Ve kânû yekûlûne e-iżâ mitnâ ve kunnâ turâben ve 'izâmen e-innâ lemeb'ûśûn(e)
Diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?"
Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"
Vâkıa Suresi'nin 47. ayeti, ahiret inancını reddedenlerin, ölümden sonraki dirilişi imkansız gören inkarcıların şüphelerini ve alaycı ifadelerini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'ölüm', 'toprak', 'kemik' ve 'diriliş' gibi temel kavramlar üzerinden, yeniden yaratılışın akla aykırı görüldüğü bir zihniyeti gözler önüne serer.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mevt' kelimesini canlının hayatının sona ermesi olarak tanımlar ve Kur'an'da farklı türlerde ölümlerden bahseder (gerçek ölüm, uyku gibi). Bu ayetteki 'mitnâ' ifadesi, bedenin ruhundan ayrılması ve canlılığın tamamen yitirilmesi anlamında kullanılmıştır, inkarcıların dirilişi imkansız görmelerinin temelini oluşturur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mevt'i, ruhun bedenden ayrılması ve duyuların işlevini yitirmesi olarak açıklar. Ayetteki 'mitnâ' kelimesi, inkarcıların, bedenin tamamen işlevsiz hale gelmesi ve dağılması durumunda yeniden dirilişin nasıl mümkün olacağını sorguladıklarını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'türâb' kelimesini bilinen toprak anlamında kullanır. Ayetteki 'türâben' ifadesi, ölen bedenin zamanla çürüyüp toprağa karışmasını, varlığının tamamen yok olmasını vurgulayarak, inkarcıların dirilişin imkansızlığına dair argümanlarını pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'türâb'ı, bedenin ölümden sonraki nihai hali olarak ele alır. Ayetteki kullanımı, bedenin toprağa dönüşerek dağılmasını ve bu durumun, inkarcılar nezdinde yeniden bir araya gelmenin ve dirilmenin önünde bir engel teşkil ettiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azm' kelimesini bedenin iskeletini oluşturan sert yapı olarak tanımlar. Ayetteki 'ızâmen' ifadesi, bedenin çürüdükten sonra geriye kalan en dayanıklı kısmını, yani kemikleri işaret eder. İnkarcılar, bu kemiklerin bile dağılıp yok olacağını düşünerek dirilişi reddederler.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ızâm' kelimesinin bedenin temel yapısını oluşturan ve ölümden sonra en son yok olan parçalar olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, inkarcıların, bedenin en sağlam kısımlarının bile dağılması durumunda yeniden dirilişin nasıl gerçekleşeceğine dair şüphelerini dile getirmelerini yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ba's' kavramını Kur'an'ın temel inançlarından biri olan 'yeniden diriliş' olarak inceler. Ayetteki 'lemab'ûsûne' ifadesi, inkarcıların bu inancı alaycı bir dille sorgulamalarını, yani ölüp toprak ve kemik olduktan sonra tekrar hayata döndürülmenin imkansız olduğunu düşündüklerini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ba's' kelimesinin 'uyandırmak, kaldırmak, göndermek' gibi anlamlara geldiğini ve Kur'an'da özellikle 'ölümden sonra diriltmek' manasında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'lemab'ûsûne' kelimesi, inkarcıların, Allah'ın kudretini küçümseyerek, dağılmış bedenlerin yeniden bir araya getirilip canlandırılmasının akıl dışı olduğunu iddia ettiklerini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ba's' kelimesinin 'bir şeyi yerinden kaldırmak, harekete geçirmek' ve özellikle 'ölüleri diriltmek' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'lemab'ûsûne' ifadesi, inkarcıların, ölümle tamamen yok olduğunu düşündükleri varlıkların yeniden diriltilme ihtimaline karşı duydukları şaşkınlığı ve inkarı yansıtır.
Vâkı'a Sûresi
اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ ﴿٤٨﴾