûn(e)

İçtiğiniz suya ne dersiniz?!

69Cüz 27 · Sayfa 536

ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ

E-entum enzeltumûhu mine-lmuzni em nahnu-lmunzilûn(e)

Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

70Cüz 27 · Sayfa 536

لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَـٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

Lev neşâu ce'alnâhu ucâcen felevlâ teşkurûn(e)

Dileseydik onu acı bir su yapardık. O halde şükretseydiniz ya!.

71Cüz 27 · Sayfa 536

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ

Eferaeytumu-nnâra-lletî tûrûn(e)

Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz?!

72Cüz 27 · Sayfa 536

ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ

E-entum enşe/tum şeceratehâ em nahnu-lmunşi-ûn(e)

Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

73Cüz 27 · Sayfa 536

نَحْنُ جَعَلْنَـٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَـٰعًا لِّلْمُقْوِينَ

Nahnu ce'alnâhâ teżkiraten ve metâ'an lilmukvîn(e)

Biz onu bir ibret ve ıssız yerlerde yaşayanlara bir yarar kaynağı kıldık.

74Cüz 27 · Sayfa 536

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

Fesebbih bismi rabbike-l'azîm(i)

O halde, O yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt).

75Cüz 27 · Sayfa 536

۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

Felâ uksimu bimevâki'i-nnucûm(i)

(75-76) Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir-

76Cüz 27 · Sayfa 536

وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

Ve-innehu lekasemun lev ta'lemûne ‘azîm(un)

(75-76) Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir-

77Cüz 27 · Sayfa 537

إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ

İnnehu lekur-ânun kerîm(un)

O, elbette değerli bir Kur'an'dır.

78Cüz 27 · Sayfa 537

فِى كِتَـٰبٍ مَّكْنُونٍ

Fî kitâbin meknûn(in)

Korunmuş bir kitaptadır.

79Cüz 27 · Sayfa 537

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ

Lâ yemessuhu illâ-lmutahherûn(e)

Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir.

80Cüz 27 · Sayfa 537

تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Tenzîlun min rabbi-l'âlemîn(e)

Alemlerin Rabb'inden indirilmedir.

81Cüz 27 · Sayfa 537

أَفَبِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ

Efebihâżâ-lhadîśi entum mudhinûn(e)

(81-82) Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah'ın verdiği rızka O'nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?

82Cüz 27 · Sayfa 537

وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

Ve tec'alûne rizkakum ennekum tukeżżibûn(e)

(81-82) Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah'ın verdiği rızka O'nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?

83Cüz 27 · Sayfa 537

فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ

Felevlâ iżâ belaġati-lhulkûm(e)

Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize!

84Cüz 27 · Sayfa 537

وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ

Ve entum hîne-iżin tenzurûn(e)

Oysa siz o zaman bakıp durursunuz.

85Cüz 27 · Sayfa 537

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَـٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ

Ve nahnu akrabu ileyhi minkum velâkin lâ tubsirûn(e)

Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz.

86Cüz 27 · Sayfa 537

فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ

Felevlâ in kuntum ġayra medînîn(e)

(86-87) Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize!

87Cüz 27 · Sayfa 537

تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

Terci'ûnehâ in kuntum sâdikîn(e)

(86-87) Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize!

88Cüz 27 · Sayfa 537

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

Fe-emmâ in kâne mine-lmukarrabîn(e)

(88-89) Fakat (ölen kişi) Allah'a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti vardır.

89Cüz 27 · Sayfa 537

فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ

Feravhun ve rayhânun ve cennetu na'îm(in)

(88-89) Fakat (ölen kişi) Allah'a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti vardır.

90Cüz 27 · Sayfa 537

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ

Ve emmâ in kâne min ashâbi-lyemîn(i)

(90-91) Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, "Selam sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!" denir.

91Cüz 27 · Sayfa 537

فَسَلَـٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ

Feselâmun leke min ashâbi-lyemîn(i)

(90-91) Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, "Selam sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!" denir.

92Cüz 27 · Sayfa 537

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

Ve emmâ in kâne mine-lmukeżżibîne-ddâllîn(e)

(92-93) Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

93Cüz 27 · Sayfa 537

فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ

Fenuzulun min hamîm(in)

(92-93) Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

94Cüz 27 · Sayfa 537

وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

Ve tasliyetu cahîm(in)

Bir de cehenneme atılma vardır.

95Cüz 27 · Sayfa 537

إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ

İnne hâżâ lehuve hakku-lyakîn(i)

Şüphesiz bu, kesin gerçektir.

96Cüz 27 · Sayfa 537

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

Fesebbih bismi rabbike-l'azîm(i)

Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.